Çerezler, içeriği ve reklamları kişiselleştirmek, sosyal medya özellikleri sağlamak ve trafiğimizi analiz etmek için kullanılmaktadır. “Kabul Et” seçeneği ile tüm çerezleri kabul edebilirsiniz veya “Çerez Ayarları” seçeneği ile ayarları düzenleyebilirsiniz.Çerez Politikası

14 Haziran 2024
7 Zi'l-Hicce 1445
halveti
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER KVKK ve GİZLİLİK POLİTİKASI
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






OSMANLICA SÖZLÜK


A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z

  • ya : 'Hey, ey! mânasında nida olarak kullanılır. Arapçada başına geldiği kelimenin i'rabını ötre okutur. Yâ-Halimu, Yâ-Rahimu da olduğu gibi. Yâ, terkibli kelimelerin başına gelirse; More…
  • ya eyyühel hoto : Ey vahşi, kaba dağ adamı!
  • ya leyte : Keşke, ne olurdu.
  • ya'bub : Hızla akan nehir. * Suyu çok olan ark. * Bulut. * Hızla giden at. ◊ Hızla akan nehir. * Suyu çok olan ark. * Bulut. * Hızla giden at.
  • ya'fur : (C.: Yaâfir) Tüyleri toprak renginde olan ceylân. * Ceylân yavrusu. * Gecenin beşte veya altıda bir bölümü. * Peygamberimizin merkebinin adı.
  • ya'lul : (C.: Yeâlil) Beyaz bulut. * Su üzerinde peydâ olan kabarcık. * Çift hörgüçlü deve.
  • ya'mele : İşe dayanıklı cins dişi deve.
  • ya'mur : (C.: Yeâmir) Bir nevi ağaç. * Oğlak. Kuzu. ◊ (C.: Yeâmir) Bir nevi ağaç. * Oğlak. Kuzu.
  • ya'ni : (Yâni) Bundan maksat, demek, demek isteniyor ki.
  • ya'sub : Arı beyi. * Emir, bey, reis. * Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ın bir atının ismi. * Atın alnındaki beyazlık. * Bir nevi kuş.
  • ya'zid : Acı marul.
  • yab : f. 'Yaften: Bulmak' mastarından emir kökü olup, birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Şifayab $ : Şifa bulan, iyileşen.
  • yaban : f. Çöl, sahra.
  • yabani : Yabana mensub. Issız yerlerde yaşıyan. Yabancı, alışmamış.
  • yabende : f. Bulan, bulucu. * Keşfeden, kâşif.
  • yabis : Kuru.
  • yabnak : f. Bulan, bulucu.
  • yâd : f. Anma. Hatırda tutma. Zikretme. * Hediye. * Hâtıra. * Hatır, gönül. * Uyanıklık.
  • yad-bud : f. Armağan, yâdigâr.
  • yadbüd : f. Hâfıza kuvveti.
  • yaddar : f. Hatırda tutan, unutmayan.
  • yaddaşt : f. Hatırda tutulan şey. Hâtıra.
  • yade : f. Hâtıra.
  • yadigâr : Hatıra. Bir kimseyi veya bir şeyi hatırlatan.
  • yadkerd : f. Hazırlama.
  • yafe : f. Saçma ve mânasız söz.
  • yafes : Hz. Nuh'un (A.S.) üçüncü oğlu. Tufandan sonra Hazar Denizinin kuzeyinde yerleşmiştir.
  • yafte : f. 'Bulunmuş, bulmuş, bulunan' mânalarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Şeref-yafte $ : f. Şeref bulmuş.
  • yafuf : Turaç kuşunun yavrusu.
  • yafuh : Bıngıldak. Yeni doğan çocukların baş kemiklerinin arasındaki yumuşaklık.
  • yağfirullah : Allah mağfiret eyler, eylesin, günahlarını örtsün (meâlinde söylenir).
  • yağma : f. Zorla mal alma, çapul. * Bir Türk boyu.
  • yağmager : (C.: Yağmagerân) f. Çapulcu, yağmacı, zorba.
  • yağmagerî : f. Çapulculuk, yağmacılık.
  • yah : f. Buz.
  • yah-aver : f. Buzlu şerbet, buzlu su.
  • yahamim : (Yahmum. C.) Kara dumanlar.
  • yahbeste : Buz tutmuş, donmuş, buz bağlamış.
  • yahçe : f. Donmuş yağmur taneleri, dolu taneleri.
  • yahmum : (C.: Yahâmîm) Kara duman. * Tütün. * Kara nesne.
  • yahmur : Yaban eşeği.
  • yahni : f. Et yemeği, yahni. * Azık, zahire. * Pişmiş şey.
  • yahpare : f. Buz parçası.
  • yahte : f. Benzer, misil, eş, nazir. * Oda. * Küçük küp.
  • yahtemil : İhtimal.
  • yahud : f. İsterseniz, veyâ. İyisi.
  • yahyah : Beri gel demektir.
  • yais : (Ye's. den) Ümitsiz, kederli, me'yus.
  • yakaza : (Bak: Yakza)
  • yakazan : Uyanık kimse. * Tozu yükselen toprak.
  • yakik : Katı nesne.
  • yakîn : Şüphesiz, sağlam ve kat'i olarak bilmek.
  • yakînen : Hiç şübhesiz olarak, kat'i surette.
  • yakînî : Şüphe edilmeyecek ilmî halde, hiç şeksiz bilinmeğe dair.
  • yakîniyyât : Yakînî bir surette bilinenler.
  • yakitî (yakutî) : Kırmızı üzüm.
  • yakiz : (C.: Eykâz) Uyanık.
  • yaktîn : Kabak, kavun ve karpuz gibi dalları yerde yayılan bir nebat adı.
  • yakut : Çeşitli renkleri olan kıymetli bir süs taşı.
  • yakza : Uyanıklık. Dikkatte olma.
  • yakzân : Uyanık.
  • yakzaten : Uyanık olarak. Şuurlu ve dikkatli surette.
  • yâl : f. Kuvvet, güç. Boyun, gerdan.
  • yâl ü bâl : Boybos düzgünlüğü.
  • yalak : Hayvanların su içmelerine mahsus içi oyuk kütük veya taş. Çeşmelerin musluğu altına konulan tasa da bu ad verilir.
  • yalan : (Bak: Kizb)
  • yaldiz : t. Cilâ. * Parlatmağa yarıyan şey.
  • yale : f. Sığır boynuzu.
  • yalmend : f. Aile reisi. Aile başkanı.
  • yalvane : f. Kırlangıç kuşu.
  • yam : f. Posta beygiri.
  • yamak : Yardımcı, yardak, muavin.
  • yamur : Başının ortasında bir sürü boynuzları olan bir cins geyiğin erkeği.
  • yan : f. Hastanın sayıklaması.
  • yanesun : Anason otu.
  • yani' : Kıvama gelmiş, olmuş. Pişkin.
  • yankesici : Biçimine getirerek insanın üzerinden gizlice birşey çalan hırsız.
  • yâr : f. Dost, ahbab, tanıdık. * Yardımcı. * Âşık. Mâşuk, sevgili.
  • yara : f. Güç, kuvvet, kudret, takat.
  • yârân : f. Dostlar. Sâdık arkadaşlar. Sevgililer.
  • yarane : f. Dostça.
  • yâre : f. Bilezik. ◊ Yara.
  • yarek : f. Dölyatağı. Meşime.
  • yârî : f. Yardım. * Dostluk.
  • yari ümmi : Yazıyı tam yazamayan. * İlmi daha ziyade ilhama istinad eden.
  • yarmend : f. Dost, muin, yardımcı.
  • yarres : f. İmdada yetişen.
  • yasemin : f. Güzel kokulu, beyaz ve güzel çiçekler açan sarmaşık cinsinden bir ağaç.
  • yasib : Yeşim taşı.
  • yasif : Yeşim taşı.
  • yasin : Yâ Seyyid yâ insan gibi muhtelif manalar rivayet edilir. Şifredir Hazret-i Peygamber'in (A.S.M.) fıtraten, hilkaten, edeben ve ahlâken en yüksek olduğu herkesçe bilindiğinden bu isim More…
  • yasin suresi : Kur'an-ı Kerim'in 36. suresinin ismidir. Mekkîdir.
  • yasir : Sol tarafa giden.
  • yâve : f. Hezeyan. Yalan. Yaygara. Saçma sapan söz. * Sahipsiz hayvan.
  • yâve-gû : (C.: Yâve-guyân) f. Saçmasapan konuşan, saçmalayan.
  • yâver : f. Yardımcı. Mededkâr. İmdatçı. * En yakın memur. * Devlet büyüklerinin yanında bulunan en yakın memur.
  • yâverân : (Yâver. C.) f. Yâverler. Yardımcılar.
  • yâverî : f. Yâverlik, yardımcılık.
  • yavuz : şiddetli yanan. * A'lâ, fevkalâde. * Pek sert.
  • yazdeh : f. Onbir.
  • yazdehüm : f. Onbirinci.
  • ye'cüc ve me'cüc : Kısa boylu olacakları söylenen ve Kur'an-ı Kerim'de bahsi geçen ve ortalığı fitne ve anarşiye boğacak olan bir kavmin ismi.
  • ye's : Emelinden kesilmek. Ümidsizlik. Nevmid olmak. Matlubunun hâsıl olmasına ümidini kesmek.
  • ye's-aver : f. Ümitsizlik veren. Me'yus eden. ◊ f. Ümitsizlik veren. Me'yus eden.
  • yeakib : (Ya'kub. C.) Erkek keklikler.
  • yealil : (Ya'lul. C.) Suları berrak ve saf akan göller. * Beyaz bulutlar. * Su üzerinde meydana gelen kabarcıklar. * Çift hörgüçlü develer.
  • yeasib : (Ya'sub. C.) Reisler, başkanlar, başlar. * Arıbeyleri.
  • yebab : f. Yıkık, bozuk, harap, virâne.
  • yeban : f. Sahra, çöl. * Issız ve tenha yer.
  • yebani : f. Görgüsüz, kaba. * Yabâni, kırlarda biten. * Sıkılgan, ürkek. (Bak: Yabani)
  • yebes : Sonradan kuruyan yaş mevzi.
  • yebrem : Gelberi ismiyle bilinen bir cins demir kürek.
  • yebs : Islak şeyin kuruması.
  • yebuset : Kuruluk, nemsizlik, rutubetsizlik.
  • yed : El. * Mc: Kuvvet, kudret, güç. * Yardım. * Vasıta. * Mülk.
  • yedan : Eller. İki el.
  • yedeyn : İki el.
  • yediyy : El ile dokunmuş.
  • yedullah : Cenab-ı Hakk'ın kudreti, yardımı.
  • yefa' : Yüksek yer.
  • yefen : Bunak adam.
  • yeftenc : Sevgililerin zülüfü kendisine benzetilen siyah renkli büyük bir yılan.
  • yegân : f. (Yek. C.) Birler. Tekler. Teker teker.
  • yegân yegân : f. Ayrı ayrı. Birer birer.
  • yegâne : Tek, bir.
  • yegâne-gî : f. Teklik, yegâne ve tek oluş.
  • yegden : f. Birden, birdenbire.
  • yegus : Nuh Aleyhisselâm'ın kavmine ait bir put.
  • yehhir : Katı ve sert taş. * Serap.
  • yehma : Sahra, çöl.
  • yehmum : Kömür gibi simsiyah olan şey. * Zifir ve kara duman. * Cehennem ahalisini ihata eden perde.
  • yehmur : Çok sözlü, çok konuşan adam. * Çok çalışkan ve işe cür'etli olan kişi. * Yeri götüren balık.
  • yehr : İnat etmek.
  • yehud : Yakub (A.S.) ın büyük oğlunun adıdır. (Bak: Ya'kub)
  • yeis : (Ye's) Ümitsizlik. (Bak: Ye's, Himmet)
  • yek : f. Bir, münferid. * Bir oluş, birlik.
  • yek-âvâz : f. Tek sesli, bir sesli. * Mc: Bir tarzda, bir şekil üzerine. * Edb: Başından sonuna kadar aynı kuvvette güzel olan manzume.
  • yek-dü-se : f. Bir-iki-üç. ◊ f. Bir-iki-üç.
  • yekâyek : f. Birer birer. Tek tek. * Ansızın.
  • yekbar : (Yekbâre) f. Bir defa, bir kere. Bir defada.
  • yekçeşm : Tek gözlü. * Âhir zamanda gelecek olan Deccal'ın bir ismi. 'Sadece dünya hayatını şiddetle isteyip âhireti unutan ve inkâr eden' meâlinde mecazen söylenilmiştir. * Güneş. More…
  • yekcins : f. Aynı cinsten.
  • yekdane : f. Eşi, benzeri olmayan. Tek.
  • yekdem : f. Bir nefes, çok az, çok kısa.
  • yekdest : f. Bir elli, tek elli. * Bir çeşit, bir cins. * Eskiden yapılmış bir çeşit rende.
  • yekdiğer : Bir başkası.
  • yeke : f. Yalnız, bir, tek.
  • yeknesak : Devamlı aynı halde olan. Biteviye. Değişmez bir hal.
  • yekpa : f. Tek ayaklı. Topal.
  • yekpare : Tek parçadan meydana gelen. Bütün. Parçasız.
  • yekreh : f. Riyasız, doğru.
  • yekrişte : f. Uygun, muvafık, yaraşır. * Şefkatli.
  • yekru(y) : f. İki yüzlülük yapmayan, riyasız. * Hâlis ve itimad edilir dost.
  • yekruz : f. Bir günlük. Geçici, muvakkat.
  • yeksal : f. Bir yıllık. Bir yaşında.
  • yeksan : Beraber. Bir. * Düz. * Her zaman.
  • yekşebe : f. Bir gecelik.
  • yekser : f. Baştan başa. * Ansızın. * Yalnız başına.
  • yeksüvare : (C.: Yeksüvârân) Yalnız başına ata binen. * Mc: Arkadaşı olmayan kimse.
  • yekta : Tek, yalnız, eşsiz. * Bir kat.
  • yektene : f. Tenha, yalnız başına.
  • yekûn : 'Toptan, hepsi. Netice. Toplam. (Arapçada; olur-oluyor mânâsınadır)'
  • yekvücud : Tek kişi gibi. Hep birden.
  • yekzeban : Söz birliği. Ağız birliği. Sözde beraberlik. * Aynı dili konuşan. Bir dilde.
  • yel : (C.: Yelân) Pehlivan. şampiyon.
  • yelan : (Yel. C.) f. şampiyonlar, pehlivanlar.
  • yelda : f. Uzun.
  • yele : f. Kuvvetle saldıran. * Otlağa salınmış hayvan sürüsü. * Koşan, koşucu, seğirten. * Bazı hayvanların ensesindeki kıllar.
  • yeleb : Beyaz deve. * Polat demir. * Toplamak, cem'etmek. * Deriden yapılmış cübbe, zırh ve gömlek. * Kalkan.
  • yelek(a) : Her nesnenin beyazı. * Beyaz keçi.
  • yelel : Üst dişlerin kısa olması.
  • yelem : Aslâ yemişi olmayan sert ve katı ağaç.
  • yelemlem : Deri. * Bir yerin adı. (Yemenliler ihramı orada giyerler.)
  • yelended : Etli, semiz kimse.
  • yelma' : Yalancı. * Serap.
  • yelmek : (C.: Yelâmık) Kalın kaftan.
  • yelpez : Yelpaze. * Serinletmek için el ile havalandırma âleti.
  • yeltenmek : t. Bir şeye başlamağa niyet etmek. Teşebbüse kalkışmak. Özenmek. Taklide çalışmak.
  • yemame : Ehlî güvercin.
  • yemen : Arap diyarında bir vilayet ismi.
  • yemhur : Uzun boylu adam. * İt sineği.
  • yemin : Sözü Allah'ı (C.C.) zikrederek kuvvetlendirmek. Kasem. * El tutuşarak, Allah'a bağlılıklarını bildirerek, Allah'a ve birbirlerine söz vererek ahitleşmek. * Mübarek. * Sağ More…
  • yemm : Deniz, bahir, derya, umman. * Güvercin kuşu.
  • yen' : Yemişin olgunlaşması.
  • yenabi' : (Yenbu'. C.) Kaynaklar, pınarlar, çeşmeler. * Kedi yavruları.
  • yenarik : Yassı bilezik.
  • yenbagi : Münasib, uygun, şâyân. Lâzımgelir, icab eder, gerekir.
  • yenbu' : (C.: Yenâbi) Pınar, kaynak. * Kedi yavrusu.
  • yenbub : Dikenli bir ağaç.
  • yengeç : t. Çok ayaklı ve yan yan yürüyen, başının iki tarafında iki kıskacı olan deniz veya durgun sularda yaşayan bir küçük hayvan.
  • yenhub : Korkak.
  • yenme : (C.: Yünem) Bir nevi ot.
  • yera : (Yerâa. C.) Yontulmamış kamış kalemler. Kamışlar. * Ateşböcekleri.
  • yera' : Sığır buzağısı.
  • yeraa : (C.: Yerâ) Kamış düdük. * Yontulmamış kalem.
  • yerabi' : (Yerbu'. C.) Tarla fareleri.
  • yerbu' : (C.: Yerabi') Arap tavşanı adı verilen yaban faresi.
  • yerekan : Sarılık hastalığı. * Ekin âfetlerinden bir âfet.
  • yerer : Katı ve sert nesne.
  • yerhum : Erkek kartal.
  • yerku' : Şiddetli açlık.
  • yerma' : (C.: Yerâmi) Alçı taşı.
  • yerun : Ağu, zehir. * Aygır suyu.
  • yesag : f. Kanun, nizam. * Yasak.
  • yesar : Sol, sol el. * Varlık, zenginlik. * Gençlik. * Bolluk. * Kolaylık.
  • yesaret : Zenginlik. * Kolaylık.
  • yesarî : Sola ait. Sol ile alâkalı.
  • yesbehun : Yüzerler. (manasında)
  • yeser : Kolaylık, sühulet. * Birinin sağ tarafından gelme. * Yün, ip gibi şeyleri bükme.
  • yesir : Az şey, az, kalil. * Kumarbaz. * Kolay.
  • yeşk : f. Köpek dişi adı verilen sivri diş.
  • yesr : Öldürmek.
  • yesrib : Medine-i Münevvere'nin müslümanlıktan evvelki ismi. (Bak: Medine)
  • yessir : Kolaylaştır (meâlinde duâ).
  • yesteur : Medine yakınında bir yer. * Deve sağrısına yapılan palas. * Belâ. * Bâtıl. * Misvak ağacı.
  • yesur : Kumarbaz.
  • yetama : (Yetim. C.) Yetimler. Babaları ölmüş çocuklar.
  • yetem : (Bak: Yütm)
  • yetim : Babası ölmüş olan çocuk. * Tek, eşsiz, yalnız. (Çocuk baliğ olduktan sonra yetimlik ondan kalkar. Anası ölene ise daha çok öksüz denir.)
  • yetim-hâne : f. Yetim çocukların bakılıp beslendiği yer.
  • yetime : Yetim kız. * Eşsiz.
  • yetn : Doğum ânında çocuğun ayaklarının evvel çıkması.
  • yetu' : Sütleğen otu.
  • yeuk : Nuh Aleyhisselâm'ın kavminin putlarından bir putun ismi.
  • yeus : (Ye's. den) Ümitsiz, ümidi kesilmiş, me'yus.
  • yevm : Gün. Yirmidört saatlik zaman. * Sene. * Asır. Devir. * Devre.
  • yevmen fe yevmen : Günden güne, gittikçe.
  • yevmî : Günlük. Güne ait.
  • yevmiye : Gündelik. Bir günlük çalışmanın neticesi alınan ücret. * Günlük hadiseleri günü gününe kaydetmeğe yarıyan defter, gazete.
  • yez : f. Bağ, bahçe, tarla vs. gibi arazilerin etrafına çekilen dikenli çalı. Çit.
  • yezdan : f. Cenab-ı Hak. * (Mecusilerce) : Hayırları yaratan hayır ilâhı dedikleri mevhum mâbud.
  • yezdanî : İlâhî. Yezdan'a ait ve müteallik.
  • yezek : f. Bekçi, gece bekçisi.
  • yezid : (Hi: 26-64) Hz. Muaviye'nin (R.A.) oğlu ve Emeviye Devletinin ikinci halifesi. Şam'da doğdu. Zamanında Kerbelâ hâdise-i elîmesi meydana geldi.
  • yoga : Bâtıl Hind felsefe sistemi. Bunlar tam bir dalgınlık ve hareketsizlik ile ve çile çekmekle gayelerine ulaşacaklarını sanarlar.
  • yogi : Hindistan'da çilecilere (yogalara) verilen isim.
  • yordam : t. Edâ. * Alâyiş, tantana, debdebe. * Meleke, çalım, çeviklik, alışkanlık, yatkınlık. Çabukluk.
  • yorum : Uydurma bir kelimedir. (Bak: Tefsir)
  • yorumlamak : (Bak: Tefsir etmek)
  • yübs : Kuruluk.
  • yübuset : Kuruluk.
  • yuce : f. Damla, katre.
  • yüdi : (Yed. C.) Eller.
  • yûdlûn : Tarhun otu.
  • yug : f. Boyunduruk.
  • yuh : (Yuhâ) Güneşin isimlerindendir. * Türkçede, birisine karşı hakaret için söylenen kelimedir. Kalabalıkla haykırılan hakaret kelimesidir. Buna 'yuha çekmek' denir.
  • yuhanna : Hz. İsa'nın (A.S.) havarilerinden birisidir. İncillerden birisini yazmıştır. İbranicede Yahya mânasına gelir. Yuhannes, Ohannes, Con (Fr.: Jan) denir.
  • yümkin : Olabilir, mümkün olur.
  • yümn : (Yümün) Kuvvetli, uğur, bereket.
  • yümna : Sağ taraf, sağ el.
  • yümne : Yemen alacalarından bir alaca kumaş.
  • yümnî : Uğura, berekete ait. Uğurlu.
  • yümum : (Yemm. C.) Denizler.
  • yürna : Kına.
  • yüscan : Yeşil taylasanlar.
  • yüsr (yüsür) : Kolaylık. Genişlik. Rahatlık. Zenginlik. Gına. Refah.
  • yüsra : Sol taraf. Sol el. (Eyser'in müennes)
  • yüsret : Kolaylık, sühulet. Rahat.
  • yüsrug : Ot arasında olan kırmızı bir böcek.
  • yüsur : Ekşi yüzlü olmak.
  • yüsür : Kolaylık, sühulet, yüsr.
  • yütm : (Bu kelime esasen infirad mânasına gelir)
  • yüus : (Ye's. C.) Yeisler, ümitsizlikler, kederler.
  • yuz : f. Kaplanı andırır yırtıcı bir hayvan, pars.
  • yuze : f. El açan, dilenci.
  • 
    Derneğimiz
    Mekke Canlı Yayın
    Medine Canlı Yayın
    Eserlerimiz
    İlahiler
    Sure ve Namaz
    Namaz Kılmayı Öğreniyorum
    Tecvid Dersleri
    SON EKLENENLER
    GÜNÜN AYETİ
    Şu bir gerçek ki, biz her şeyi bir ölçüye göre/bir kaderle yarattık.
    (KAMER - 49)
    ÖZLÜ SÖZLER
    • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
    • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
    • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
    • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
    • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
    • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
    • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
    • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
    • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
    • Mutaşabih ayetler ledünidir.
    NAMAZ VAKİTLERİ