13 Kasım 2019
15 Rebiü'l-Evvel 1441
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






TASAVVUF’UN ANADOLU'YA GİRİŞİ


Ledünni demek, insanlara Allah’ın katından bahşedilen ilim demektir. Yani îlahî ilim demektir. İlahî ilmi beyan eden kültürün, Osmanlı Devleti’nin kuruluşu (1200-1300) yıllarında Anadolumuza dışarıdan üç merkezden geldiği görülmüştür.

1. Horasan
2. Şirvan
3. Erdebil

Yalnız Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan daha evvel Mevlâna Celâleddin-i Rumi, Sadreddin-i Konevi, Muhyiddin-i Cündi’nin sayelerinde Konya başlı başına bir irfan merkezi haline gelmişti. 8. yüzyılın sonlarında çok üstün bilgisi ve kemalatıyla bütün İslâm beldelerinde şöhret bulan bir zat zuhur etmişti. Bu zat Horasan’da Haf Köyü'nde doğduğu için Hafî namıyla anılan Zeyneddin’dir. 757’de doğmuş, 838’de vefat etmiş olup, türbesi Herad’dadır. Zeyneddin hacca giderken her indiği yerde bir çok kabiliyet sahiplerini terbiye ve irşat etmekteydi. Bunlardan birisi de Kudüs’ten geçerken kendisinden istifade eden, irfanından faydalanan Abdüllatif-i Mukaddesi’dir (doğumu 786, vefatı 856). Bu zat Zeyneddin-i Hafi hacdan döndüğü zaman onunla birlikte Horasan’a gitmişti. Bir zaman yanında kalmış, hizmetinde bulunduktan sonra müsaadesini alarak evvela Şam’a, oradan Konya’ya, sonra da Bursa’ya gelip yerleşmiştir. Bursa’da Zeyniye isimli tasavvuf yolunu neşreden bu zattır.

Sonra Merzifonlu Sarı Danişmend’in oğlu Abdurrahim Herad’a kadar gitmiş, Zeyneddin-i Hafi’ye intisap etmiş, ondan feyiz ve irfan, daha sonra da icazet alarak, talebe yetiştirmek üzere Anadolu’ya dönmüştür. Bir rivayete göre Zeyneddin-i Hafi, Abdurrahim için, bir aşk kütüğü yakıp Anadolu’nun üzerine attık demiştir. Daha sonra Sultan Murad bu zatı, Anadolu’da halkı bâtınî ve zahirî ilimler ile aydınlatmak üzere vazifelendirmiştir. Kendisi Rumi mahlası ile Türkçe aşıkane şiirler yazmıştır. Vefatı 838’de Merzifon’dadır.

On iki imamlardan, yedincisi İmam Musa Kâzım’ın neslinden olan Hacı Bektaşi Veli de Horasan'dan gelerek Anadolu’ya yerleşmiş erenlerdendir. Kendisi Nişabur’ludur. Lokman Perende Hazretleri'nin irşat ve terbiyesinde yetişmiştir. Horasan’dan gelerek Kırşehir’in Kara höyük (Hacı Bektaş) yöresine yerleşmiştir. Buraya nasıl ve ne zaman geldiği hakkındaki bilgiler rivayet hâlindedir. Osmanlı Devleti’nin askeri ocağı olan Yeniçeri teşkilatı da onun manevi himayesine verilmiştir.

Bektaşilik yolunun ikinci büyük siması, Balım Baba’dır. Bu yolun âdab ve merasimini o koymuştur.

Cengiz’in Horasan’ı işgal etmesi ile bir çok Müslüman Türk kabileleri şamanist olan Moğollar’dan kaçarak Anadolu’ya akın ve iltica etmişlerdir. Bu Türk kabileleri ile birlikte Horasan erenleri denilen bir çok kemal ve irfan sahibi bilginler de Anadolu’ya gelmişlerdir. Hacı Bektaşi Veli de bunlardan biriydi.

Türk edebiyat tarihimizde halk şiirleri diye söylenen tarzın kaynağı Bektaşi yazıları ve sözleridir. Bektaşiliğin kendi görüşleriyle uyguladıkları inanç ve amellerini kendilerine bırakalım. Basit ve Türkçe olarak söylenmiş sözlerinde tasavvuf felsefesinin en veciz ve ikna edici örnekleri vardır. Mesela:

Erişmeyen vahdete
Vahdetteki lezzete
Girerse de Cennet'e
Lezzet bulası değil

Vahdet tasavvuf ilminde birlik anlamına gelir. Ehli hakikat için de, varılması arzulanan ve bunun için gayret sarf edilen noktadır.

Hacı Bektaşi Veli bir sözünde “Allah’a giden yollar mahlukatın nefesi kadar çoktur.” buyurduğu gibi Bektaşilik’ten başka bir çok yolların, değişik bir görüş ve inanışları da vardır. Fakat İslâm’da değişmeyen hakikat şudur ki; Yol ancak Cenâb-ı Peygamber’in yoludur. Bu yol salikleri için inanç ve itikat, zikir ve fikir, Ehlibeyt'in, ehli sünnet vel cemaatin itikadı ve fikridir. Yani Resul-i Ekrem (SAV) Efendimiz’in inanç ve itikatları üzeredirler. Bu itikada göre bizler, Allah’ı Allah, Peygamberi peygamber, Veli’yi de veli olarak tanırız. Bunun aksi delâlet olur.

Cenâb-ı Hak akıl fikir ile bilinmez, göz ile görünmez, cismani his ile anlaşılmaz. Ancak iman nuru ile anlaşılır ve irfaniyet ile keşfedilir. Hakiki hüviyetini ise kendisinden gayrı bilen yoktur. Bizler onu ancak zatî, subuti ve manevi sıfatları ile biliriz. Aslında dini esaslara uymayan yol dalalettir. Bu yüzden tarikat namı altında dalalete giden, vahdete dahil oluyorum diye şirke dahil olan, fikir ve inanca sahip oluyorum diye itikatsızlığa giden yollar ve kimseler de çok olmuştur.

İkinci bir irfan merkezi Şirvan ise bir vakitler Seyyid Yahya sayesinde bütün dünyaca meşhur olmuş bir yerdi. Seyyid Yahya, Seyyid Bahaeddin-i Şirvani’nin oğlu olup, Şemahi şehrinde doğmuştur. Soyu pak ve münevver seyitler silsilesi ile Ehlibeyt'e dayanan Seyid Yahya, Cemali ile zahir, kemalatı ile bâtın bilinen, nadir yaratılmışlardan bir cevherdir. Tasavvuf ilmini Sadreddin-i Şirvani’den tahsil ederek, hocasının vefatından sonra Bakü’ye gelmiş ve orada ömrünün sonuna kadar kalmıştır. Aydınlatıcı ve irşat edici manevi sohbetlerinden pek çok kimseler istifade etmişlerdir. Hazreti Seyyid tasavvuf âleminde HALVETİ yolunun ikinci kurucusudur. 862 yılında vefat etmiştir. Türbesi Bakü’dedir.

Seyyid Yahya-i Şirvani’ye göre tasavvuf yoluna girmek için kişide şu üç vasıf bulunmalıdır.
1. Nefs ile mücadele (riyazat)
2. Tefekkür edebilmek (akıl ile düşünmek)
3. Hayranlık his ve görüşüne sahip olmak (hayret)

Tasavvufa girmeye istekli olan kimse, riyazet ve mücahede çekmedikçe fikir âlemine ayak basamaz. O âleme girmek müyesser olmadıkça, hayranlık his ve görüşlerine de sahip olamaz. Tenezzül ve terakki fikir âleminde belli olur. Tenezzül ve terakkiyi bir misal ile açıklayalım.

Belh şehrinde padişahlık yapan İbrahim Ethem vezirleriyle bir toplantıda iken, zamanın velisi Beyazıd-i Bestami Hazretleri sarayın kapısına gelerek, padişahla görüşmek ister, muhafızlar izin vermeyince tartışma başlar. Bunu duyan İbrahim Ethem ne olduğunu sorar. Muhafızlar yaşlı bir zatın kendisini görmek istediğini söylerler. İbrahim Ethem muhafızlarına onu içeri almalarını emreder. Beyazıd-i Bestami içeri girince padişah ona ne isteği olduğunu sorar.

-Misafir olmaya geldim.
-Baba yanlış geldin, burası misafirhane değil.
-Peki burası nedir?
-Benim sarayım.
-Peki evladım, senden önce burada kim vardı?
-Benim babam.
-Ondan önce?
-Onun babası.
-Ondan önce?
-Onun babası.
-Peki şimdi onlar neredeler?
-Ahrete göçtüler.
-Her gelen gittiğine göre demek ki burası bir misafirhanedir. Ben de onun için buraya gelmiştim, der ve geri dönerek kapıdan çıkar. Kısa bir tereddütten sonra İbrahim Ethem Beyazıt-i Bestami’nin peşinden koşarak, bu sözleriyle ne demek istediğini sorar: -Bu sözleri anlamak için ilk şart tacını ve tahtını terk etmektir.

O anda İbrahim Ethem gönlünde zuhura gelen sevgi ile tacını ve cübbesini çıkarıp vezirlere doğru atarak, “Bunları isteyen giysin, ben maksuduma gidiyorum.” diyerek Beyazıd-i Bestami’nin arkasından yetişir. Birlikte Beyazıd-i Bestami’nin ikamet ettiği mütevazı evine varırlar. Bundan sonra İbrahim Ethem bir yandan İlm-i Hakikat'i tahsil ederken, diğer yandan fakir halkın yaptığı en hakir işleri yaparak geçimini temin ediyordu. Padişahlığı bırakarak bu işleri yapmasından dolayı da halk tarafından kendisine deli padişah lakâbı takıldı. İbrahim Ethem uzun yıllar bu hizmette bulunduktan sonra kendisinde olgunluk ve kemalat zuhur etti. İmanındaki terakki ile marifetullaha ulaştı.

İbrahim Ethem bir gün sahilde gezerken annesinin oturup deniz kenarında gergef işlediğini gördü ve onun yanına oturup dertleşmeye başladı.
Annesi ona:
-Senin bu pejmürde haline bizler çok üzülüyoruz. Halk seni ısrarla yeniden padişah olarak sarayda görmek istiyor. Bir an önce sarayına geri dön, dedi.
İbrahim Ethem o zaman annesinin elinden iğneyi alıp denize attı ve:
-Ey balıklar! Annemin iğnesini bana geri getirin, diye seslendi. O anda birinin ağzında iğne olmak üzere binlerce balık su yüzüne çıktı. O zaman İbrahim Ethem annesine:
-Anneciğim daha önceden bir sarayım vardı ve belli bir halkın padişahı idim. Şimdi ise gördüğün gibi bütün kâinat benim sarayım ve ben de bütün kâinatın sultanıyım, dedi.
Bu misalden de anlaşıldığı gibi İbrahim Ethem, Beyazıd-i Bestami’ye tenezzül ettiğinden dolayı ondan aldığı tasavvufi terbiye ile imanında büyük bir terakki meydana gelmiştir.
Günümüzde de İlm-i Hakikat'i talim ettiren halkın içinde bir çok veliler vardır. Bunların çoğu, Beyazıd-i Bestami gibi mütevazı halk kitlesi içindedir. Onlar gibi çalışır maişetlerini kazanırlar. İlm-i Hakikat'i de fî sebilillah Cenâb-ı Resûlullah’ın lisanından zuhur ettiği şekilde talip olanlara talim ettirirler. Böylece fikir âleminde tenezzül ve terakki meydana geldikten sonra, eşyanın hakikati o zaman bilinir. Kalbin gerçek sahibi de onda belli olur. Seyyid Yahya Hazretleri ondan sonra (Rabbizedni Tahayyeran) buyurmuştur. Yani: Hayranlık his ve görüşü ile Rabb’i temaşa edin, demek istemiştir.

Hazreti Seyyid Yahya’nın bu yolu süratle her tarafa, hatta Mısır, Hicaz ve Hindistan’a kadar yayılmıştır. Hele Anadolu’dan birbiri ardınca bir çok iştiyak sahipleri Bakü’ye koşmuşlardır. Mesela; Aydınlı Ömer Dede ve kardeşi Ali, Karamanlı Habib, Çankırı’da karacalarda meftun Hacı Hamza, Şeyh Sinan, Baba Resul, Derviş Kemal, Erzincanlı Mehmet Bahaeddin gibi. Hatta daha evvel Seyyid Yahya’nın mürşidi, Sadreddin Hazretleri'nin yanına gidip, tasavvuf dersi alarak dönenler de vardı. Mesela; Timurlenk Amasya’yı zapt ettiğinde oranın bilginlerinden İlyas isminde birini bir hizmetle vazifelendirerek Şirvan’a göndermişti. Bu zat orada talebelere ders okuturken, Şeyh Sadreddin’den de tasavvuf ilmini almış, bir müddet sonra da onun müsaadesiyle Amasya’ya dönmüştü. Mürşidinin vefatından sonra Amasya’da Halvetîye yolu üzerine irşada başlamıştı. İşte Pir İlyas Amasyavi dedikleri zat budur. Vefatından sonra yerine sırasıyla Abdurrahman Çelebi, Zekeriya Halvetî vs. geçmişlerdir.

Baba İlyas Horasani ise başkadır. Hazreti Seyyid Yahya, İslâm âleminde bir çok kıymetli eserler bırakmıştır. Bilhassa Kelime-i Tevhidin harfleri adedi esas alınarak yirmidört fasıl üzerine tertip ettiği ESRARÜTTALİBİN adındaki basılmış risalesi tasavvuf konusunda yazılmış önemli eserlerdendir. Ayrıca Şifaül Esrar, Esrar-ül Vahiy, Keşfil Kulub, Meratibi esrarı kalp, Menazilül arifin vs. gibi önemli eserleri de bulunmaktadır. Seyyid Yahya Şirvani terbiye ve irşadında yetiştirdiği Aydınlı Ömer Dede’yi Gence - Berdia - Karabağ cihetlerine irşat maksadıyla göndermişti. O vakit Tebriz hükümdarı Uzun Hasan ve oğlu Sultan Yâkub, Ömer Dede’yi Tebriz’e davet etmişlerdir. Sultan Yâkub da kendisine intisap etmiştir. Ömer Dede Hazretleri, Uzun Hasan’ın eşi Selçuk Hatun’un kendisi için Tebriz’de yaptırdığı dergâhın avlusunda meftundur. (H. 892). Dede Hazretleri’nin şiirleri bilhassa naatleri eşsizdir.
Çün doğup tuttu cihan yüzünü hüsnün güneşi
Kim ola sevmeye bu veçhile sen mahuveşi
Matlaı ile başlayan naatı herkesin methine ve sevgisine mazhar olmuştur. Bu naat bir çok edip ve şairler tarafından tanzir ve tahmis edilmiştir. Dede Hazretleri Aydınlı oldukları için Ruşeni mahlasını almışlardır. Ömer Dede’nin şiirlerini okumak isteyenler Nuri Osmaniye kütüphanesinde Mecmua-i Nefise’ye bakabilirler.

Diyarbakırlı İbrahim isimli bir zat Tebriz’e giderek Ömer Dede’den îlahî ilmi tahsil etmiş, bilahare Mısır’a dönüp orada ismine nispetle Gülşeniye adındaki tasavvuf yolunu kurmuş ve yürütmüştür. Bu zatı kendisinden 300 yıl evvel yaşamış olan Mevlâna Celâleddin-i Rumi Hazretleri haber vermiş ve vasıflarını anlatmıştır. Bunu bir gazeli ile de belgelemiştir. Bu gazelin matlaı şöyledir;
Dedim ruhu hubu Gülşenire
Anı çeşmi çırağı Ruşenira
Böyle bir zatın zuhur edeceğine dair zuhurundan çok evvel vaki olan keşifleri Mevlana Celâleddin’in Ruh ve Sır âlemlerine olan nüfuzu ve o âlemlerdeki manevi yetkisi bakımından kayda şayandır. Anadolu’da, İstanbul ve Rumeli’de tasavvuf cereyanlarını yayan zatların bir çoğunun Erzincan’a gidip Mehmet Bahaeddin’den irfan alanlar olduğu görülmektedir. Tasavvuf alanında Halvetî kolunun yalnız buralarda değil, Suriye, Mısır hatta Fas’a kadar yayılmış olduğu görülür.

Biraz evvel arz edildiği gibi bu kolun ikinci üstadı Seyyid Yahya Şirvani, Şemahi’de doğmuş Azeri bir Türk’tür. Böyle olduğu halde tertip ettiği Evrad-ı Şerif o zaman yalnız Türklerde değil, Fas’a kadar bir çok beldelerde okunduğu bilinmektedir. Böylece İslâm tasavvufunun tek vücut gibi nasıl bir bütün olduğu görülür. Zira Halvetiye gibi kırk kadar şubeye ayrılmış olan geniş bir tasavvuf yolunun ileri gelenleri içinde bir Tebrizli, bir Şirazlı, bir Erzincanlı, bir Faslı, bir Bakülü ve bir çok yerli ve başka ırklardan olan kimselerin birbirlerine sımsıkı bağlanmış oldukları görülmektedir. Bu kalp birliği İslâm âleminde Birinci Dünya Savaşı’na kadar hissedilir derecede devam edegelmiştir. Sonra bu bütünlük, izahı mevzuumuzun dışında kalan bir çok sebeplerden dolayı çözülmüştür.

Özet olarak İslâm dini hem kuvvetli bir vatanperverliği hem de dinden doğan ve onunla kaim olan gönül birliğini içine alan kuruluştur. İslâm dinini kim incelerse, İslâm dini o kimseye büyük bir vahdet zevki verir. Üçüncü irfan merkezinin Erdebil olduğundan bahsedilmişti. Burası Azerbaycan’ın Tiflis ve Bakü ile Şiraz arasında ticaret merkezi olan iktisadi yönden önemli bir yerdir. Daha sonra İran’a hükmeden Safevi sülalesinin de zuhura geldiği ve ikbale erdiği bir belde olduğu için tarih cihetiyle de ayrı bir kıymeti vardır.

Hamidüddin Aksarayi Hazretleri tasavvuf ilmini, Erdebil’e gidip Hoca Alaeddin Ali’den tahsil etmiştir. Bu zat İsmail Hakkı merhumun silsile-namesindeki beyanına göre, Şeyh-Şah da denilen İbrahim’in babasıdır. Hamidüddin yahut Hamid-i Aksarayi Hazretleri esasen ilmi arayan bir kimse idi. Zamanının en meşhur ders verenlerinden okumuş, tabii ve müspet ilimleri elde etmişti. Lakin aradığı kalp huzurunu ve fikri kanaati bir türlü elde edemeyince Şam’a kadar gidip Beyazıd-i Bestami Hazretleri'nin dergâhına inmişlerdir. Bu seyahat Hamidüddin Hazretleri'nin fikir ve tasavvufi hayatının başlangıcıdır. Kendisi Kayseri’de dünyaya gelmişlerdir. Aksaray’ı tercih ederek oraya yerleşmiş olması kendisine Aksarayi denmesine sebep olmuştur. Aynı zamanda Hamid-i Aksarayi de denmektedir. Hamidüddin Şam’da tefekküratına devam ederek Rahmani ve Ruhani zevk ve kokular almakla beraber Şam’a gelip giden alimlerden manevi ilme vâkıf en yüksek makamda kimin olduğunu sormakta idi. Senelerce devam eden bu arama ve incelemelerden sonra Hamid’e Erdebil’i haber verdiler. Bunun üzerine Hamidüddin’in derhal Erdebil’e hareket ettiğini ve oradan kâmil olarak döndüğünü görmekteyiz. Erdebil’de ne kadar kaldığını bilmiyoruz. Hamidüddin’in üveysi meşrepten olduğunu da rivayet ederler. Bu şu demektir ki: Senelerce evvel vefat etmiş bir zatın kendisini manada ruhen irşat etmesidir. Beyazıt-i Bestami Hazretleri'nin kendisini manen ruhdan ruha terbiye ve irşat ettiğini de söyleyenler vardır. Ancak Hamidüddin’in Erdebil’e gittiği de muhakkaktır. Çünkü ruhdan ruha telkin almak ve içini aydınlatmak, onun manevi ve ruhani irşatlarıyla îlahî maarifet tahsiline yol almak mümkün ise de, zahiren de birisinden bunun tamamlanması lazımdır. Hamidüddin’in Erdebil’den ayrılış hâl ve şeklini Laali zade Abdülbâki Efendi risalesinde şöyle anlatır:

Alaeddin Ali Hazretleri bir gün Hamidüddin’i halvet hanesine götürmüş, orada kendisine; "Ey hidayete ermiş kerâmet sahibi oğul, aynada tecelli eden Cilve-i Rabb’aninin arzusu budur ki; Acem tarafından gelip, bizden bu ilmi alarak Anadolu’ya götüren kalmadı. Ey velayete layık olan âşık, şimdiden sonra Anadolu tarafına giderek, orada bu ilmi gönüllere aşıla ve o beldenin hakikat nuru ol." Buyurmuş ve kucaklaşarak onu Anadolu’ya yolcu etmiştir. Bu suretle ayrılan Hamidüddin Hazretleri evvela Bursa’ya yerleşti. Fakat müderrislik aklına yatmıyordu. Ancak görünürde de bir iş ile meşgul olmak lazım geldiğinden, geceleri hamur yoğurup ekmek pişirir, ertesi sabah isteyenlere satardı. Bu sebepten Bursa ahalisi kendisine “Somuncu Baba” “Ekmekçi Koca” gibi isimler vermişlerdir. Bu fırın halen Bursa’da mevcuttur. Bu zatın Bursa’ya geldiği devirde Bursa, medreseleriyle şöhret bulmuş bir belde idi. Bursa’nın Sultaniye Medresesinde yüksek dini eserleri okutmakla meşgul olan Molla Fenari (Şemseddin-i Mehmet bin Hamzatül Fenari)'nin daha sonra Somuncu Baba’ya intisap ederek, îlahî irfana mazhar olduğunu görüyoruz.

Sultan Yıldırım Beyazıt’ın kazandığı Niğbolu Zaferi'ne bir armağan olarak Bursa’ya yaptırmakta olduğu Ulu Camii’nin inşaatı o yıllarda bitmişti. Açılma merasimi de bir cuma günü yapılacaktı. Padişah o gün cuma namazında, hitabet, imamet ve namazdan sonraki vaazın velayet âleminin sultanı olan Emir Buhari Hazretleri tarafından yapılmasını arzu ediyordu. Fakat Emir Buhari Hazretleri'nin, Bursa’da Somuncu Baba varken bu gibi işlerin bir başkası tarafından yapılmasının münasip olmayacağını arz etmesi üzerine, Somuncu Baba, Sultan Yıldırım’ın arzusunu yerine getirmek zorunda kalmıştır.

Vaazında Fatiha Suresi'ne yedi türlü veya yedi mertebeden mana verdiği söylenir. Bir rivayete göre; birinci manadan sonra bunu herkes anladı, ikinci manadan sonra bunu bazılarınız anlamadı, üçüncü manadan sonra bunu yarınız anladı yarınız anlamadı, dördüncü manadan sonra bunu pek azınız anladı, beşinci manadan sonra bunu birkaç kişi anladı, altıncı manadan sonra bunu içinizden bir kişi anladı, yedinci manayı verdikten sonra bunu bizden başka anlayan olmadı bundan sonrasına da gerek yoktur, diyerek kürsüden inmiştir. Bu olaydan sonra hüviyeti meydana çıkmış olan Somuncu Baba’yı ziyaretçiler fazla rahatsız etmeye başladılar. Bu yüzden Somuncu Baba’nın Bursa’yı terk ettiğini görüyoruz. Daha sonra kendisinin, Hacı Bayram Hazretleri ile beraber evvela Şam’da, müteakiben Hac’da görüldüğü, daha sonra da Aksaray’a gelip yerleştiği bilinmektedir. Somuncu Baba’nın vefatına kadar Hacı Bayram’ın kendisini terk etmediğini ve nihayet vefatlarını müteakip, Peygamber Efendimiz'in hakikat nurundan olan manevi emaneti alarak Ankara’ya döndüğünü görmekteyiz. Hacı Bayram Hazretleri bu suretle manevi devlete mazhar olmuştur. Bu manevi devletin en büyük emanetin teslimi veya devri meselesi manevi bir emir ve tembih ile vukua gelir. Bu bir velayet sırrıdır. Rabb’ani maarifin Anadolu’ya gelişi ve yayılması hakkında daha geniş bilgi için kaynak olarak İsmail Hakkı Hazretleri'nin “Celvetiye silsilenamesi”, Rifat Efendi'nin “Mirat-ül Mekasidi”, Bandırmalı zade Ahmet Münüb Efendi''nin “Miratül Türuk” ve Sami Yüssünküli’nin “Esma-ı Ezhar” gibi kitaplarının okunması tetkik için tavsiyeye değerdir.


SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
...Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin; çünkü, Allah’ın rahmetinden de, küfre sapanlar topluluğundan başkası ümit kesmez."
(YÛSUF - 87)
ÖZLÜ SÖZLER
  • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
  • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
  • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
  • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
  • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
  • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
  • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
  • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
  • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
  • Mutaşabih ayetler ledünidir.
  • Ölüm ve cehennem korkusu Hak'ka dost olmayanlar içindir.
  • Şartlanmalardan ve önyargılardan arınmadan kimse masum olamaz.
  • Uzlaşmak için bahane arayan düşman zıtlaşmak için bahane arayan dosttan daha iyidir.
  • Baki hakikatler fani merkezli inşa edilemez.
  • Her zorluğun çözümü sevgidir.
  • Allah var gayrı yok sevgi var dert yok.
  • Allah de ötesini bırak.
  • Sorunları erteleyen ve örten değil çözüm üretip sorunları çözen olmalıyız.
  • Kişinin irfanı kemalatı nispetinde şeytanı da nefsinin şiddetinde olur.
  • Kötü huylardan kurtulmanın en keskin yolu ilahi aşka yanmaktır.
  • Mücevherden sarraf olan anlar, başkası bilemez. Ne fark eder kör için elmas da bir, cam da bir. Eğer sana bakan kör ise sakın sen kendini cam sanma.(Mevlana)
  • Kendini oldum ve doğru zannedenler kendileri gibi düşünmeyenlerden rahatsız olurlar.
  • Eflatun'a dediler ki "Ne kadar çok çalışıyorsun". O da dedi ki "hayır ben sevdiğim işi yapıyorum"
  • Allah kuluna sevdirdiği her işi kuluna kolaylaştırır.
  • Kurtuluş hidayete tabi olanlar içindir. Selam olsun hidayete tabi olanlara.
  • Tevhid-i Ef-al meratibi ihvanın kendi gerçeğine seyir haritasıdır.
  • Kişi ilk önce kendisinin arifi olacak ki Rabbinin arifi olabilsin.
  • İnanmak başka şey, teslim ve tabii olmak başka şeydir.
  • Kalıcı dostluklar edinin.
  • İhvan gibi yaşa, gerisine karışma.
  • Mutlu insan başkalarının mutluluğu için yaşayandır.
  • İslam dini istişare esaslıdır.
  • Allah için affet, Allah için paylaş.
  • İhvanlığını işine göre değil, işini ihvanlığına göre ayarlayacaksın.
  • Kul, iradesini Allah’a teslim edendir.
  • Hakk'ı hatırladığımız unuttuğumuzdan fazla olsun.
  • "Olacağım" diyene engel yok, "olmayacağım" diyene bahane çok.
  • Ben merkezli değil, biz merkezli olun.
  • Dervişçe yaşamak, tevhitçe yaşamaktır.
  • Yaptığınızı azimle yapın, hırs ile yapmayın.
  • Kullukta devamlılık esastır.
  • Önce emin insan olmalıyız.
  • Derviş, halinden belli olmalıdır.
  • Beşeriyet kemalâtın hammaddesidir.
  • Mükemmeliyet istikamette daim olmaktır.
  • İnsanın cismi arza, ruhaniyeti semaya mensuptur.
  • Yaradılış farziyetimiz hakkı bilmektir.
  • Hakk'ı tanımanın ön şartı Resulûllah’ı tanımaktır.
  • İnsanın sırrında Allah’ın sonsuzluğu vardır.
  • Kulluğa bahane yok değer üreteceksiniz.
  • Şikayet, Mevla’ya hürmetsizliktir.
  • Kulluk adına yapmadıklarımıza hiçbir bahane geçerli olmayacak.
  • Bu âleme kavga için gelmedik.
  • Telkin öncelikle bizim nefsimize olmalıdır.
  • İnsan, Allah’ın sırrı Allah da insanın sırrıdır.
  • Varlığımızın sebebi zuhuru, Cenab-ı Resulûllah’tır.
  • Kullukta teslimiyet “Rağmen” olmalıdır.
  • Kazası olmayan tek şey hayatımızdır.
  • Sevgi dışındaki bütün hallerde zorluk vardır.
  • Nefsinde mevsimi hazan olanın, gönül mevsimi bahar, Ahireti bayram olur.
  • Hayat yaşamak, yaşamaksa sevmektir.
  • En güzel keramet istikamet üzere olmaktır.
  • Kişinin Rabbini tanıması için kendini tanıması lazım.
  • Hakk’ı ancak Mirat-ı Muhammet’ten görebiliriz.
  • İnsanı Hakk’ta sonsuzlaştıran ve yaşatan, sevgidir.
  • Sevgi bütün yaratılanların varoluş mayasıdır.
  • Sevgisiz olan her mekân ve mahâl mundardır.
  • Sevgi Allah için yanmak ve olmaktır.
  • Allah’ın ve Resulullah’ın sevgisi ile yanmayan gönül hamdır, ahlâttır.
  • Hakikat ehlinin sermayesi aşk-ı sübhandır.
  • Talepte kararlılık, kararlılıkta da sabır esastır.
  • Sabır, sadrın genişliği kadardır. Sadır genişliği ise; kabulümüz, sevgimiz kadardır.
  • Kamil insan demek;Bütün duygularda,düşüncede ruhta olgunlaşmış insan demektir.,
  • Dervişân, Mürşidinin eşiğinde sadık olduğu sürece, farkında olsa da olmasa da tekamül halindedir.
  • Kim ki Allah’ı ciddiye almaz ise; Allah o kimseyi ciddiye almaz.
  • Hakkı görmeyen gözler amadır.
  • Gayret olmadan kişinin ulaşacağı hiçbir âliyet olamaz.
  • Kendi gerçeğimize yol bulmak için arz üzerinde var olan bütün mevcudiyetten istifade edeceğiz.
  • Bu fırsat âleminin bir tekrarı daha yoktur.
  • Hiçbir oluşum kendi halinde, kendi başına müstakil değildir.
  • İhvan isek bir iddianın sahibiyiz demektir.
  • İhvanın kemâlâtı, olgunluğu, karşılaşmış olduğu olumsuz tecellilere verdiği tepkilerle ölçülür.
  • Kişi muhatabı ve müdahili olmadığı hiçbir meselenin şahidi olamaz.
  • Herkes kazanımlarını kayıplarını tespit etsin ki şuurlu bir hayat yaşayabilsin.
  • Birebir uyarılar insanı daha çok uyandırır.
  • Bütün canlılara dostça yakın olmalıyız.
  • Tekâmül için her anı yeniden yaşamak , her anın yeniden talibi olmak zorundayız.
  • Gayret etmeyen kişiden Kâmil insan olmaz.
  • Ehl-i talip bu Kâinatın özelidir, özetidir.
  • Kul, hizmeti kadardır. Kul, sevgisi kadardır, Kul hoş görebildiği kadardır. Kul feragat edebildiği kadardır. Kul paylaşabildiği kadardır.
  • Ehl-i ihvan’ın sevgisi Rabbi’nin sevgisi, meşguliyeti Rabbi’nin meşguliyeti olmalıdır.
  • Her an Rabbi ile meşgul olanın, muhatabı Rabbi olur.
  • Güzel bakmalı, güzel konuşmalı, güzel dinlemeliyiz.
  • Hayırları geciktirdiğimiz zaman şerre dönüşür. Şerleri geciktirdiğimiz zaman hayra dönüşür.
  • İhvanın irşad olmasının ön şartı teslimiyattır.
  • İlmen yâkinlik; bilmek ve kabul etmektir.
  • İhvan telkin edileni yaşadıktan sonra Hakkel yâkina ulaşır.
  • Kul, Rabbini ne kadar ciddiye alırsa, Rabbi’de onu o kadar ciddiye alır.
  • Rahman’ın sevgilisi olmak gönlü cenab-ı Resulullah’a yönetmek ve tabi olmakla orantılıdır.
  • İhvan, kendi özünde kâmil duruşa ulaşırsa, onda bir değil de nice esmanın açılımı, nice sıfatın inkişaf ve izhariyeti yaşanacaktır.
  • Dünkü gibi konuşan, dünkü gibi anlayan, dünkü gibi yaşayanın anı ve akibeti hüsrandır.
  • Ehli gönül olan, ,Resulullah’a ve Ehli Beyt’egönül veren Ehl-i İhvan’ın seyr-i sülüğü nefis merkezli akıl ile değil gönül merkezli akıl iledir.
  • İhvan, hayırda ve şerde damlayı derya mesafesinde görecek kadar Rabbini önemseyen olmalıdır.
  • Hakka vuslat, ancak aşk- sübhân ile olur.
  • Aşığın, sevgisinin sancısıyla uykularının kaçması lazım ki, orada aşktan söz edilebilsin.
  • Hayatla zıtlaşan değil hayatla uzlaşan olmalıyız.
  • Eğer kişi yarışacaksa hayırda yarışsın selâmda, yarışsın, paylaşmada hoş görüde affetmede yarışsın.
  • Kişi tercihinin neticesini yaşar.
  • İnsan, sevebildiği kadar, değer üretebildiği kadar insandır.
  • İhvan, arif olmalı ve gönlünü bütün olumsuzluklardan arındırmalıdır.
  • Herkes yaptıklarının neticesini yaşayacak.
  • Biz kulluğumuzu her gün yeniden yenilemeliyiz.
  • Üstünlük ancak takva ile sevgi iledir.
  • Allah hiçbir zaman abes ile iştigal etmez.
  • Her işte bizim için hikmet ve hayır vardır.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • Herkesin şeytanı, Cebrail’i, Mikail’i, İsrafil’i ve Azrail’i kendisiyle beraberdir.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan, Hakk'a eren demektir.
  • Sevginin tezahürü ibadettir.
  • Eğer inanıyor, iman ediyor, seviyorsanız, yap denileni yapacak ve aksatmayacaksınız.
  • Sevenin ne gecesi ne gündüzü ne yorgunluğu ne bahanesi ne de mazereti olur.
  • Karşılaştığımız zorlukların tamamı tekâmül için ikrarımızı ispat içindir.
  • Bu âlem teşbih, tespit, tenzih, takdis ve şahadet âlemidir.
  • İnsanın Hak katında kadri, kıymeti sevgisi kadardır.
  • İnsan, yaşadığı zorluklar aşabildiği engeller kadar insandır.
  • Hiç zorluk, acı çekmeden, uğraş ve çaba sarf etmeden kimsenin başarıya ulaştığı görülmemiştir.
  • Hepimiz Allah’ın Resulûllah’ın ve Ehlibeyt’in aşkından muhabbetinden istifade edip Hakk’ta bakileşebilecek yetilere sahibiz.
  • İnsan, asliyeti kendisine unutturulmuş varlıktır.
  • Müsemmâ ehli olan için, isimler değişşe de asliyet değişmez.
  • Hiçbir güzelliği kendimize mal etmeden, bütün güzellikleri Rabbimizden bilmeliyiz.
  • Herkesin imtihanı iddiası kadar olur. Yani iddiası büyük olanın, imtihanı da büyük olur.
  • Kâinat, insan için, insana hizmet için halk edilmiştir.
  • Hayatın tamamı, kulluğun ve dostluğun talimidir.
  • Kişi bilgisinde değil yaşantısında kâmil insan olur.
  • Bizim yaşadıklarımız; tercihlerimizin, taleplerimizin ve dualarımızın neticesidir.
  • Mezheplerin farklı olması, dünya iklimlerinin, ırkların ve kültürlerin farklı olmasındandır.
  • İrfan mekteplerinin temelde aynı, detaylarda farklı farklı olması insanların, meşreplerinin farklı farklı olmasındandır.
  • Kimi takva ile kimi zikrullah ile, kimi hizmet ile, kimi de ibadet ile Hak rızasına ulaşmak ve kâmil insan olmak arzusundadır.
  • Din adına zıtlaşmalar, taraflaşmalar ve tefrikalar çıkarmak Rahman’ın ve Kuran’ın reddettiği duruşlardır.
  • Elin eksiğiyle uğraşan, kendi eksiğini hiçbir zaman göremez.
  • Biz bu âleme eksik tespit zabıtalığına gönderilmedik.
  • Âşık; mâşûkunu hususiyetle geceleyin, en çok yalnızlık halindeyken düşünür.
  • Geceleri ve seher vakti çok özeldir.
  • Dostluğun ilk şartı sevmektir. Fakat çıkarsız beklentisiz sevmektir.
  • Dost olmak, dostun her türlü yüküne katlanmaktır.
  • Bizim için yaşamak bir gündür, o da bugündür.
  • Kulluk adına yapmamız gereken ne varsa sabırla ve ihlâsla yapmalıyız.
  • Hak katında gıdalanmanın birinci esası, âdab-ı Muhammediye ve hakıkati Mahmudiye ile kıyam durmaktır.
  • Biz eyvallah tacını, ‘sensin’ tacını başımızdan, hiçlik hırkasını da eğnimizden hiçbir zaman çıkartmayacağız.
  • Bir damlanın hiçliğe ulaşması, onun deryaya düşmesiyle olur.
  • Bize ulaşan her tecellinin, Mevlâ'dan olduğunun bilincinde olalım ve rıza gösterelim.
  • Sakın tecellilerden kahreden, kederlenen olmayalım.
  • Tecellilerden şikayetçi olmak, kulun Rabbine olan saygısızlığıdır.
  • İhvan, hangi tecelli içinde olursa olsun, mutlaka güzel düşünmeli ve güzel değerlendirmelidir.
  • Edep ve âdap dışında nefes almayalım.
  • Biz, Cenâb-ı Resûlullah’ın vitrini olmalıyız.
  • Bütün nimetler ve âliyetler, gayret ve hizmet iledir.
  • Biz hangi hali yaşıyorsak bizim için hayırdır ve hikmetlidir.
  • Hikmete tabi olanlar hikmet ehli olurlar.
  • "Senin için Ya Rabbi" zevkiyle hayatı yaşayalım.
  • Huzur, ancak tevhid ile aşk ile sevgi ile Allah’a ve Resûlun’e yönelmek iledir.
  • Güzel ahlâk ve sevgi insanlığın omurgasıdır.
  • Her gününü son gün, her namazını son namaz, her muhabbetini son muhabbet gibi kabul eden kişinin yaşantısı Ehl-i ihvanca olur.
  • Büyük laf etmemeye çalışalım.Tevazu sahibi olalım.
  • Ehl-i Beyt olmak, hem nesebi hem de mezhebidir.
  • Ehl-i Beyt, Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş halidir.
  • Yaptığımız her şey kulluğumuzu ispat edercesine olmalıdır.
  • Halkı memnun etmek için Hakk'ı incitmeyelim.
  • Kemalat, hissedilen ilk nefesten son nefese kadar sadece Allah ve Resûl’u için say ve gayret etmektir.
  • Tevhid-i Ef-al hakikatin zübdesi, tevhidin nüvesidir.
  • Kullukta edebi olmayanın Hak’ta izzet bulması mümkün olamaz.
  • Hikmetleri seyretmenin tek şartı, tecellilere karşı sabırlı olmaktır.
  • Kişi yaşamış olduğu imtihanları aşabildiği kadar tekâmül etmiş olur.
  • Aslında bize zor gelen tecelliler, bizim için ikramdır.
  • Kulluğun esasında yap denileni yapıp sonucuna da razı olmak vardır.
  • Bütün kâinat, kişinin kendi hakikatine misaldir.
  • Öncelediğimiz Allah ve Resûl’u olmalı. Ertelediğimiz ise nefsimizin arzu ve istekleri olmalıdır..
  • Dervişi tekâmül ettirecek olan iştiyakı, kendine olan telkini, ve gayretindeki kararlılığıdır.
  • Her günü yaşamak, her günü diğer günden farklı bir alana taşımak için biz bugünün talebesiyiz.
  • Hatasını kabul edip hatasından dönen kul hayırlı kuldur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İhvan ne dünle ne de yarınla zaman kaybedecek sadece anını ve gününü değerlendirecek.
  • İhvanlık, halde örnek olmaktır.
  • Aile yaşantımızla, tecellilere olan tepkilerimizle, kişilerle olan ünsiyetimizle, her halimizle hele hele de ibadete olan düşkünlüğümüzle fark edilmeliyiz.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, Hak katında şerefli olamaz.
  • İbadet etmenin hoşnutluğunu yaşarken bu hoşnutluğu, ibadet etmeyenlere karşı bir üstünlük saymadan fail Allah'tır zevkiyle yaşamalıyız.
  • Kıyas, şeytani sıfatlardandır.
  • Karşımızda gördüğümüz eksikliği önce kendimizde tetkik etmeliyiz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrine mürşitsiz yol bulamaz.
  • Baki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak Hak’ta ölüp Hak’ta dirilmektir.
  • Hayata ders veren değil de hayattan ders alan talip olmalıyız.
  • Anlayan ve öğrenen olmalıyız.
  • Anladığını genişleten, hayatına uyarlayan olmalıyız.
  • Tasavvuf önce şeriat-ı Muhammediye ile yaşanır.Sonra hakikat-ı Mahmûdiye ile hikmetler talim edilir.
  • Bir meselenin görevlisi olmak ayrı şeydir, gönüllüsü olmak ayrı şeydir.
  • Ehl-i ihvanla konuşularak halledilmeyecek hiçbir mesele olmamalıdır.
  • Hak dostları bir araya geldikleri zaman bakışmaları bile muhabbettir.
  • İhvanlığın dört ana esası vardır; ihlas, şecaat, cesaret ve cömertliktir.
  • Hayatın tamamında, her adımda, her bir nefeste; bir tuzak, bir imtihan vardır.
  • Gönül, Rahman ile coşarsa; kişi karşılaştığı her türlü tecelliye sabır ve tefekkür ile mukavemet gösterir.
  • İhvan, ne Dünya ne de ahiret beklentisi olmaksızın kulluğunu fi-sebilillah yaşamalıdır.
  • Kur’ân'ı öğrenmeye, okumaya, okutmaya, anlamaya ve yaşamaya çalışalım.
  • İslam, yap denileni yapmak; yapma denilenden uzak durmaktır.
  • Kulluğunu yarına erteleyenin Allah sevgisi yeterli değildir.
  • Tekâmül etmek için sürekli gayret halinde olmalıyız.
  • İnsana olan sevgisizlik Allah’a olan sevgisizliktir.
  • Allah’a vuslat ancak Aşk-ı sübhan ile olur.
  • Hak’ta bâki olabilmek için kayıtsız şartsız teslim olmalıyız.
  • Dilimizde zikrullah ile gönlümüzde her daim muhabbetullah ile inşa olmaya çalışmalıyız.
  • Şeriatın ihlâl olduğu yerde hakikat olmaz.
  • Her türlü tecelliden istifade edecek kadar arif,hiçbir zorluktan yılmayacak kadar da dirayetli olalım.
  • Arif olan baktığı her zerreden, karşılaştığı her tecelliden kendisine istikamet arar.
  • Ehl-i ihvan hatasında ve günahında ısrar etmeyen ve tövbesinde aceleci davranandır.
  • Âşık maşukundan gelen cefalardan haz duymazsa gerçek aşık olamaz.
  • Kendisindeki gayrilikten arınan insan için dışarıda ve içeride gayri olan hiçbir şey kalmaz.
  • Kişinin samimiyeti, sadakati ve sevgisi ona istikamet verir.
  • Bizden istenilen öncelikle safiyet, samimiyet ve sadakattir.
  • Ehl-i ihvan öyle bir kristalize olacak, safiyet kazanacak, kendi benliğinden öyle bir sıyrılıp latifleşecek, şeffaflaşacak, kendine ait bir renk zan düşünce ve duygu kalmayacak ki Allah’ın boyasıyla boyansın yani Resûlullah’ın haliyle hallenmiş olsun.
  • Gayret, kulluğun esasıdır.
  • Biz bildiklerimizle amel edelim. Bilmediklerimiz, bize bildirilecektir.
  • Her Ehl-i ihvan bulunduğu cemiyette fark edilmelidir.
  • Bizim sabrımıza, bize kötülük yapanların şahitlik etmesi lazım.
  • Asli maksadımız, nefsimizi ve Rabbimizi tanımaktır.
  • Gayret etmeyen kişiden kâmil insan olmaz.
  • İhvan, kendi hakikatine seyri sülük ederken hem dünyasını hem de ukbâsını saadete erdirmiş olur.
  • Muhabbetimiz Resûlullah’ın ve Ehl-i Beyt’in muhabbeti, davamız Hak davası olsun.
  • Eğer insan Rahman’ın aynası olacaksa yansıtıcılığının çok net,arı ve duru olması lazımdır.
  • Eğer bir olumsuzlukla, zorlukla karşılaşıyorsak, bu bizim olumsuzluluğumuzdandır.
  • Arz ve semada her ne olursa insan ile ilişkilidir.
  • Sözümüzün ilk müşterisi kendi kulağımız olmalıdır.
  • İslâm şahitlik ile başlar, şuhut ile yaşanır. Ve yine şahitlik ile kemal bulur.
  • Hangi başarı vardır ki uğraşsız gayretsiz ve gönülsüz zuhura gelsin.
  • Aşığın ölümü Hakk’ta vuslat, sonsuzluğa uyanmak ve sonsuzluğu yaşamak olur.
  • Artık etrafımızla ve kendimizle olan kavgamızı bitirip, sevgiyle nefes almanın gayretinde olmalıyız.
  • Kişinin kararlılığı tecellilere gösterdiği mukavemeti kadardır.
  • Aşık hep maşukundan söz etsinler, hep ondan konuşsunlar ister; zaten gayrı şeyler aşığı rahatsız eder.
  • Kişi mutmain olmadıkça kulluğunda, dostluğunda hep hüsrandadır.
  • Cemal aşıkları için gayri olan her şey haramdır.
  • Zikrin esası namazdır, muhabbetullahdır.
  • İhvan, hayatın tamamında Rahman’ın iradesi altında yaşamaya dikkat ve özen göstermelidir.
  • Her şeye rağmen seveceğiz
  • Her şeye rağmen hizmette gayretli olacağız
  • Kulluk, içinde Rabbi'nden başkasını bulundurmayan, gayrilerden boşalmış hiçlik makamıdır.
  • Hayatın ve kulluğun emanetçisi olduğumuzu, bu emaneti taşımamız ve ehline teslim etmemiz gerektiğini hatırdan çıkartmamalıyız.
  • Hayatı hep Hakkça yaşamanın gayretinde olmalıyız.
  • Hayat, bizi kullukta belirli bir kıvama taşımak içindir.
  • Kendine gafil olan, Allah’a arif olamaz.
  • Her varlık Hakk'tandır ve Hak ile kaimdir.
  • Bütün masivalardan arınmak, “ölmezden önce ölmek” Hak’ta ebed olmak; olağanüstü bir azim ve gayret ister.
  • Kişinin kararlılığı, cesareti, azmi ve sevgisi bir arada tekmil olursa; kişinin önünde aşamayacağı engel ve mâni olmaz.
  • Talibin âli ve en yüce değerlere ulaşabilmesi, Allah ve Resûlu’ne olan muhabbeti, sevgisi ile orantılıdır.
  • Hedefimiz ve gayemiz, bugün tevhid noktasında Allah’ı Resulullah’ı ve Ehl-i Beyt’i dünden daha farklı idrak etmek ve yaşamaktır.
  • Tevhid adına bize yapılan teklifatın tamamını yaşamak, bizi kendimize döndürmek ve kendi hakikatimizle tanıştırmak içindir.
  • Tevhid meratiplerindeki yaşam talimlerinin tamamı, bizi kendi ruh derinliğimizdeki iç potansiyelimizden istifade ettirmek adınadır.
  • İhvanın bilip, yapmak isteyip de yapamamasının sebebi kendisinde yetersiz olan kararlılığı, gayreti ve talebidir.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, mükerrem ve münevver olamaz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrinde mürşitsiz yol kat edemez.
  • Kulluk adına yaşanılacak ne kadar âli değerler varsa, bunların tamamı ancak mürşid-i kâmilin nezaretinde ve refakatinde yaşanılabilir.
  • Bâki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak, Hakk’ta ölüp Hakk’ta dirilmektir.
  • Yaşadığımız ne tür olumsuzluk olursa olsun, bizim hedefimize olan iştiyâkımızı arttırmalıdır.
  • Her türlü olumluluk ve olumsuzluktan istifade eden olalım.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • İhvan, kendisini yargılayan, kendisini öz eleştiriye açık tutan ve kendini kemâle taşıyan olmalıdır.
  • İhvan, ancak telkin edilen hikmetli sözleri, hadisleri ve ayetleri yaşantısına uyarlayarak gayretinde istikamet bulabilir.
  • Kim hidayeti dilerse hidayete ulaşacak; kim hidayete ulaşmak istemezse Rahmân da ona hidayet etmeyecek.
  • İnancı olmayanın istikameti olmaz.
  • İnsan-ı asli Allah’ın aynasıdır.
  • Nurun olduğu yerde zulüm, dinin olduğu yerde kin, sevginin olduğu yerde nefret olmaz.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan gerçeklere eren demektir.
  • Herkes tercihinden yönelişinden meyil ve rızasından sorumludur.
  • Nimete ulaşmak için mutlaka hizmete talip olmalıyız.
  • İhvan düşünmekle, keşfetmekle ve gayret ile kemâlat bulur.
  • “Rabbim” diyen için zaten zorluk yoktur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İslam, aslen teslim olmak ve selamet bulmaktır.
NAMAZ VAKİTLERİ