12 Kasım 2019
14 Rebiü'l-Evvel 1441
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






ABDULKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) r.a.

Gönül pınarından ab-ı hayat damlaları… 1



Ehlibeytin feyzi, Hz. Muhammed’in himmeti ve Allah’ın izni ile bir iki cümle izhar edip gönülleri şifalandırmak ve kalpleri mutmain etmek arzusundayız.

Âl-i imrân suresinin 31. ayet-i celilesinin bizlere tutmuş olduğu ışık şunu söylemektedir: Mekke müşrikleri dediler ki: “Biz Allah’ı biliyor ve Allah’a ibadet ediyoruz. Bu hususta arada Muhammedi istemeyiz.” Bu hadise üzerine ayet zuhura geldi: “(Ya Muhammed) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tâbi olun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”

Yolumuz, Cenâb-ı Allah’ın ve Cenâb-ı Muhammed’in yolu olmakla beraber biz bütün kâinatın güneşi olan gönüllerin sultanı, kalplerin seyidi, iki cihan serveri Hz. Muhammed’in yolundan, ahlâkından, hâlinden örnek alarak Hakk-al yakînlık yolundan yürümekteyiz. Onun evlad-ı Ehlibeyti bu yolları hazırlamış ve bu ana kadar intikal ettirmiştir. Bizler de bu noktada onlardan remz alarak yolumuza devam edip Hakk-al yakîn olmalıyız.

Eğer dünyada Hakk-al yakînliği yaşayamaz ve insanlığa faydalı olamazsak şu dört günlük ömrümüz neye yarar.

Cenâb-ı Allah’ın emr-i fermanını, Cenâb-ı Muhammed’in sünnet-i seniyesini, mürşid-i kâmilin himmetini üzerimizde hâl edinemez ve kalbimizi vicdanen mutmain edemezsek mutmain edemediğimizden dolayı acaba hicap duymaz mıyız, üzülmez miyiz?

Gayet tabi ki üzüntü duymamız icap ediyor. Kur’an-ı Kerimin Kehf suresinin 107. ayetinde: “İman edip iyi davranışlarda bulunanlara gelince onlar için makam olarak firdevs cennetleri vardır.” diye buyrulmaktadır.

Cennet bahçesi öyle bir bahçedir ki o bahçeye girenler, orada ebedî kalacaklardır. İnsanlar o bahçede türlü nimetlerle huzur ve huşu içerisinde mutmain olacak, her şeyden neşv ü nema bulacaklardır. İnsanlar bir daha bu cennet bahçesinden ayrılmak istemezler.

Efendim, bu cennet bahçesi zâhirde birçok cennetlerden müteşekkir ise de bu cennet bahçesinin bâtında ve ilm-i hakikat yolunda irfaniyet bahçesi olup kalb-i Muhammed olduğu zevk edilir.

Cenâb-ı Muhammed’in gönlüne giren, O’nun haliyle hâllenen, O’nun ahlâkıyla ahlâklanan acaba bu cennet bahçesinden, ilâhî aşk ve muhabbet ilminden dışarı çıkabilir mi? Gayet tabi ki de çıkamayacağı sizlerce de malumdur.

Ey habibim! Söyle ki denizler mürekkep olsa, ağaçlar kalem olsa denizler tükenir. Bir daha da olsa yine tükenir de Rabbinin sözleri, Rabbinin aşkı, Rabbinin muhabbeti, Rabbinin feyzi tükenmez. (Bkz.Lokman,27-Kehf,109) Cenâb-ı Allah’ın aşkıyla yanan; Hz. Muhammed’in şefaatinden, feyzinden, faydalanan; kâmilin himmetiyle mutmain olan; kalbini, dilini ruhunu bir daha Allah’ın zikrinden alıkoymayan bir insan gayet tabi ki denizler kadar mürekkep, ağaçlar kadar kalemle yazı yazsa tükenir.

Aşığın aşkı tükenmez. Allah’ın aşkı tükenmez. Allah’ın aşkıyla, Muhammed’den feyiz alan bir âşık, gayet tabi ki dünya ve ahiretin saadet bahçelerinin anahtarını eline alıp o bahçelerde huzur ve huşu içerisinde yaşayabilir, mutmain olabilir. Ayet-i kerimenin insanlık âlemine ve bizlere tutmuş olduğu ışık: Rabblerine kavuşmayı umanlar iyi iş işlesinler ve Rabblerine ibadette hiç bir şeyi ortak koşmasınlar. “Ey Habibim de ki: “Ben bir beşerim ancak bana sadece ilâhınızın bir ilâh olduğu vahy olunuyor.” ( Bkz. Kehf, 110) Velilere de ilham gelir.

Rabblerine kavuşmayı umanlar, kullukla iyi işler yapsınlar ve Allah’a ortak eş koşmasınlar. Allah’a kulluklarını, ibadetlerini ve insanlık vazifelerini vicdani murakabe altında yürütsünler. Kulluğunu, vicdanı murakabe altında yürütenler Allah’ın feyzini, rahmetini, rızasını ve cennetini kazanırlar. Bunlar kulluk vazifelerini ve vecibelerini itina ile yaşayarak yollarına devam ederler.

Allah’ın emri fermanı ayet-i kerimede: “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin.” diye buyrulmaktadır.(Bkz. Zümer,53) Sizler de ehl-i ihvan olarak Allah’ın hidayetinden, Cenâb-ı Resûlullah’ın şefaatinden ümidinizi kesmeyin. Kur’an-ı Kerim’de ‘yalan söyleyenler Kur’an’a inanmayanlardır’ (Bkz. Nahl, 105), hadis-i şerifte ise ‘yalan söyleyenler bizden değildir’ uyarıları insanlara ışık tutmaktadır.

Dil, kalp ve ruh yalan söylemek için halk edilmemiştir. Dil, Allah’ı zikretmek için, kalp Allah’ı zikretmek için, ruh Allah’ı zikretmek için halk edilmiştir. Gayet tabi ki yalan söyleyenler, kalbinde yalan zuhura gelenler. İşte onlar Cenâb-ı Resûlullah’ın bahsettiği gibi bizden değildir. Onlar hüsrana uğrayacaklardır.

Malumaliniz biz gönüllere ışık tutmak arzusundayız. “Et-turuku ilallâhi bi-adedi enfâsi'l halâik” Allaha giden yollar mahlûkatın nefesi sayısıncadır. Gayet tabi ki bu yollar içerisinde Allah’ın cemaline kavuşan Allah’ın rahmetine kavuşanlar; Cenâb-ı Resûlullah’ın yolundan giden Cenâb-ı Resûlullahın feyzinden faydalananlardır. Hz. Muhammed’in yolundan gidenlerdir. Onlar bu menzile ulaşırlar.

Yine ayet-i kerimde: “Emrolunduğunuz gibi olun!” diye buyrulmaktadır. (Bkz. Hûd,112) Siz bulunduğunuz istikamet üzere yürüyün, bulunduğunuz istikametten ayrılmayın zira ayrılanlar dalalete düşer. Aranıza nifak girer, perişan olursunuz. Tek cümle tek istikamet; gönül birliğiyle beraber yürüyebilmektir. Bir hadis-i şerifte: “İntakiymen ahsente ileyhi.” yani “İyilik ettiğin şahsın şerrinden korun.” diye buyurmaktadır.

Neden korunalım? Efendim, gönülden iyilik eden ve yardım edilenden neden korunalım? O hâlde demek ki biz, gaflete düşüyor ve hatta içtiğimiz bir bardak suyun dahi hatrını dahi unutuyoruz. İnsanlık bu mudur muhterem ehl-i ihvan? Allah’ın yolu bu mudur muhterem ehl-i ihvan?

Bize bu yolları mı talim ettirdi ehlullah muhterem ihvan? O hâlde kalbimizi Allah’ın aşkı ve muhabbetine bağlayalım ki Kur’an’ın “E la bi zikrillahi tatmeinnul kulûb” yani “kalpleri ancak zikrullah mutmain eder” ayetine sarılalım. Kalplerimiz mutmain olsun. (Bkz. Rad,28)

Kalplerimiz şifa bulsun ki insanlığımızı anlayalım. İnsanlık âlemine o zaman hizmet edelim. “Ela bi zikrillahi şifail gulüb” yani hasta kalplerin şifası zikrullahtır.

Allah’ın zikriyle Allah’a yakın olalım. Bir de dil, ‘lâ ilâhe illallah Muhammeden Resûlullah’ derse… Bir dil, bir kalp ki Allah derse bu kalbin diyeti ne olabilir? Bu kalbin, bu dilin diyeti ne olabilir acaba? Bu kalbin diyeti, Allah’tır. Bu dilin diyeti de Allah’tır.

Sultanımın sözlerinin ve feyizlerinin dillerden gönüllere doğru serpilmesini istirham ederim. Yanarken gönül deryasında ve insanlık âlemi içerisinde bir pervane gibi dönerken sultanımın terbiyesini aldım. Allah’ı sevmeyi öğrettiği, sevilmeyi öğrettiği, Allah’a nasıl yaklaşılır, Muhammed’den nasıl feyiz alınır, kâmilden nasıl himmet alınır, on sekiz bin âlem gönülde nasıl bulunur?.. Bütün bu sualler bize talim etti. Ruh-u şad u handân olsun. Allah ve Resûlullah sultanımdan razı olsun. Malumunuz ki aynı muhabbetleri biz de sizin gönüllerinize serpmek isteriz. Gönülden feyz almanızı sizlerden istirham ederiz. Gönülde ‘mutu kable ente mutu’ sırrına ulaşırsak gayet tabi ki bizler de Allah’a ve insanlığa yakın olur ve beşeriyetin sırrını anlarız. Varlığın sırrını anlarız.

Cevherinin kıymetini bilmek gerekir. İnsanlık ummanına dalmak gerek insanlığı bulup o denizden cevherle çıkmak gerek. Cevher çıkarılırsa gayet tabi ki her birimiz Allah’a layık bir gönül dostu oluruz.

Beşeriyet, tabiat ve insanlık âleminin rüzgâr gibi geçen bu var oluş ve beşeriyet içerisinde gerçek sevgiliyi bulmalıyız.

“Gitti kesret geldi vahdet oldu halvet dost ile
Hep Hakk oldu cümle âlem şehr ü pazar kalmadı.”
(Niyazî Mısrî)

Bu sözler bizleri biraz daha mutmaine doğru sevk etmektedir. Muhterem ehl-i ihvan, hangi duygularla Ehlibeyt yoluna girdiğimizi unutmayalım. Ne yapmamızı gerektiğini biliyoruz. O hâlde ne yapmamız gerekiyorsa onu yapalım.

Sayın ehl-i ihvanımıza, bilhassa Trabzonlu ehl-i ihvana Kur’an-ı Kerim’in şu ayeti ile cümlelerimi sunmak isterim: Esteuzu billâh “Elem neşrahleke sadrek” yani “Senin göğsünü açıp genişletmedik mi?”

Dertli gönüller, sağda solda dolaşarak Allah’ı ararken “elem neşrahleke” dost elinden bir bade içip zikrullah ile ilm-i tevhid ilmi sizlere izhar edilmedi mi? Sizin gönlünüzü genişletmedik mi? Ruhunuz feyiz almadı mı? İnsanı, vech-i Rahmân’ı anlayamadınız mı?

“Veveda'nâ anke vizrek Ellezî ankada zahrek.” Öyle ki sizin sırtınızdan yükünüzü indirmedik mi o gaflet tarlasından sizi geçirmedik mi?

Allah’ı zikretmek dururken biz nasıl olur da gaflete düşeriz. Bizler bu noktada hayretimizi artıralım.

“Ve refa’nâ leke zikrek.” Allah’ı çokça zikretmek lazım ki zikir ederken gönlümüzde hiç bir mâsivâ kalmasın. ,

“İnne meal usri yüsrâ.” Artık senin için şüphe yok ki çetinlikle beraber bir kolaylık vardır.

“İnne meal usri yüsrâ.” Hakikaten her zorluğun beraberinde bir kolaylık vardır.

“Fe izâ ferağte fensab.” Artık boş kaldın mı hemen çalış.

“Ve ilâ Rabbike ferğab.” Ve ancak Rabbine teveccüh et. (Bkz. İnşirah,1-8)

Allaha teveccüh etmek, zâhir-bâtın Allah’ı zikretmek, kâmilinden aldığı himmeti yerli yerinde değerlendirmek dururken ehl-i ihvan olarak nasıl olur da birbirinize düşersiniz, birbirinizi çekemezsiniz? Ben buna hayret ediyorum. Bir kâmil olarak hakikaten üzülüyorum.

Size bir mevzu zuhura getireceğim. Ramazan ayında bir gece hastaydım. El ayak çekilmiş herkes uyumuştu. Ben, mide ülseri olmakla beraber hâlsiz kalmıştım. O anda tecelli zuhura geldi ve kapılar açıldı. “Sen vazifeni niçin layıkıyla yaparak insanların kalbine ilm-i tevhidi yerleştirmiyorsun?” diyen erenler ceminden bize selam geldi. Biz, sizlere ilm-i tevhidi ve insanlığı telkin ettiysek hata mı ettik?

Sizin ilm-i hakikat yolunda Allah’a yaklaşmanız bu kadar mıydı? Lâ fâile illallah dedikten sonra dilinizi kötü kelamlardan, kalbinizi ise mâsivâlardan koruyun diye telkin etmedik mi? ‘İnnellezîne yubâyiûneke innemâ yubâyiûnallâh yedullâhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innemâ yenkusu alâ nefsih’ yani “herhalde sana biat edenler ancak Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah’a verdiği ahde vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.” ayetini yeniden okuyalım. (Bkz. Fetih,10) Siz birbirinizi çekiştirmeyiniz. “Trabzon’a gelmeyi düşünmüştüm iznim dolayısıyla fakat rahatsızlığımın nedeni ile gelemedim. İnşallah bir sefer daha Trabzon’a uğrayacağım. Gayet tabi ki ilkbahar mayıs ayında emekli olmak arzusundayım. Emekli olursam bir daha Trabzon’a gelmek arzusundayım.”

Bazı bahaneler ortaya atmışsınız. İnsanlık böyle değildir. İnsanlık; Allah ve Muhammed yolunda el ele, kalp kalbe ve birlikte yürümektir. Muhterem ehl-i ihvan, şimdi sizlere şu mevzuu izhar etmek isterim.

“Dert ile geldi evliya
Mihnetle göçtü evliya
Dar buldular biz dünyayı
Ağla ey gönül ağla”

Ağlayacak günümüzdür. Şu dünya hakikaten ağlanacak bir dünyadır.

Muhterem ehl-i ihvan, kâmilinden meratibini ve himmeti alan, yani ‘lâ fâile illallah’ yani ‘her fiilin fâili Allah’tır’ diyen, ‘lâ mevsufe illallah’ yani ‘her sıfatla mevsuf olan Allah’tır’ diyen ve ‘lâ mevcude illa hu’ yani ‘mevcud olan Allah’tır.’ Tevhid-i ef’âlde fiilini fâile nispet eden, makamı sıfatta sıfatları mevsufe nispet eden, makam-ı zatta varlığını Hakk’a nispet eden ve bunlar nispet edilirken ‘mutu kable ente mutu’ sırrına eren bir kimsenin lisanından acaba dedikodu zuhura gelir mi? Gelmemesi icap eder.

Malum cehrî zikrullah, kalbî zikrullah ruhu zikrullah. Cehrî zikrullahta lâ ilâhe illallah derken insan dille Allah’ı zikreder. Kalbî zikrullahta kalp ‘lâ ilâhe illallah’, ‘Allah Allah’ demeye başladığı zaman o kalp, mâsivâ kabul etmez. Allah’ın zat-i ilâhîsine ve varlığına ulaştırır. Ubûdiyetten ulûhiyet makamına yükselir.

Hepimiz bu yönden ruhen yükselmeye, Allah’a ve Resûlullah’a yakın olmayı gayet tabi ki arzu ederiz. Bunun içinde elimizden, dilimizden, kalbimizden emin olmalıyız. Dilimiz söyler de kalbimiz tasdik etmez ise bunun kıymeti yok. Kalbimiz ayrı dilimiz ayrı ise yine kıymeti yok. Kabın renginin, suyun rengi gibi olması lazımdır. Yani içimizin dışımızın aynı olması lazım. Ehl-i ihvana hitabımız; dedikodu yapan bizden değildir. Hz. Muhammed’in evladlarından değildir. Bizle beraber yolculuk yapamaz. Dedikodu yapmayan her kim olursa olsun başımızın üstünde ve kalbimizde yeri vardır. Dedikodu yapanları dergâhımıza sokmayın.

Bilhassa Ahmet Bey’den son aldığım bir kartta bizi Trabzon’a beklemekte oldukları yazılıydı. Durumu mazur görmenizi rica ediyorum. Rahatsızlığım dolayısıyla gelemedim. Bu sene gelemeyeceğim de. İnşallah belki seneye Cenâb-ı Hak lütfederse belki gelir aranızda bir kahvenizi içeriz.

İnşallah siz bizlerden biz de sizlerden feyizleniriz. Bütün ehl-i ihvana -dedikodu ve ikilik yaratanlar hariç bütün ehl-i ihvana- gönülden selamlarımı sunarım.

Cenâb-ı Allah’tan, Resûlullah’tan ve Ehlibeyitten bol feyizler, bol himmetler niyaz ederiz.

İlâhî Ya Rabbi! Açılan eller hürmetine, yanan gönüller hürmetine, söyleyen diller hürmetine, iki cihan serveri Muhammed’in yüzü suyu hürmetine, Ehlibeyt hürmetine, mahsun masumeyin hürmetine ehl-i ihvanı ilelebet rahmetinden ve Cenâb-ı Resûllullah’ın feyzinden mahrum eyleme.

İlâhî Ya Rabbi! Kâbe-i muazzama hürmetine, Medine-yi münevvere hürmetine, merve zemzem hürmetine. İlâhî Ya Rabbi! Yâsin Tâ-hâ hürmetine, Kur’an hürmetine, 6666 ayetin yüzü suyu hürmetine, ehl-i ihvanı cemalinden, aşkından, Muhammedin feyzinden, Ehlibeytin yolundan ayırma Ya Rabbi.

İlâhî Ya Rabbi! Dertli kullara deva, hasta kullara şifa, muradı olanlara bermurad eyle Ya Rabbi. Dalalete düşenlere de hidayet eyle Ya Rabbi.

İlâhî Ya Rabbi! Memleketimizi ve yurdumuzu her türlü musibetten koru. Bir cümle İslam diyarını her türlü felaketten muhafaza eyle Ya Rabbi. Ulemayı amilin, sülehayı salihin kâmilinden eyle. Mürşidan, müridan, dervişan, dedehan, kalenderan, on iki imam, on dört masumu pâk, on yedi kemerbest efendilerimizin ruhlarını şâd u handân eyle, bizleri himmetlerinden mahrum eyleme ya Rabbi.

Sahabeyi ikram, enbiyayı izâm, habibim bedirim, şühedayı Ehlibeyt-i Kerbela ruhlarını şâd u handân eyle. Bizleri onların himmetlerinden mahrum eyleme Ya Rabbi.

İlâhî ya Rabbi! Dalalete düşenlere de hidayet eyle. Uzaktan, yakından mağriple maşrık arasında kalpleri mâsivâyla kaplanmış, ikiliğe düşmüş gönülleri, tarumar olmuş insanları da hidayet eyle ya Rabbi. Senin cemaline, senin hidayetine cümleyi ulaştır ya Rabbi.

Ol iki cihan serveri Muhammed Mustafa hürmetine. Ol âleme rahmetellil âlem olarak gelen Muhammed hürmetine. Şu açılan elleri, söyleyen dilleri yerli yerinde kabul eyle Ya Rabbi. Fatiha



Abdülkadir BİLGİLİ (Sebâtî)
İzmir, 1974




SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlara gelince, Rahman onlar için bir sevgi oluşturacaktır.
(MERYEM - 96)
ÖZLÜ SÖZLER
  • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
  • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
  • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
  • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
  • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
  • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
  • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
  • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
  • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
  • Mutaşabih ayetler ledünidir.
  • Ölüm ve cehennem korkusu Hak'ka dost olmayanlar içindir.
  • Şartlanmalardan ve önyargılardan arınmadan kimse masum olamaz.
  • Uzlaşmak için bahane arayan düşman zıtlaşmak için bahane arayan dosttan daha iyidir.
  • Baki hakikatler fani merkezli inşa edilemez.
  • Her zorluğun çözümü sevgidir.
  • Allah var gayrı yok sevgi var dert yok.
  • Allah de ötesini bırak.
  • Sorunları erteleyen ve örten değil çözüm üretip sorunları çözen olmalıyız.
  • Kişinin irfanı kemalatı nispetinde şeytanı da nefsinin şiddetinde olur.
  • Kötü huylardan kurtulmanın en keskin yolu ilahi aşka yanmaktır.
  • Mücevherden sarraf olan anlar, başkası bilemez. Ne fark eder kör için elmas da bir, cam da bir. Eğer sana bakan kör ise sakın sen kendini cam sanma.(Mevlana)
  • Kendini oldum ve doğru zannedenler kendileri gibi düşünmeyenlerden rahatsız olurlar.
  • Eflatun'a dediler ki "Ne kadar çok çalışıyorsun". O da dedi ki "hayır ben sevdiğim işi yapıyorum"
  • Allah kuluna sevdirdiği her işi kuluna kolaylaştırır.
  • Kurtuluş hidayete tabi olanlar içindir. Selam olsun hidayete tabi olanlara.
  • Tevhid-i Ef-al meratibi ihvanın kendi gerçeğine seyir haritasıdır.
  • Kişi ilk önce kendisinin arifi olacak ki Rabbinin arifi olabilsin.
  • İnanmak başka şey, teslim ve tabii olmak başka şeydir.
  • Kalıcı dostluklar edinin.
  • İhvan gibi yaşa, gerisine karışma.
  • Mutlu insan başkalarının mutluluğu için yaşayandır.
  • İslam dini istişare esaslıdır.
  • Allah için affet, Allah için paylaş.
  • İhvanlığını işine göre değil, işini ihvanlığına göre ayarlayacaksın.
  • Kul, iradesini Allah’a teslim edendir.
  • Hakk'ı hatırladığımız unuttuğumuzdan fazla olsun.
  • "Olacağım" diyene engel yok, "olmayacağım" diyene bahane çok.
  • Ben merkezli değil, biz merkezli olun.
  • Dervişçe yaşamak, tevhitçe yaşamaktır.
  • Yaptığınızı azimle yapın, hırs ile yapmayın.
  • Kullukta devamlılık esastır.
  • Önce emin insan olmalıyız.
  • Derviş, halinden belli olmalıdır.
  • Beşeriyet kemalâtın hammaddesidir.
  • Mükemmeliyet istikamette daim olmaktır.
  • İnsanın cismi arza, ruhaniyeti semaya mensuptur.
  • Yaradılış farziyetimiz hakkı bilmektir.
  • Hakk'ı tanımanın ön şartı Resulûllah’ı tanımaktır.
  • İnsanın sırrında Allah’ın sonsuzluğu vardır.
  • Kulluğa bahane yok değer üreteceksiniz.
  • Şikayet, Mevla’ya hürmetsizliktir.
  • Kulluk adına yapmadıklarımıza hiçbir bahane geçerli olmayacak.
  • Bu âleme kavga için gelmedik.
  • Telkin öncelikle bizim nefsimize olmalıdır.
  • İnsan, Allah’ın sırrı Allah da insanın sırrıdır.
  • Varlığımızın sebebi zuhuru, Cenab-ı Resulûllah’tır.
  • Kullukta teslimiyet “Rağmen” olmalıdır.
  • Kazası olmayan tek şey hayatımızdır.
  • Sevgi dışındaki bütün hallerde zorluk vardır.
  • Nefsinde mevsimi hazan olanın, gönül mevsimi bahar, Ahireti bayram olur.
  • Hayat yaşamak, yaşamaksa sevmektir.
  • En güzel keramet istikamet üzere olmaktır.
  • Kişinin Rabbini tanıması için kendini tanıması lazım.
  • Hakk’ı ancak Mirat-ı Muhammet’ten görebiliriz.
  • İnsanı Hakk’ta sonsuzlaştıran ve yaşatan, sevgidir.
  • Sevgi bütün yaratılanların varoluş mayasıdır.
  • Sevgisiz olan her mekân ve mahâl mundardır.
  • Sevgi Allah için yanmak ve olmaktır.
  • Allah’ın ve Resulullah’ın sevgisi ile yanmayan gönül hamdır, ahlâttır.
  • Hakikat ehlinin sermayesi aşk-ı sübhandır.
  • Talepte kararlılık, kararlılıkta da sabır esastır.
  • Sabır, sadrın genişliği kadardır. Sadır genişliği ise; kabulümüz, sevgimiz kadardır.
  • Kamil insan demek;Bütün duygularda,düşüncede ruhta olgunlaşmış insan demektir.,
  • Dervişân, Mürşidinin eşiğinde sadık olduğu sürece, farkında olsa da olmasa da tekamül halindedir.
  • Kim ki Allah’ı ciddiye almaz ise; Allah o kimseyi ciddiye almaz.
  • Hakkı görmeyen gözler amadır.
  • Gayret olmadan kişinin ulaşacağı hiçbir âliyet olamaz.
  • Kendi gerçeğimize yol bulmak için arz üzerinde var olan bütün mevcudiyetten istifade edeceğiz.
  • Bu fırsat âleminin bir tekrarı daha yoktur.
  • Hiçbir oluşum kendi halinde, kendi başına müstakil değildir.
  • İhvan isek bir iddianın sahibiyiz demektir.
  • İhvanın kemâlâtı, olgunluğu, karşılaşmış olduğu olumsuz tecellilere verdiği tepkilerle ölçülür.
  • Kişi muhatabı ve müdahili olmadığı hiçbir meselenin şahidi olamaz.
  • Herkes kazanımlarını kayıplarını tespit etsin ki şuurlu bir hayat yaşayabilsin.
  • Birebir uyarılar insanı daha çok uyandırır.
  • Bütün canlılara dostça yakın olmalıyız.
  • Tekâmül için her anı yeniden yaşamak , her anın yeniden talibi olmak zorundayız.
  • Gayret etmeyen kişiden Kâmil insan olmaz.
  • Ehl-i talip bu Kâinatın özelidir, özetidir.
  • Kul, hizmeti kadardır. Kul, sevgisi kadardır, Kul hoş görebildiği kadardır. Kul feragat edebildiği kadardır. Kul paylaşabildiği kadardır.
  • Ehl-i ihvan’ın sevgisi Rabbi’nin sevgisi, meşguliyeti Rabbi’nin meşguliyeti olmalıdır.
  • Her an Rabbi ile meşgul olanın, muhatabı Rabbi olur.
  • Güzel bakmalı, güzel konuşmalı, güzel dinlemeliyiz.
  • Hayırları geciktirdiğimiz zaman şerre dönüşür. Şerleri geciktirdiğimiz zaman hayra dönüşür.
  • İhvanın irşad olmasının ön şartı teslimiyattır.
  • İlmen yâkinlik; bilmek ve kabul etmektir.
  • İhvan telkin edileni yaşadıktan sonra Hakkel yâkina ulaşır.
  • Kul, Rabbini ne kadar ciddiye alırsa, Rabbi’de onu o kadar ciddiye alır.
  • Rahman’ın sevgilisi olmak gönlü cenab-ı Resulullah’a yönetmek ve tabi olmakla orantılıdır.
  • İhvan, kendi özünde kâmil duruşa ulaşırsa, onda bir değil de nice esmanın açılımı, nice sıfatın inkişaf ve izhariyeti yaşanacaktır.
  • Dünkü gibi konuşan, dünkü gibi anlayan, dünkü gibi yaşayanın anı ve akibeti hüsrandır.
  • Ehli gönül olan, ,Resulullah’a ve Ehli Beyt’egönül veren Ehl-i İhvan’ın seyr-i sülüğü nefis merkezli akıl ile değil gönül merkezli akıl iledir.
  • İhvan, hayırda ve şerde damlayı derya mesafesinde görecek kadar Rabbini önemseyen olmalıdır.
  • Hakka vuslat, ancak aşk- sübhân ile olur.
  • Aşığın, sevgisinin sancısıyla uykularının kaçması lazım ki, orada aşktan söz edilebilsin.
  • Hayatla zıtlaşan değil hayatla uzlaşan olmalıyız.
  • Eğer kişi yarışacaksa hayırda yarışsın selâmda, yarışsın, paylaşmada hoş görüde affetmede yarışsın.
  • Kişi tercihinin neticesini yaşar.
  • İnsan, sevebildiği kadar, değer üretebildiği kadar insandır.
  • İhvan, arif olmalı ve gönlünü bütün olumsuzluklardan arındırmalıdır.
  • Herkes yaptıklarının neticesini yaşayacak.
  • Biz kulluğumuzu her gün yeniden yenilemeliyiz.
  • Üstünlük ancak takva ile sevgi iledir.
  • Allah hiçbir zaman abes ile iştigal etmez.
  • Her işte bizim için hikmet ve hayır vardır.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • Herkesin şeytanı, Cebrail’i, Mikail’i, İsrafil’i ve Azrail’i kendisiyle beraberdir.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan, Hakk'a eren demektir.
  • Sevginin tezahürü ibadettir.
  • Eğer inanıyor, iman ediyor, seviyorsanız, yap denileni yapacak ve aksatmayacaksınız.
  • Sevenin ne gecesi ne gündüzü ne yorgunluğu ne bahanesi ne de mazereti olur.
  • Karşılaştığımız zorlukların tamamı tekâmül için ikrarımızı ispat içindir.
  • Bu âlem teşbih, tespit, tenzih, takdis ve şahadet âlemidir.
  • İnsanın Hak katında kadri, kıymeti sevgisi kadardır.
  • İnsan, yaşadığı zorluklar aşabildiği engeller kadar insandır.
  • Hiç zorluk, acı çekmeden, uğraş ve çaba sarf etmeden kimsenin başarıya ulaştığı görülmemiştir.
  • Hepimiz Allah’ın Resulûllah’ın ve Ehlibeyt’in aşkından muhabbetinden istifade edip Hakk’ta bakileşebilecek yetilere sahibiz.
  • İnsan, asliyeti kendisine unutturulmuş varlıktır.
  • Müsemmâ ehli olan için, isimler değişşe de asliyet değişmez.
  • Hiçbir güzelliği kendimize mal etmeden, bütün güzellikleri Rabbimizden bilmeliyiz.
  • Herkesin imtihanı iddiası kadar olur. Yani iddiası büyük olanın, imtihanı da büyük olur.
  • Kâinat, insan için, insana hizmet için halk edilmiştir.
  • Hayatın tamamı, kulluğun ve dostluğun talimidir.
  • Kişi bilgisinde değil yaşantısında kâmil insan olur.
  • Bizim yaşadıklarımız; tercihlerimizin, taleplerimizin ve dualarımızın neticesidir.
  • Mezheplerin farklı olması, dünya iklimlerinin, ırkların ve kültürlerin farklı olmasındandır.
  • İrfan mekteplerinin temelde aynı, detaylarda farklı farklı olması insanların, meşreplerinin farklı farklı olmasındandır.
  • Kimi takva ile kimi zikrullah ile, kimi hizmet ile, kimi de ibadet ile Hak rızasına ulaşmak ve kâmil insan olmak arzusundadır.
  • Din adına zıtlaşmalar, taraflaşmalar ve tefrikalar çıkarmak Rahman’ın ve Kuran’ın reddettiği duruşlardır.
  • Elin eksiğiyle uğraşan, kendi eksiğini hiçbir zaman göremez.
  • Biz bu âleme eksik tespit zabıtalığına gönderilmedik.
  • Âşık; mâşûkunu hususiyetle geceleyin, en çok yalnızlık halindeyken düşünür.
  • Geceleri ve seher vakti çok özeldir.
  • Dostluğun ilk şartı sevmektir. Fakat çıkarsız beklentisiz sevmektir.
  • Dost olmak, dostun her türlü yüküne katlanmaktır.
  • Bizim için yaşamak bir gündür, o da bugündür.
  • Kulluk adına yapmamız gereken ne varsa sabırla ve ihlâsla yapmalıyız.
  • Hak katında gıdalanmanın birinci esası, âdab-ı Muhammediye ve hakıkati Mahmudiye ile kıyam durmaktır.
  • Biz eyvallah tacını, ‘sensin’ tacını başımızdan, hiçlik hırkasını da eğnimizden hiçbir zaman çıkartmayacağız.
  • Bir damlanın hiçliğe ulaşması, onun deryaya düşmesiyle olur.
  • Bize ulaşan her tecellinin, Mevlâ'dan olduğunun bilincinde olalım ve rıza gösterelim.
  • Sakın tecellilerden kahreden, kederlenen olmayalım.
  • Tecellilerden şikayetçi olmak, kulun Rabbine olan saygısızlığıdır.
  • İhvan, hangi tecelli içinde olursa olsun, mutlaka güzel düşünmeli ve güzel değerlendirmelidir.
  • Edep ve âdap dışında nefes almayalım.
  • Biz, Cenâb-ı Resûlullah’ın vitrini olmalıyız.
  • Bütün nimetler ve âliyetler, gayret ve hizmet iledir.
  • Biz hangi hali yaşıyorsak bizim için hayırdır ve hikmetlidir.
  • Hikmete tabi olanlar hikmet ehli olurlar.
  • "Senin için Ya Rabbi" zevkiyle hayatı yaşayalım.
  • Huzur, ancak tevhid ile aşk ile sevgi ile Allah’a ve Resûlun’e yönelmek iledir.
  • Güzel ahlâk ve sevgi insanlığın omurgasıdır.
  • Her gününü son gün, her namazını son namaz, her muhabbetini son muhabbet gibi kabul eden kişinin yaşantısı Ehl-i ihvanca olur.
  • Büyük laf etmemeye çalışalım.Tevazu sahibi olalım.
  • Ehl-i Beyt olmak, hem nesebi hem de mezhebidir.
  • Ehl-i Beyt, Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş halidir.
  • Yaptığımız her şey kulluğumuzu ispat edercesine olmalıdır.
  • Halkı memnun etmek için Hakk'ı incitmeyelim.
  • Kemalat, hissedilen ilk nefesten son nefese kadar sadece Allah ve Resûl’u için say ve gayret etmektir.
  • Tevhid-i Ef-al hakikatin zübdesi, tevhidin nüvesidir.
  • Kullukta edebi olmayanın Hak’ta izzet bulması mümkün olamaz.
  • Hikmetleri seyretmenin tek şartı, tecellilere karşı sabırlı olmaktır.
  • Kişi yaşamış olduğu imtihanları aşabildiği kadar tekâmül etmiş olur.
  • Aslında bize zor gelen tecelliler, bizim için ikramdır.
  • Kulluğun esasında yap denileni yapıp sonucuna da razı olmak vardır.
  • Bütün kâinat, kişinin kendi hakikatine misaldir.
  • Öncelediğimiz Allah ve Resûl’u olmalı. Ertelediğimiz ise nefsimizin arzu ve istekleri olmalıdır..
  • Dervişi tekâmül ettirecek olan iştiyakı, kendine olan telkini, ve gayretindeki kararlılığıdır.
  • Her günü yaşamak, her günü diğer günden farklı bir alana taşımak için biz bugünün talebesiyiz.
  • Hatasını kabul edip hatasından dönen kul hayırlı kuldur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İhvan ne dünle ne de yarınla zaman kaybedecek sadece anını ve gününü değerlendirecek.
  • İhvanlık, halde örnek olmaktır.
  • Aile yaşantımızla, tecellilere olan tepkilerimizle, kişilerle olan ünsiyetimizle, her halimizle hele hele de ibadete olan düşkünlüğümüzle fark edilmeliyiz.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, Hak katında şerefli olamaz.
  • İbadet etmenin hoşnutluğunu yaşarken bu hoşnutluğu, ibadet etmeyenlere karşı bir üstünlük saymadan fail Allah'tır zevkiyle yaşamalıyız.
  • Kıyas, şeytani sıfatlardandır.
  • Karşımızda gördüğümüz eksikliği önce kendimizde tetkik etmeliyiz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrine mürşitsiz yol bulamaz.
  • Baki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak Hak’ta ölüp Hak’ta dirilmektir.
  • Hayata ders veren değil de hayattan ders alan talip olmalıyız.
  • Anlayan ve öğrenen olmalıyız.
  • Anladığını genişleten, hayatına uyarlayan olmalıyız.
  • Tasavvuf önce şeriat-ı Muhammediye ile yaşanır.Sonra hakikat-ı Mahmûdiye ile hikmetler talim edilir.
  • Bir meselenin görevlisi olmak ayrı şeydir, gönüllüsü olmak ayrı şeydir.
  • Ehl-i ihvanla konuşularak halledilmeyecek hiçbir mesele olmamalıdır.
  • Hak dostları bir araya geldikleri zaman bakışmaları bile muhabbettir.
  • İhvanlığın dört ana esası vardır; ihlas, şecaat, cesaret ve cömertliktir.
  • Hayatın tamamında, her adımda, her bir nefeste; bir tuzak, bir imtihan vardır.
  • Gönül, Rahman ile coşarsa; kişi karşılaştığı her türlü tecelliye sabır ve tefekkür ile mukavemet gösterir.
  • İhvan, ne Dünya ne de ahiret beklentisi olmaksızın kulluğunu fi-sebilillah yaşamalıdır.
  • Kur’ân'ı öğrenmeye, okumaya, okutmaya, anlamaya ve yaşamaya çalışalım.
  • İslam, yap denileni yapmak; yapma denilenden uzak durmaktır.
  • Kulluğunu yarına erteleyenin Allah sevgisi yeterli değildir.
  • Tekâmül etmek için sürekli gayret halinde olmalıyız.
  • İnsana olan sevgisizlik Allah’a olan sevgisizliktir.
  • Allah’a vuslat ancak Aşk-ı sübhan ile olur.
  • Hak’ta bâki olabilmek için kayıtsız şartsız teslim olmalıyız.
  • Dilimizde zikrullah ile gönlümüzde her daim muhabbetullah ile inşa olmaya çalışmalıyız.
  • Şeriatın ihlâl olduğu yerde hakikat olmaz.
  • Her türlü tecelliden istifade edecek kadar arif,hiçbir zorluktan yılmayacak kadar da dirayetli olalım.
  • Arif olan baktığı her zerreden, karşılaştığı her tecelliden kendisine istikamet arar.
  • Ehl-i ihvan hatasında ve günahında ısrar etmeyen ve tövbesinde aceleci davranandır.
  • Âşık maşukundan gelen cefalardan haz duymazsa gerçek aşık olamaz.
  • Kendisindeki gayrilikten arınan insan için dışarıda ve içeride gayri olan hiçbir şey kalmaz.
  • Kişinin samimiyeti, sadakati ve sevgisi ona istikamet verir.
  • Bizden istenilen öncelikle safiyet, samimiyet ve sadakattir.
  • Ehl-i ihvan öyle bir kristalize olacak, safiyet kazanacak, kendi benliğinden öyle bir sıyrılıp latifleşecek, şeffaflaşacak, kendine ait bir renk zan düşünce ve duygu kalmayacak ki Allah’ın boyasıyla boyansın yani Resûlullah’ın haliyle hallenmiş olsun.
  • Gayret, kulluğun esasıdır.
  • Biz bildiklerimizle amel edelim. Bilmediklerimiz, bize bildirilecektir.
  • Her Ehl-i ihvan bulunduğu cemiyette fark edilmelidir.
  • Bizim sabrımıza, bize kötülük yapanların şahitlik etmesi lazım.
  • Asli maksadımız, nefsimizi ve Rabbimizi tanımaktır.
  • Gayret etmeyen kişiden kâmil insan olmaz.
  • İhvan, kendi hakikatine seyri sülük ederken hem dünyasını hem de ukbâsını saadete erdirmiş olur.
  • Muhabbetimiz Resûlullah’ın ve Ehl-i Beyt’in muhabbeti, davamız Hak davası olsun.
  • Eğer insan Rahman’ın aynası olacaksa yansıtıcılığının çok net,arı ve duru olması lazımdır.
  • Eğer bir olumsuzlukla, zorlukla karşılaşıyorsak, bu bizim olumsuzluluğumuzdandır.
  • Arz ve semada her ne olursa insan ile ilişkilidir.
  • Sözümüzün ilk müşterisi kendi kulağımız olmalıdır.
  • İslâm şahitlik ile başlar, şuhut ile yaşanır. Ve yine şahitlik ile kemal bulur.
  • Hangi başarı vardır ki uğraşsız gayretsiz ve gönülsüz zuhura gelsin.
  • Aşığın ölümü Hakk’ta vuslat, sonsuzluğa uyanmak ve sonsuzluğu yaşamak olur.
  • Artık etrafımızla ve kendimizle olan kavgamızı bitirip, sevgiyle nefes almanın gayretinde olmalıyız.
  • Kişinin kararlılığı tecellilere gösterdiği mukavemeti kadardır.
  • Aşık hep maşukundan söz etsinler, hep ondan konuşsunlar ister; zaten gayrı şeyler aşığı rahatsız eder.
  • Kişi mutmain olmadıkça kulluğunda, dostluğunda hep hüsrandadır.
  • Cemal aşıkları için gayri olan her şey haramdır.
  • Zikrin esası namazdır, muhabbetullahdır.
  • İhvan, hayatın tamamında Rahman’ın iradesi altında yaşamaya dikkat ve özen göstermelidir.
  • Her şeye rağmen seveceğiz
  • Her şeye rağmen hizmette gayretli olacağız
  • Kulluk, içinde Rabbi'nden başkasını bulundurmayan, gayrilerden boşalmış hiçlik makamıdır.
  • Hayatın ve kulluğun emanetçisi olduğumuzu, bu emaneti taşımamız ve ehline teslim etmemiz gerektiğini hatırdan çıkartmamalıyız.
  • Hayatı hep Hakkça yaşamanın gayretinde olmalıyız.
  • Hayat, bizi kullukta belirli bir kıvama taşımak içindir.
  • Kendine gafil olan, Allah’a arif olamaz.
  • Her varlık Hakk'tandır ve Hak ile kaimdir.
  • Bütün masivalardan arınmak, “ölmezden önce ölmek” Hak’ta ebed olmak; olağanüstü bir azim ve gayret ister.
  • Kişinin kararlılığı, cesareti, azmi ve sevgisi bir arada tekmil olursa; kişinin önünde aşamayacağı engel ve mâni olmaz.
  • Talibin âli ve en yüce değerlere ulaşabilmesi, Allah ve Resûlu’ne olan muhabbeti, sevgisi ile orantılıdır.
  • Hedefimiz ve gayemiz, bugün tevhid noktasında Allah’ı Resulullah’ı ve Ehl-i Beyt’i dünden daha farklı idrak etmek ve yaşamaktır.
  • Tevhid adına bize yapılan teklifatın tamamını yaşamak, bizi kendimize döndürmek ve kendi hakikatimizle tanıştırmak içindir.
  • Tevhid meratiplerindeki yaşam talimlerinin tamamı, bizi kendi ruh derinliğimizdeki iç potansiyelimizden istifade ettirmek adınadır.
  • İhvanın bilip, yapmak isteyip de yapamamasının sebebi kendisinde yetersiz olan kararlılığı, gayreti ve talebidir.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, mükerrem ve münevver olamaz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrinde mürşitsiz yol kat edemez.
  • Kulluk adına yaşanılacak ne kadar âli değerler varsa, bunların tamamı ancak mürşid-i kâmilin nezaretinde ve refakatinde yaşanılabilir.
  • Bâki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak, Hakk’ta ölüp Hakk’ta dirilmektir.
  • Yaşadığımız ne tür olumsuzluk olursa olsun, bizim hedefimize olan iştiyâkımızı arttırmalıdır.
  • Her türlü olumluluk ve olumsuzluktan istifade eden olalım.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • İhvan, kendisini yargılayan, kendisini öz eleştiriye açık tutan ve kendini kemâle taşıyan olmalıdır.
  • İhvan, ancak telkin edilen hikmetli sözleri, hadisleri ve ayetleri yaşantısına uyarlayarak gayretinde istikamet bulabilir.
  • Kim hidayeti dilerse hidayete ulaşacak; kim hidayete ulaşmak istemezse Rahmân da ona hidayet etmeyecek.
  • İnancı olmayanın istikameti olmaz.
  • İnsan-ı asli Allah’ın aynasıdır.
  • Nurun olduğu yerde zulüm, dinin olduğu yerde kin, sevginin olduğu yerde nefret olmaz.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan gerçeklere eren demektir.
  • Herkes tercihinden yönelişinden meyil ve rızasından sorumludur.
  • Nimete ulaşmak için mutlaka hizmete talip olmalıyız.
  • İhvan düşünmekle, keşfetmekle ve gayret ile kemâlat bulur.
  • “Rabbim” diyen için zaten zorluk yoktur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İslam, aslen teslim olmak ve selamet bulmaktır.
NAMAZ VAKİTLERİ