Çerezler, içeriği ve reklamları kişiselleştirmek, sosyal medya özellikleri sağlamak ve trafiğimizi analiz etmek için kullanılmaktadır. “Kabul Et” seçeneği ile tüm çerezleri kabul edebilirsiniz veya “Çerez Ayarları” seçeneği ile ayarları düzenleyebilirsiniz.Çerez Politikası

25 Haziran 2024
18 Zi'l-Hicce 1445
halveti
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER KVKK ve GİZLİLİK POLİTİKASI
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






KELİME-İ ŞEHADET


Kelime-i şehadet, İslâm’ın beş temel esasından en önemlisidir. Zira İslâm ile şereflenen kişi, ilk önce kelime-i şehadet getirmek mecburiyetindedir. Talip, “Eşhedü En Lâilâhe İllalah ve Eşhedü Enne Muhammeden Abduhu ve Resûluhu” diyerek kelime-i şahadet getirmiş olur. Kelime-i şahadetin manası: Ben şahidim ki Allah’tan başka ilâh yoktur ve yine şahidim ki Hz. Muhammed O’nun kulu ve Resûl’üdür.

İslâm dini, tevhit dinidir. Tevhit ise tek Allah’a inanıp iman etmektir. Kişinin hem kendisini hem de tüm mevcudatı Hak ile birlemesidir. Allah’a inanıp iman eden kul, O’nun emir ve yasaklarına uymak mecburiyetindedir. Çünkü ibadetsiz din olmaz. Nitekim Fatiha suresinde ‘Ancak sana ibadet eder ve ancak senden dilerim’ diye Allah’a söz veriyoruz. Şu halde bizler de Allah’a yaptığımız secdenin arifi olmak için kelime-i şehadeti iyice anlayıp hayatımıza uygulamalı ve birde bir şahitliğin bilincine varmalıyız.

‘İslâm dini, tevhit dinidir’ demiştik. Tevhit ise Allah’tan başka bütün ilahları inkâr etmektir. Onlar zaten yoktular, onları insanlar kendi elleriyle yaptılar, kendi zanlarınca yaptıkları putlara tapmaya başladılar. Bunun içindir ki İslâm dini müşriklere karşı savaş açmıştır. O günün müşrikleri de ilâhlarını korumak için İslâm’a karşı çıkmışlardı. Bugün de bizler farkında olmadan şirke düşüyoruz. En büyük şirkimiz ise “BEN ve BENCİLLİĞİMİZ.”

Bizler, hep kendilerine Peygamber gönderilen kavimlerdeki müşrik insanları, Allah’ı inkâr eden ateist insanlar olarak bilirdik. Fakat Kur’an-ı Kerim’e bakıldığında, Peygamberlerin gönderildiği kavimlerdeki insanların, Allah’ ı inkâr eden, O’na inanmayan insanlar olmadığını, aksine Allah’a inanan hatta O’na ibadet eden insanlar olduğunu görmekteyiz. “And olsun ki onlara, gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?” diye sorsan, mutlaka “Allah” derler. O halde nasıl yüz çevirip dönüyorlar?” (Ankebut, 61)

Cenab-ı Allah “Biz her ümmete, ‘Allah’a kulluk edin, tağuttan sakının’ diyen bir peygamber gönderdik.” diye buyurmaktadır. (Nahl, 36 ) Tağut kelimesi, “teğa” kökünden türemiştir. Manası; haddi aşmak ve taşmak anlamlarına gelir. İslâm terim olarak Allah’a karşı haddini aşan mahlûk anlamındadır. Şu halde bu ikilikten kurtulmak için, kendi imanımızı ve İslâm anlayışımızı tekrar gözden geçirelim. İslâm demek, teslim olmak demektir. Hakk’a teslim olan kişinin, artık her şeyi Hak’tan bilip abidliğinde kıblesini iyi tespit etmesi gerekir. Allah’ın ilahlık vasıflarından herhangi birini kendinde gören, bu makamı kendisine yakıştıran ve bu yüzden Allah’a karşı haddini aşan her şey, her kişi tağut olmuş olur. Bundan dolayıdır ki bizler, bu ikilikten kurtulmak için “Lâ ilâhe illallah” dediğimizde Allah’tan başka ilah yoktur demiş oluruz.

Kuran’ın inen ilk ayeti “Oku” olmakla birlikte ilk suresi de Fatiha’dır. Fatiha, fetih kelimesinden gelir. Yani insan, kendisini okumakla birlikte cehaletini fethedip arifleşir, gafletini fethedip olgunlaşır, delâletini bilip hidayete erer. Kendi bedeninde kendi gerçeğini bilip ilahileşir. Bu hâl onu Rahmân’a yakın kılar ve kişi Rahmân’ın aynası olur. Sonra da Rahmân’ın güzellikleri o kişiden açığa çıkmaya başlar. Artık kul, tam anlamı ile Rabbine teslim olursa nedensiz, niçinsiz, nefsî duygu ve hareketlerden uzak, enesiz bir şekilde kulluğunun bilincinde olursa Rahman onun aynasından yansıyıp etrafa Hakk’ı ve hakikati anlatmaya başlar.

İnsan, Hakk’ın aynası olacaksa bu aynanın çok net ve duru olması gerekir, kişinin kullukta halefliğini çok güzel yansıtması gerekir.

Allah’ın tek olduğuna şüphe yoktur. Zatında, sıfatlarında, fiillerinde bir tek olanı birleme söz konusu değildir. O halde bir olanı birleyen değil, her bakımdan eşsiz olan bir tek ilâhı kendimizde kabul eden ve yalnızca Rahmân’a kulluk edenlerden olalım. İhlâs suresi “LÂ İLAHE İLLALLAH” ı anlatan en güzel ayettir.

“Siz, Âdem’e secde edin.” (Bakara, 34) Her şey bu emirle başladı. Sen-ben kavgası, o mu bu mu mukayesesi, sen mi çok seviyorsun yoksa ben mi, sen mi çok biliyorsun yoksa ben mi kıyaslamaları. İşte her şey o zaman başladı. “Hani Rabbin meleklere ‘muhakkak ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ diye buyurmuştu da onlar: Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek bir kimse mi yaratacaksın? Oysa biz seni hamd ile tespih ve takdis etmekteyiz’ demişlerdi.”(Bakara, 30)

Ve Allah yarattığı ilk insana Âdem ismini verdi. Âdem’in, lûgat manası ilk insan demek ise de diğer bir manası da hiçlik ve yokluk demektir. Âdem, yazılış itibari ile Elif, Dal ve Mim harfleriyle yazılır. Başta olan “Elif” Allah, sonda olan “Mim” ise Muhammed’i temsil eder. Ortadaki “Dal” ise ister beden olarak, ister dünya olarak düşünelim, yani bu âlemde veya bu bedende, Hz. Âdem’de ve her insanda, hem önünde, hem sonunda, hem içinde, hem dışında Allah ve Hakikat-i Muhammediyye temsil eder. Hakikat-i Muhammediyye insandan güzel ahlâk olarak açığa çıkar. Cenab-ı Resulûlah’ın, ‘Âdem daha yaratılmazdan yetmiş bin yıl evvel de biz Nebi idik’ diye buyurması da bu sebeptendir.

Cenâb-ı Hak, dünya üzerinde kendi Vahdaniyetinin muhabbetinin ve kendi zenginliğinin açığa çıkması, Habibim dediği Hz.Muhammed’in ahlâkınının arz üzerinde hüküm sürmesi için Cenâb-ı Resûlullah’ın nurundan ‘ben bir gizli hazineyim, bilinmekliğimi murat ettim’ hadis-i kutsi gereğince Hz. Âdem’i yarattı ve melekelere Âdem’e secde edin diye buyurdu.

Bu secde, Allah’ın emri ile olduğundan ilâhlık değil tazim secdesidir. Bu farkı anlayamayan iblis secde etmeyip kovulmuşlardan oldu. Ve mukayese etmek o zaman başladı. Allah, her kavime kendi içlerinden bir peygamber göndermiştir. Fakat iki cihan güneşi sevgili peygamberimizi âlemlere rahmet olarak göndermiştir. (Enbiyâ, 105) Cenâb-ı Resûlullah, kâinatın en şereflisi ise O’na inanıp iman eden ümmeti de kâinatın en şerefli ümmetidir.

“Şu bir gerçek ki, Allah ve melekleri o peygambere salât ederler. O’nun şanını yüceltirler. Ey inananlar! Siz de O’na salât edip içtenlikle selam verin.” (Ahzab-56)

Değerli dostlar, Allah ve melekleri Cenâb-ı Resûllah’a salât ve selâm veriyorsa bizim ne yapmamız gerekir? Eğer kastedilen ‘Allahümme salli ala Muhammed’ demek ise bunu zaten Allah, melekleri ile yapıyor. Bize ihtiyacı yok.

Kuran’ın bize anlattığı ise başka bir şeydir. Salât, namaz ile peygamberimize dua demek ise de salah ekiyle birlikte iyilik, bir kimsenin istenilen ve övülmeye değer şekilde bulunması gibi manaları da içerir. Ayrıca yardım etmek ve destek vermek anlamlarını da taşır.

O halde bizler, arzın üzerine yayılıp ahlâk-ı Muhammediyye’yi en güzel şekilde tatbik edip anlatmalıyız. Bu bizim aslî vazifemizdir. Bir başka deyişle ihvan, efendisini en güzel şekilde temsil edip O’nun güzelliğini kâinata anlatmakla yükümlüdür. Salâ; namaz, selâm, selâmet bulmak ise ihvan Rabbini salât ve selâm ile anlatacak! İhvan, daim namazda olursa selâmete erer, daim tefekkürde olursa Rabbine yaklaşır, daim zikirde olursa içinde bir sıcaklık ve sevgi oluşur. Bu sevgi, onu Aşkullaha taşır.

“Allah’ın ve Resûlullah’ın sevgisi ile yanmayan gönül hamdır, ahlattır. Bütün nefsaniyeti, duyguları ve düşünceleri hamdır. Ancak sevgi ihvanı olgunlaştırır ve sonsuz ömre ulaştırır. Kur’an, hakikat-i Muhammed’in bizim içimizde olduğunu, bize imanı sevdirenin ve gönüllerimize sindirenin O olduğunu haber veriyor. (Hucurat, 7)

Bu dünya Cenab-ı Resulullah’ın yüzü suyu hürmetine yaradılmışsa ve her insanda hakikat-i Muhammediyye varsa o zaman O’nu gönüllerde ve içimizde arayalım.

“Ümmilere içlerinden, kendilerine ayetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir Peygamber gönderen O’dur.” (Cuma, 2 ) Burada ümmilik; iman (gaybe) eden fakat hakikati bilmeyen demektir. Er-rahman suresinin ilk 4 ayeti, bize hakikati öğreteni anlatıyor. Bu hakikati öğetenler ise ya peygamberlerdir ya da silsile yolu ile O’nun nesebinden gelen Hakk’ın veli kulları yani mürşitlerdir.

Kâinat, Cenab-ı Resulullah’ın gönlünden ibarettir. Nasıl ki bu kâinat ışığını ve sıcaklığını bir güneşten alıyorsa, bütün gönüller de sevgisini Cenab-ı Resûllullah’tan alır. Zira bütün gönüller, aynı gönülden ibarettir. (Kendi Gerçeğine Seyir, Ali Bektaş)

Kendini bu gönül sıcaklığında bulan âşık, Allah ve Resûlü’nün kendi varlığında birde birliğinin şahitliğine ererse bütün âleme “EŞHEDÜ EN LÂ İLÂHE İLLALLAH VE EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDEN ABDUHU VE RESÛLUH” diye haykırır.

“De ki Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Muhakkak ki Allah Gafurdur, Rahimdir. De ki Allah ve Resulüne itaat edin.” (Âl-i İmrân - 31/32)

Ya Rabbi! Sen kullukta Hakk’ı taşıyan, Hakk’ı zâhir eden, Hakk’ı temsil eden kullarınla ikna olursun.

Mevlâ’m bizleri arif olarak kendi şahitliğine ulaştırsın. Rabbim, cümlemizi kendisine dost, habibine ümmet eylesin. Rabbim, O’nu anlatmada sünnetlerini ve ahlâkını kendimizde tatbik etmemizde bizlerin gayretini arttırsın. Rabbim O’nun sevdikleriyle bizleri dost eylesin. Rabbim bu yolda cümlemizin yar ve yardımcısı olsun.



Enver EFE
İstanbul, 15.03.2015




Derneğimiz
Mekke Canlı Yayın
Medine Canlı Yayın
Eserlerimiz
İlahiler
Sure ve Namaz
Namaz Kılmayı Öğreniyorum
Tecvid Dersleri
SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
İçinizden faziletli ve servet sahibi kimseler akrabaya, yoksullara, Allah yolunda göç edenlere (mallarından) vermeyeceklerine yemin etmesinler; bağışlasınlar; feragat göstersinler.
(NÛR - 22)
ÖZLÜ SÖZLER
  • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
  • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
  • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
  • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
  • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
  • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
  • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
  • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
  • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
  • Mutaşabih ayetler ledünidir.
NAMAZ VAKİTLERİ