04 Aralık 2021
29 Rebiü'l-Ahir 1443
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






Kütüb-i Sitte (Hadis-i Şerifler)


  • Resulullah (sav)'ın Alametleri

  • Babam anlatmış ve demişti ki: "Kureyş büyüklerinden bir grupla Şam'a gitmiştik; beraberimde Muhammed (sav) de vardı. Yolda bir rahib(in manastırın)a yaklaştık ve yakınına konakladık. Develerimizi çözmüştük ki rahib yanımıza geldi. Daha önceki gelişlerimizde yanımıza hiç uğramamıştı. Aramızda dolaşmaya başladı ve Muhammed'i (bulup) elinden tuttu ve: "Bu alemlerin efendisidir!" dedi. Kureyş büyükleri ona: "Bu söylediğini nereden biliyorsun?" diye sordular. Adam: "Ben onun sıfat ve evsafını bize indirilen kitapta bulmuşum! Nitekim siz yaklaştığınız zaman, O'na secde etmedik ne taş, ne ağaç kaldı, hepsi de secde ettiler. Bu cansız şeyler ancak bir peygambere secde ederler. Ben O'nu ayrıca peygamberlik mührüyle de biliyorum, bu mühür omuz başındaki düz kemiğin baş kısmının aşağısında bulunur, elma büyüklüğündedir" dedi. Sonra bizden ayrıldı, yemek hazırlayıp getirdi. Muhammed o sırada, develeri gözetliyordu. Yanımıza geldiğinde üzerinde ona gölge yapan bir bulut vardı. Yaklaşınca, halkın kendinden önce ağacın gölgesini kaptıklarını gördü. O da güneşte oturdu. Ağacın gölgesi, üzerine meyletti, onlar güneşte kaldılar. Rahib: "Bakın, ağacın gölgesi O'nun üzerine meyletti" dedi. Rahib onların yanında iken, bu çocuğu Allah aşkına Rum (diyarın)a götürmeyin diye ricada bulundu ve: "Eğer O'nu götürürseniz, taşıdığı sıfatlarıyla O'nu tanırlar ve öldürürler" dedi. O, bu hususta Allah'ın adını vererek onlara ricada bulunurken, yan tarafına bir göz attı. Manastırına doğru gelen yedi rum gördü. Onları karşıladı ve: "Niye geldiniz?" dedi. "Rahiplerimiz bize Araplar arasında çıkacak bir peygamberin bu ayda memleketimize doğru gelmekte olduğunu söylediler. (Buralara giriş sağlayan) her yola bir grup insan çıkarıldı. Biz de senin su yoluna gönderildik" dediler. Rahip: "Sizden daha hayırlı birini geride bıraktınız mı?" dedi. Onlar: "O şahsın senin yolunun üzerinde olduğu bize haber verildi!" dediler. Rahip: "Allah'ın icra etmek istediği bir iş hakkında ne dersiniz, insanlardan bunu geri çevirebilecek biri var mı?" diye sordu. Onlar: "Hayır!" dediler. Rahip: "Öyleyse şu kimseye biat edin. Zira bu , gerçek peygamberdir" dedi. Onlar da ona biat ettiler, rahiple birlikte orada kaldılar. Sonra rahip bize döndü, ve: "Allah için söyleyin, bunun velisi kim?" dedi. Beni kastederek: "Şu" dediler. Rahib bana hususi şekilde, geri dönmemiz için ricada bulundu. Ben de O'nu içlerinde, Hz. Ebu Bekr'in gönderdiği, Bilal'in de bulunduğu bir grup kimse ile geri çevirdim. Rahip O'na kek ve zeytinyağından azık koydu." [Bu rivayeti Tirmizi, (Menakıb 5, (3624) Ebu Musa el-Eş'arî (ra)'den tahric etmiştir. Rivayete: "Ebu Talib Şam için yola çıktı..." diye başlar ve yukarıda kaydedildiği şekilde zikreder. Yukarıdaki metni Rezin, Hz. Ali (ra)'nin babasından rivayet olarak, kaydedilen elfazla tahric etmiştir.]
    Ravi: Ali
    Kaynak: Tirmizi, (Menakıb 5, (3624); Rezin

  • Abdullah İbnu Amr İbni'l-As (ra)'a rastladım ve: "Resulullah (sav)'ın Tevrat'ta zikredilen vasıflarını bana söyle" dedim. Bunun üzerine hemen: "Pekala dedi ve devam etti: Allah'a yemin olsun! O, Kur'an'da geçen bazı sıfatlarıyla Tevrat'ta da mevsuftur (ve şöyle denmiştir): "Ey Peygamber, biz seni insanlara şahid, müjdeleyici ve korkutucu (Ahzab 45) ve ümmiler için de koruyucu olarak gönderdik. Sen benim kulum ve elçimsin. Ben seni mütevekkil diye tesmiye ettim. O, ne katı kalpli, ne de kaba biri değildir. Çarşı pazarda rastgele bağırıp çağırmaz. Kötülüğü kötülükle kaldırmaz, bilakis affeder, bağışlar. Allah, bozulmuş dini onunla tam olarak ikame etmeden onunla kör gözleri, sağır kulakları, paslanmış kalpleri açmadan onun ruhunu kabzetmez."
    Ravi: Ata İbnu Yesar
    Kaynak: Buhari, Büyu 50, Tefsir, Feth 3

  • Tevrat'ta Hz. Muhammed (sav)'in sıfatı ve İsa ibnu Meryem'in de O'nunla birlikte defnedileceği yazılıdır. Ebu Mevdud el-Medeni der ki: (Resulullah'ın kabrinin bulunduğu) hücrede bir kabir yeri var."
    Ravi: Abdullah İbnu Selam
    Kaynak: Tirmizi, Menakıb 3, (3621)

  • Habeşistan'ın sahibi (kralı) Necaşi merhumu işittim, demişti ki: "Ben şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın resulüdür. O, Hz. İsa (as)'nın geleceğini müjdelediği zattır. Eğer ben, şu saltanatın başında olmasaydım ve üzerimdeki insanlarla ilgili yük bulunmasaydı onun ayakkabılarını taşımak üzere yanına giderdim."
    Ravi: Ebu Musa
    Kaynak: Ebu Davud, Cenaiz 62, (3205)

  • Bana Ebu Süfyan İbnu Harb anlattı ve dedi ki: "Resulullah (sav) ile aramızda sulh(-u Hudeybiye) olduğu bir sırada Şam'a gitmiştim. Ben orada iken, Herakliyus'a, Resulullah (sav)'dan bir mektup getirildi. Mektubu Dıhyetu'l-Kelbi getirmişti. Onu Busra emirine teslim etti. O da, Rum Kralı Herakliyus'a ulaştırdı. Herakliyus: "Peygamber olduğunu zanneden şu adamın kavminden buralarda birileri var mı?" diye sordu. Ona "evet var!" dediler ve ben bir grup Kureyşliyle birlikte çağırıldım. Yanına girdik. Bizi önüne oturttu. "Ona nesebce en yakın olan kimdir?" dedi. Ben atıldım: "Benim!" dedim. Bunun üzerine beni, arkadaşlarım arkamda kalacak şekilde önüne oturttu. Sonra tercümanını getirtti. "Şunlara söyle, ben şuna, o peygamber olduğunu zanneden kimse hakkında soracağım. Eğer cevaplarında bana yalan söylemeye kalkarsa, onu tekzib etsinler!" dedi. Ebu Süfyan der ki: "Allah'a yemin olsun. Eğer yalanım, aleyhime tesir hasıl eder korkusu olmasaydı, cevaplarım sırasında yalan söylerdim. Sonra Herakliyus, tercümanına: "Sor şuna! O zatın aranızdaki nesebi nasıldır?" dedi. Ben: "O, aramızda asil bir nesebe sahiptir" dedim. O tekrar sordu: "Onun ecdadı arasında kral var mı?" "Yok!" dedim. "Siz onu bu iddiasından önce hiç yalanla itham ettiniz mi?" dedi. Ben: "Hayır!" dedim. "Ona insanların eşraf takımı mı tabi oluyor, zayıflar takımı mı?" dedi. "Zayıflar takımı!" dedim. "Artıyorlar mı azalıyorlar mı?" dedi. Ben: "Eksilmiyorlar, bilakis artıyorlar" dedim. O tekrar sordu: "Dine girdikten sonra hoşnutsuzlukla dininden vazgeçen, irtidad eden oldu mu?" "Hayır!" dedim. "Onunla hiç savaştınız mı?" dedi. Ben: "Evet!" dedim. "Onunla savaşınız nasıl oldu?" dedi. "Harb onunla bizim aramızda münavebeli oldu. O bize karşı kazandı, biz de ona karşı kazandık!" dedim. "Verdiği sözden caydığı oldu mu?" dedi. "Hayır! Ancak, aramızda bir sulh var, bu esnada ne yapacak bilmiyoruz!" dedim. Ebu Süfyan der ki: "Allah'a yemin olsun o konuşmamız esnasında, (aleyhte) bundan başka bir şey söyleme imkanı bulamadım." Herakliyus sormaya devam etti: "Muhammed'den önce bu sözü söyleyen bir başkası var mıydı?" dedi. "Hayır!" dedim. Bunun üzerine tercümanına: "Söyle ona! Ben sana "aranızdaki nesebi" nden sordum, sen onun asaletli biri olduğunu söyledin, işte peygamberler de böyledir, hep kavimleri arasında neseb sahiplerinden gönderilirler. Ben sana "ecdadı içinde kral var mı?" diye sordum "yok!" dedin. Ben de "eğer ecdadı arasında bir kral olsaydı bu ecdadının kraliyetini arayan bir adam" diyecektim. Ben, "O'na tabi olanlar"dan sordum: "Cemiyetin zayıf takımı mı yoksa eşraf kesimi mi?" diye. Sen "zayıflar!" dedin. Peygamberlere tabi olanlar işte bunlardır. Ben sana "bu iddasından önce onu hiç yalanla itham ettiniz mi?" diye sordum, sen "hayır!" dedin. Böylece anladım ki o, ne insanlara ne de Allah'a yalan söyleyecek biri değildir. Ben sana "dine girdikten sonra, hoşnut olmayarak dininden dönen oldu mu?" diye sordum, sen "hayır!" dedin, iman böyledir, onun neşesi kalplere bir girdi mi, bir daha solmaz. Ben senden "onlar artıyorlar mı, eksiliyorlar mı?" diye sordum, sen arttıklarını söyledin, iman işi böyledir, tamamlanıncaya kadar artarlar. Ben sana "onlarla savaştınız mı?" diye sordum, sen savaştığınızı, savaşın aranızda münavebeli cereyan ettiğini, onların size, sizin de onlara galebe çaldığınızı söyledin. Peygamberler de böyledir, imtihandan geçirilir, sonunda akibet onların olur. Ben sana "verdiği sözden döndüğü olur mu?" dedim, sen olmadığını söyledin. Peygamberler de böyledir, sözlerinden dönmezler. Ben, "bu iddayı ondan önce söyleyen oldu mu?" diye sordum. Sen "hayır!" dedin. Ben "Eğer bu sözü ondan önce biri söylemiş olsaydı, 'bu adam, kendinden önce söylenmiş bir sözü tamamlamaya çalışan birisi' diyecektim." Herakliyus sonra: "Size ne emrediyor?" diye tekrar soru sordu. Biz: "Namaz, zekat, sıla-i rahim ve iffet" dedik. Bunun üzerine Herakliyus dedi ki: "Eğer, senin söylediklerin gerçekse, O peygamberdir! Ben onun çıkacağını biliyordum. Ancak sizin aranızdan çıkacağını zannetmiyordum. Eğer, O'na kavuşabileceğimden emin olsam karşılaşmayı çok isterdim. Yanında olsaydım, ayaklarına su dökerdim. O'nun hakimiyeti, ayaklarımın altında olan şu diyarlara kadar uzanacaktır." Sonra Resulullah (sav)'ın mektubunu getirtti ve okuttu. Şöyle diyordu: "Bismillahirrahmanirrahim. Allah'ın elçisi Muhammed'den Rum'un büyüğü Herakliyus'a. Selam hidayete tabi olanlara olsun. Emma ba'd! Seni İslam'a çağırıyorum. İslam'a gir, selameti bul! Allah da ecrini iki kat versin. Yüz çevirirsen, bütün tebeanın günahı üzerine olsun. "Ey Ehl-i Kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze gelin: Allah'tan başkasına ibadet etmeyelim. Ona hiçbir şeyi ortak koşmayalım, Allah'ı bırakıp da birbirimizi Rabb edinmeyelim. Eğer onlar yüz çevirirse siz deyin ki: "Şahit olun, biz Müslümanlarız" (Al-i İmran 64). Herakliyus, mektubun okunuşunu tamamlayınca, yanında sesler yükseldi ve gürültüler arttı. Bize emretti, çıkarıldık. Ben arkadaşlarıma: "İbnu Ebi Kebşe'nin işi ciddidir. Şu Beni Asfer'in (Rumların) kralı ondan korkuyor!" dedim. Allah İslamı bana nasib edinceye kadar onun galip geleceği inancım taşıdım. Herakliyus, ileri gelen cemaatini hep davet etti, kendine ait sarayların birinde toplandılar. Onlara: "Ey Rum cemaati! Ebedi bir kurtuluşunuz ve şu saltanatınızın bekasına ne dersiniz?" dedi. Bunun üzerine, hep birden vahşi eşekler gibi ürküp kapılara koştular. Ancak hepsini kapatılmış buldular. Herakliyus onları geri çağırdı. "Ben sizin dindeki salabetinizi imtihan ettim. Sizde gördüğüm durum hoşuma gitti!" dedi. Bunun üzerine, ona secde ettiler ve ondan razı oldular."
    Ravi: İbnu Abbas
    Kaynak: Buhari, Bed'ü'l-Vahy 1, İman 37, Şehadat 28, Cihad 11, 99, 102, 122, Cizye 13, Tefsir Al-i İmran 4,

  • Cinler semaya yükselip, orada vahyi dinliyorlardı. Bir tek kelime işitince, ona doksan dokuz tane de (kendilerinden) ilave ediyorlardı. O tek kelime hak, ilave edilenler batıldı. Resulullah (sav) gönderilince, semadaki yerlerine yükselmeleri şihablarla (göktaşları) önlendi. Bundan önce gökte şihablar (bu kadar çok) atılmazdı. İblis onlara: "Nedir bu? Herhalde mühim bir hadise var!" dedi. Askerlerini gönderdi. Onlar Resulullah (sav)'ı Mekke'de iki dağın arasında namaz kılyor buldular, İblis'e tekrar dönüp gördüklerini haber verdiler. O da: "Arzda meydana gelen hadise işte bu! (Sizin semadan haber almanız bu sebeple engelleniyor)" dedi.
    Ravi: İbnu Abbas
    Kaynak: Tirmizi, Tefsir, Cin (3321)

  • Tüm Hadis-i Şerifler

  • 
    SON EKLENENLER
    GÜNÜN AYETİ
    "Oysaki sizi de yaptığınız şeyleri de Allah yaratmıştır."
    (SÂFFÂT - 96)
    ÖZLÜ SÖZLER
    • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
    • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
    • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
    • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
    • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
    • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
    • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
    • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
    • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
    • Mutaşabih ayetler ledünidir.
    • Ölüm ve cehennem korkusu Hak'ka dost olmayanlar içindir.
    • Şartlanmalardan ve önyargılardan arınmadan kimse masum olamaz.
    • Uzlaşmak için bahane arayan düşman zıtlaşmak için bahane arayan dosttan daha iyidir.
    • Baki hakikatler fani merkezli inşa edilemez.
    • Her zorluğun çözümü sevgidir.
    • Allah var gayrı yok sevgi var dert yok.
    • Allah de ötesini bırak.
    • Sorunları erteleyen ve örten değil çözüm üretip sorunları çözen olmalıyız.
    • Kişinin irfanı kemalatı nispetinde şeytanı da nefsinin şiddetinde olur.
    • Kötü huylardan kurtulmanın en keskin yolu ilahi aşka yanmaktır.
    • Mücevherden sarraf olan anlar, başkası bilemez. Ne fark eder kör için elmas da bir, cam da bir. Eğer sana bakan kör ise sakın sen kendini cam sanma.(Mevlana)
    • Kendini oldum ve doğru zannedenler kendileri gibi düşünmeyenlerden rahatsız olurlar.
    • Eflatun'a dediler ki "Ne kadar çok çalışıyorsun". O da dedi ki "hayır ben sevdiğim işi yapıyorum"
    • Allah kuluna sevdirdiği her işi kuluna kolaylaştırır.
    • Kurtuluş hidayete tabi olanlar içindir. Selam olsun hidayete tabi olanlara.
    • Tevhid-i Ef-al meratibi ihvanın kendi gerçeğine seyir haritasıdır.
    • Kişi ilk önce kendisinin arifi olacak ki Rabbinin arifi olabilsin.
    • İnanmak başka şey, teslim ve tabii olmak başka şeydir.
    • Kalıcı dostluklar edinin.
    • İhvan gibi yaşa, gerisine karışma.
    • Mutlu insan başkalarının mutluluğu için yaşayandır.
    • İslam dini istişare esaslıdır.
    • Allah için affet, Allah için paylaş.
    • İhvanlığını işine göre değil, işini ihvanlığına göre ayarlayacaksın.
    • Kul, iradesini Allah’a teslim edendir.
    • Hakk'ı hatırladığımız unuttuğumuzdan fazla olsun.
    • "Olacağım" diyene engel yok, "olmayacağım" diyene bahane çok.
    • Ben merkezli değil, biz merkezli olun.
    • Dervişçe yaşamak, tevhitçe yaşamaktır.
    • Yaptığınızı azimle yapın, hırs ile yapmayın.
    • Kullukta devamlılık esastır.
    • Önce emin insan olmalıyız.
    • Derviş, halinden belli olmalıdır.
    • Beşeriyet kemalâtın hammaddesidir.
    • Mükemmeliyet istikamette daim olmaktır.
    • İnsanın cismi arza, ruhaniyeti semaya mensuptur.
    • Yaradılış farziyetimiz hakkı bilmektir.
    • Hakk'ı tanımanın ön şartı Resulûllah’ı tanımaktır.
    • İnsanın sırrında Allah’ın sonsuzluğu vardır.
    • Kulluğa bahane yok değer üreteceksiniz.
    • Şikayet, Mevla’ya hürmetsizliktir.
    • Kulluk adına yapmadıklarımıza hiçbir bahane geçerli olmayacak.
    • Bu âleme kavga için gelmedik.
    • Telkin öncelikle bizim nefsimize olmalıdır.
    • İnsan, Allah’ın sırrı Allah da insanın sırrıdır.
    • Varlığımızın sebebi zuhuru, Cenab-ı Resulûllah’tır.
    • Kullukta teslimiyet “Rağmen” olmalıdır.
    • Kazası olmayan tek şey hayatımızdır.
    • Sevgi dışındaki bütün hallerde zorluk vardır.
    • Nefsinde mevsimi hazan olanın, gönül mevsimi bahar, Ahireti bayram olur.
    • Hayat yaşamak, yaşamaksa sevmektir.
    • En güzel keramet istikamet üzere olmaktır.
    • Kişinin Rabbini tanıması için kendini tanıması lazım.
    • Hakk’ı ancak Mirat-ı Muhammet’ten görebiliriz.
    • İnsanı Hakk’ta sonsuzlaştıran ve yaşatan, sevgidir.
    • Sevgi bütün yaratılanların varoluş mayasıdır.
    • Sevgisiz olan her mekân ve mahâl mundardır.
    • Sevgi Allah için yanmak ve olmaktır.
    • Allah’ın ve Resulullah’ın sevgisi ile yanmayan gönül hamdır, ahlâttır.
    • Hakikat ehlinin sermayesi aşk-ı sübhandır.
    • Talepte kararlılık, kararlılıkta da sabır esastır.
    • Sabır, sadrın genişliği kadardır. Sadır genişliği ise; kabulümüz, sevgimiz kadardır.
    • Kamil insan demek;Bütün duygularda,düşüncede ruhta olgunlaşmış insan demektir.,
    • Dervişân, Mürşidinin eşiğinde sadık olduğu sürece, farkında olsa da olmasa da tekamül halindedir.
    • Kim ki Allah’ı ciddiye almaz ise; Allah o kimseyi ciddiye almaz.
    • Hakkı görmeyen gözler amadır.
    • Gayret olmadan kişinin ulaşacağı hiçbir âliyet olamaz.
    • Kendi gerçeğimize yol bulmak için arz üzerinde var olan bütün mevcudiyetten istifade edeceğiz.
    • Bu fırsat âleminin bir tekrarı daha yoktur.
    • Hiçbir oluşum kendi halinde, kendi başına müstakil değildir.
    • İhvan isek bir iddianın sahibiyiz demektir.
    • İhvanın kemâlâtı, olgunluğu, karşılaşmış olduğu olumsuz tecellilere verdiği tepkilerle ölçülür.
    • Kişi muhatabı ve müdahili olmadığı hiçbir meselenin şahidi olamaz.
    • Herkes kazanımlarını kayıplarını tespit etsin ki şuurlu bir hayat yaşayabilsin.
    • Birebir uyarılar insanı daha çok uyandırır.
    • Bütün canlılara dostça yakın olmalıyız.
    • Tekâmül için her anı yeniden yaşamak , her anın yeniden talibi olmak zorundayız.
    • Gayret etmeyen kişiden Kâmil insan olmaz.
    • Ehl-i talip bu Kâinatın özelidir, özetidir.
    • Kul, hizmeti kadardır. Kul, sevgisi kadardır, Kul hoş görebildiği kadardır. Kul feragat edebildiği kadardır. Kul paylaşabildiği kadardır.
    • Ehl-i ihvan’ın sevgisi Rabbi’nin sevgisi, meşguliyeti Rabbi’nin meşguliyeti olmalıdır.
    • Her an Rabbi ile meşgul olanın, muhatabı Rabbi olur.
    • Güzel bakmalı, güzel konuşmalı, güzel dinlemeliyiz.
    • Hayırları geciktirdiğimiz zaman şerre dönüşür. Şerleri geciktirdiğimiz zaman hayra dönüşür.
    • İhvanın irşad olmasının ön şartı teslimiyattır.
    • İlmen yâkinlik; bilmek ve kabul etmektir.
    • İhvan telkin edileni yaşadıktan sonra Hakkel yâkina ulaşır.
    • Kul, Rabbini ne kadar ciddiye alırsa, Rabbi’de onu o kadar ciddiye alır.
    • Rahman’ın sevgilisi olmak gönlü cenab-ı Resulullah’a yönetmek ve tabi olmakla orantılıdır.
    • İhvan, kendi özünde kâmil duruşa ulaşırsa, onda bir değil de nice esmanın açılımı, nice sıfatın inkişaf ve izhariyeti yaşanacaktır.
    • Dünkü gibi konuşan, dünkü gibi anlayan, dünkü gibi yaşayanın anı ve akibeti hüsrandır.
    • Ehli gönül olan, ,Resulullah’a ve Ehli Beyt’egönül veren Ehl-i İhvan’ın seyr-i sülüğü nefis merkezli akıl ile değil gönül merkezli akıl iledir.
    • İhvan, hayırda ve şerde damlayı derya mesafesinde görecek kadar Rabbini önemseyen olmalıdır.
    • Hakka vuslat, ancak aşk- sübhân ile olur.
    • Aşığın, sevgisinin sancısıyla uykularının kaçması lazım ki, orada aşktan söz edilebilsin.
    • Hayatla zıtlaşan değil hayatla uzlaşan olmalıyız.
    • Eğer kişi yarışacaksa hayırda yarışsın selâmda, yarışsın, paylaşmada hoş görüde affetmede yarışsın.
    • Kişi tercihinin neticesini yaşar.
    • İnsan, sevebildiği kadar, değer üretebildiği kadar insandır.
    • İhvan, arif olmalı ve gönlünü bütün olumsuzluklardan arındırmalıdır.
    • Herkes yaptıklarının neticesini yaşayacak.
    • Biz kulluğumuzu her gün yeniden yenilemeliyiz.
    • Üstünlük ancak takva ile sevgi iledir.
    • Allah hiçbir zaman abes ile iştigal etmez.
    • Her işte bizim için hikmet ve hayır vardır.
    • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
    • Herkesin şeytanı, Cebrail’i, Mikail’i, İsrafil’i ve Azrail’i kendisiyle beraberdir.
    • Ehl-i ihvan demek arif olan, Hakk'a eren demektir.
    • Sevginin tezahürü ibadettir.
    • Eğer inanıyor, iman ediyor, seviyorsanız, yap denileni yapacak ve aksatmayacaksınız.
    • Sevenin ne gecesi ne gündüzü ne yorgunluğu ne bahanesi ne de mazereti olur.
    • Karşılaştığımız zorlukların tamamı tekâmül için ikrarımızı ispat içindir.
    • Bu âlem teşbih, tespit, tenzih, takdis ve şahadet âlemidir.
    • İnsanın Hak katında kadri, kıymeti sevgisi kadardır.
    • İnsan, yaşadığı zorluklar aşabildiği engeller kadar insandır.
    • Hiç zorluk, acı çekmeden, uğraş ve çaba sarf etmeden kimsenin başarıya ulaştığı görülmemiştir.
    • Hepimiz Allah’ın Resulûllah’ın ve Ehlibeyt’in aşkından muhabbetinden istifade edip Hakk’ta bakileşebilecek yetilere sahibiz.
    • İnsan, asliyeti kendisine unutturulmuş varlıktır.
    • Müsemmâ ehli olan için, isimler değişşe de asliyet değişmez.
    • Hiçbir güzelliği kendimize mal etmeden, bütün güzellikleri Rabbimizden bilmeliyiz.
    • Herkesin imtihanı iddiası kadar olur. Yani iddiası büyük olanın, imtihanı da büyük olur.
    • Kâinat, insan için, insana hizmet için halk edilmiştir.
    • Hayatın tamamı, kulluğun ve dostluğun talimidir.
    • Kişi bilgisinde değil yaşantısında kâmil insan olur.
    • Bizim yaşadıklarımız; tercihlerimizin, taleplerimizin ve dualarımızın neticesidir.
    • Mezheplerin farklı olması, dünya iklimlerinin, ırkların ve kültürlerin farklı olmasındandır.
    • İrfan mekteplerinin temelde aynı, detaylarda farklı farklı olması insanların, meşreplerinin farklı farklı olmasındandır.
    • Kimi takva ile kimi zikrullah ile, kimi hizmet ile, kimi de ibadet ile Hak rızasına ulaşmak ve kâmil insan olmak arzusundadır.
    • Din adına zıtlaşmalar, taraflaşmalar ve tefrikalar çıkarmak Rahman’ın ve Kuran’ın reddettiği duruşlardır.
    • Elin eksiğiyle uğraşan, kendi eksiğini hiçbir zaman göremez.
    • Biz bu âleme eksik tespit zabıtalığına gönderilmedik.
    • Âşık; mâşûkunu hususiyetle geceleyin, en çok yalnızlık halindeyken düşünür.
    • Geceleri ve seher vakti çok özeldir.
    • Dostluğun ilk şartı sevmektir. Fakat çıkarsız beklentisiz sevmektir.
    • Dost olmak, dostun her türlü yüküne katlanmaktır.
    • Bizim için yaşamak bir gündür, o da bugündür.
    • Kulluk adına yapmamız gereken ne varsa sabırla ve ihlâsla yapmalıyız.
    • Hak katında gıdalanmanın birinci esası, âdab-ı Muhammediye ve hakıkati Mahmudiye ile kıyam durmaktır.
    • Biz eyvallah tacını, ‘sensin’ tacını başımızdan, hiçlik hırkasını da eğnimizden hiçbir zaman çıkartmayacağız.
    • Bir damlanın hiçliğe ulaşması, onun deryaya düşmesiyle olur.
    • Bize ulaşan her tecellinin, Mevlâ'dan olduğunun bilincinde olalım ve rıza gösterelim.
    • Sakın tecellilerden kahreden, kederlenen olmayalım.
    • Tecellilerden şikayetçi olmak, kulun Rabbine olan saygısızlığıdır.
    • İhvan, hangi tecelli içinde olursa olsun, mutlaka güzel düşünmeli ve güzel değerlendirmelidir.
    • Edep ve âdap dışında nefes almayalım.
    • Biz, Cenâb-ı Resûlullah’ın vitrini olmalıyız.
    • Bütün nimetler ve âliyetler, gayret ve hizmet iledir.
    • Biz hangi hali yaşıyorsak bizim için hayırdır ve hikmetlidir.
    • Hikmete tabi olanlar hikmet ehli olurlar.
    • "Senin için Ya Rabbi" zevkiyle hayatı yaşayalım.
    • Huzur, ancak tevhid ile aşk ile sevgi ile Allah’a ve Resûlun’e yönelmek iledir.
    • Güzel ahlâk ve sevgi insanlığın omurgasıdır.
    • Her gününü son gün, her namazını son namaz, her muhabbetini son muhabbet gibi kabul eden kişinin yaşantısı Ehl-i ihvanca olur.
    • Büyük laf etmemeye çalışalım.Tevazu sahibi olalım.
    • Ehl-i Beyt olmak, hem nesebi hem de mezhebidir.
    • Ehl-i Beyt, Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş halidir.
    • Yaptığımız her şey kulluğumuzu ispat edercesine olmalıdır.
    • Halkı memnun etmek için Hakk'ı incitmeyelim.
    • Kemalat, hissedilen ilk nefesten son nefese kadar sadece Allah ve Resûl’u için say ve gayret etmektir.
    • Tevhid-i Ef-al hakikatin zübdesi, tevhidin nüvesidir.
    • Kullukta edebi olmayanın Hak’ta izzet bulması mümkün olamaz.
    • Hikmetleri seyretmenin tek şartı, tecellilere karşı sabırlı olmaktır.
    • Kişi yaşamış olduğu imtihanları aşabildiği kadar tekâmül etmiş olur.
    • Aslında bize zor gelen tecelliler, bizim için ikramdır.
    • Kulluğun esasında yap denileni yapıp sonucuna da razı olmak vardır.
    • Bütün kâinat, kişinin kendi hakikatine misaldir.
    • Öncelediğimiz Allah ve Resûl’u olmalı. Ertelediğimiz ise nefsimizin arzu ve istekleri olmalıdır..
    • Dervişi tekâmül ettirecek olan iştiyakı, kendine olan telkini, ve gayretindeki kararlılığıdır.
    • Her günü yaşamak, her günü diğer günden farklı bir alana taşımak için biz bugünün talebesiyiz.
    • Hatasını kabul edip hatasından dönen kul hayırlı kuldur.
    • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
    • İhvan ne dünle ne de yarınla zaman kaybedecek sadece anını ve gününü değerlendirecek.
    • İhvanlık, halde örnek olmaktır.
    • Aile yaşantımızla, tecellilere olan tepkilerimizle, kişilerle olan ünsiyetimizle, her halimizle hele hele de ibadete olan düşkünlüğümüzle fark edilmeliyiz.
    • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, Hak katında şerefli olamaz.
    • İbadet etmenin hoşnutluğunu yaşarken bu hoşnutluğu, ibadet etmeyenlere karşı bir üstünlük saymadan fail Allah'tır zevkiyle yaşamalıyız.
    • Kıyas, şeytani sıfatlardandır.
    • Karşımızda gördüğümüz eksikliği önce kendimizde tetkik etmeliyiz.
    • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrine mürşitsiz yol bulamaz.
    • Baki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak Hak’ta ölüp Hak’ta dirilmektir.
    • Hayata ders veren değil de hayattan ders alan talip olmalıyız.
    • Anlayan ve öğrenen olmalıyız.
    • Anladığını genişleten, hayatına uyarlayan olmalıyız.
    • Tasavvuf önce şeriat-ı Muhammediye ile yaşanır.Sonra hakikat-ı Mahmûdiye ile hikmetler talim edilir.
    • Bir meselenin görevlisi olmak ayrı şeydir, gönüllüsü olmak ayrı şeydir.
    • Ehl-i ihvanla konuşularak halledilmeyecek hiçbir mesele olmamalıdır.
    • Hak dostları bir araya geldikleri zaman bakışmaları bile muhabbettir.
    • İhvanlığın dört ana esası vardır; ihlas, şecaat, cesaret ve cömertliktir.
    • Hayatın tamamında, her adımda, her bir nefeste; bir tuzak, bir imtihan vardır.
    • Gönül, Rahman ile coşarsa; kişi karşılaştığı her türlü tecelliye sabır ve tefekkür ile mukavemet gösterir.
    • İhvan, ne Dünya ne de ahiret beklentisi olmaksızın kulluğunu fi-sebilillah yaşamalıdır.
    • Kur’ân'ı öğrenmeye, okumaya, okutmaya, anlamaya ve yaşamaya çalışalım.
    • İslam, yap denileni yapmak; yapma denilenden uzak durmaktır.
    • Kulluğunu yarına erteleyenin Allah sevgisi yeterli değildir.
    • Tekâmül etmek için sürekli gayret halinde olmalıyız.
    • İnsana olan sevgisizlik Allah’a olan sevgisizliktir.
    • Allah’a vuslat ancak Aşk-ı sübhan ile olur.
    • Hak’ta bâki olabilmek için kayıtsız şartsız teslim olmalıyız.
    • Dilimizde zikrullah ile gönlümüzde her daim muhabbetullah ile inşa olmaya çalışmalıyız.
    • Şeriatın ihlâl olduğu yerde hakikat olmaz.
    • Her türlü tecelliden istifade edecek kadar arif,hiçbir zorluktan yılmayacak kadar da dirayetli olalım.
    • Arif olan baktığı her zerreden, karşılaştığı her tecelliden kendisine istikamet arar.
    • Ehl-i ihvan hatasında ve günahında ısrar etmeyen ve tövbesinde aceleci davranandır.
    • Âşık maşukundan gelen cefalardan haz duymazsa gerçek aşık olamaz.
    • Kendisindeki gayrilikten arınan insan için dışarıda ve içeride gayri olan hiçbir şey kalmaz.
    • Kişinin samimiyeti, sadakati ve sevgisi ona istikamet verir.
    • Bizden istenilen öncelikle safiyet, samimiyet ve sadakattir.
    • Ehl-i ihvan öyle bir kristalize olacak, safiyet kazanacak, kendi benliğinden öyle bir sıyrılıp latifleşecek, şeffaflaşacak, kendine ait bir renk zan düşünce ve duygu kalmayacak ki Allah’ın boyasıyla boyansın yani Resûlullah’ın haliyle hallenmiş olsun.
    • Gayret, kulluğun esasıdır.
    • Biz bildiklerimizle amel edelim. Bilmediklerimiz, bize bildirilecektir.
    • Her Ehl-i ihvan bulunduğu cemiyette fark edilmelidir.
    • Bizim sabrımıza, bize kötülük yapanların şahitlik etmesi lazım.
    • Asli maksadımız, nefsimizi ve Rabbimizi tanımaktır.
    • Gayret etmeyen kişiden kâmil insan olmaz.
    • İhvan, kendi hakikatine seyri sülük ederken hem dünyasını hem de ukbâsını saadete erdirmiş olur.
    • Muhabbetimiz Resûlullah’ın ve Ehl-i Beyt’in muhabbeti, davamız Hak davası olsun.
    • Eğer insan Rahman’ın aynası olacaksa yansıtıcılığının çok net,arı ve duru olması lazımdır.
    • Eğer bir olumsuzlukla, zorlukla karşılaşıyorsak, bu bizim olumsuzluluğumuzdandır.
    • Arz ve semada her ne olursa insan ile ilişkilidir.
    • Sözümüzün ilk müşterisi kendi kulağımız olmalıdır.
    • İslâm şahitlik ile başlar, şuhut ile yaşanır. Ve yine şahitlik ile kemal bulur.
    • Hangi başarı vardır ki uğraşsız gayretsiz ve gönülsüz zuhura gelsin.
    • Aşığın ölümü Hakk’ta vuslat, sonsuzluğa uyanmak ve sonsuzluğu yaşamak olur.
    • Artık etrafımızla ve kendimizle olan kavgamızı bitirip, sevgiyle nefes almanın gayretinde olmalıyız.
    • Kişinin kararlılığı tecellilere gösterdiği mukavemeti kadardır.
    • Aşık hep maşukundan söz etsinler, hep ondan konuşsunlar ister; zaten gayrı şeyler aşığı rahatsız eder.
    • Kişi mutmain olmadıkça kulluğunda, dostluğunda hep hüsrandadır.
    • Cemal aşıkları için gayri olan her şey haramdır.
    • Zikrin esası namazdır, muhabbetullahdır.
    • İhvan, hayatın tamamında Rahman’ın iradesi altında yaşamaya dikkat ve özen göstermelidir.
    • Her şeye rağmen seveceğiz
    • Her şeye rağmen hizmette gayretli olacağız
    • Kulluk, içinde Rabbi'nden başkasını bulundurmayan, gayrilerden boşalmış hiçlik makamıdır.
    • Hayatın ve kulluğun emanetçisi olduğumuzu, bu emaneti taşımamız ve ehline teslim etmemiz gerektiğini hatırdan çıkartmamalıyız.
    • Hayatı hep Hakkça yaşamanın gayretinde olmalıyız.
    • Hayat, bizi kullukta belirli bir kıvama taşımak içindir.
    • Kendine gafil olan, Allah’a arif olamaz.
    • Her varlık Hakk'tandır ve Hak ile kaimdir.
    • Bütün masivalardan arınmak, “ölmezden önce ölmek” Hak’ta ebed olmak; olağanüstü bir azim ve gayret ister.
    • Kişinin kararlılığı, cesareti, azmi ve sevgisi bir arada tekmil olursa; kişinin önünde aşamayacağı engel ve mâni olmaz.
    • Talibin âli ve en yüce değerlere ulaşabilmesi, Allah ve Resûlu’ne olan muhabbeti, sevgisi ile orantılıdır.
    • Hedefimiz ve gayemiz, bugün tevhid noktasında Allah’ı Resulullah’ı ve Ehl-i Beyt’i dünden daha farklı idrak etmek ve yaşamaktır.
    • Tevhid adına bize yapılan teklifatın tamamını yaşamak, bizi kendimize döndürmek ve kendi hakikatimizle tanıştırmak içindir.
    • Tevhid meratiplerindeki yaşam talimlerinin tamamı, bizi kendi ruh derinliğimizdeki iç potansiyelimizden istifade ettirmek adınadır.
    • İhvanın bilip, yapmak isteyip de yapamamasının sebebi kendisinde yetersiz olan kararlılığı, gayreti ve talebidir.
    • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, mükerrem ve münevver olamaz.
    • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrinde mürşitsiz yol kat edemez.
    • Kulluk adına yaşanılacak ne kadar âli değerler varsa, bunların tamamı ancak mürşid-i kâmilin nezaretinde ve refakatinde yaşanılabilir.
    • Bâki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak, Hakk’ta ölüp Hakk’ta dirilmektir.
    • Yaşadığımız ne tür olumsuzluk olursa olsun, bizim hedefimize olan iştiyâkımızı arttırmalıdır.
    • Her türlü olumluluk ve olumsuzluktan istifade eden olalım.
    • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
    • İhvan, kendisini yargılayan, kendisini öz eleştiriye açık tutan ve kendini kemâle taşıyan olmalıdır.
    • İhvan, ancak telkin edilen hikmetli sözleri, hadisleri ve ayetleri yaşantısına uyarlayarak gayretinde istikamet bulabilir.
    • Kim hidayeti dilerse hidayete ulaşacak; kim hidayete ulaşmak istemezse Rahmân da ona hidayet etmeyecek.
    • İnancı olmayanın istikameti olmaz.
    • İnsan-ı asli Allah’ın aynasıdır.
    • Nurun olduğu yerde zulüm, dinin olduğu yerde kin, sevginin olduğu yerde nefret olmaz.
    • Ehl-i ihvan demek arif olan gerçeklere eren demektir.
    • Herkes tercihinden yönelişinden meyil ve rızasından sorumludur.
    • Nimete ulaşmak için mutlaka hizmete talip olmalıyız.
    • İhvan düşünmekle, keşfetmekle ve gayret ile kemâlat bulur.
    • “Rabbim” diyen için zaten zorluk yoktur.
    • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
    • İslam, aslen teslim olmak ve selamet bulmaktır.
    NAMAZ VAKİTLERİ