بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحيمِ
Hayattaki tekdüzelik ve aynılıklar, insanda zaman zaman bir bezginlik yaratır. Bu durağanlıktan kurtulmanın yegâne yolu, insanın kendi iç dünyasıyla meşgul olma gayretidir. İnsan olmanın ve dervişlik makamının kıymetini bilerek bu asil duruşun kuru bir taklit veya aynılıkta kalmaması için daimî bir çaba göstermeliyiz; zira aslolan, bu hallerin söylemde kalmayıp insanda bir yaşam biçimi olarak tezahür etmesidir.
Bizler bu hal içerisinde “Şimdi ne yapmalıyım?” sorusuna muhatap olup aynılıktan kurtulma gayretinde olmalıyız. Unutulmamalıdır ki insanın ilk uyanışı bu soruya olan talep doğrultusunda başlar. Ancak modern dünyada insan, çoğu zaman dışarıdaki dertlerle meşgul olup kendi derdini fark edemeyecek hale gelir. Oysa gönül, ilahi bir dert ile inşa olmaya başlarsa insan da parça parça yeniden şekillenir ve kemale erer. Yeryüzündeki her varlık birer tecelli ve ayna niteliğindeyken; insan, doğrudan Hakk’ın aynası olarak halk edilmiştir. Eğer insan kendi aynasında Cenab-ı Hak ile olamıyorsa, bilinmelidir ki insan o aynanın önüne kibir, fitne ve ucb (kendini beğenme) gibi manevi perdeler sıkıştırmıştır ve gerçeği görmüyordur.
“Hak’tan gayri bir nesne yok, görmeyene pinhan imiş.”
İnsan, kâinata baktığında her varlıkta Cenab-ı Allah’ın esmasını ve sıfatlarını müşahede edebilir. Ancak bu müşahede, düz bir düşünceden ibaret kalmamalı; derin bir tefekkürle bakılmalıdır. Unutmayalım ki, hakikati yalnızca ihlas ile arayanlar bulabilir. Hayatın her anını, her dakikasını ve her saniyesini tefekkürle inşa edebilirsek hikmet ve alem kapıları bizlere aralanacaktır. Zira Hakk ile olan kalbi ve zihni meşguliyet insanı Hakk’a ulaştırır. Bu doğrultuda asıl gaye; hayatı Allah’ın rızası üzerine inşa etmek, O’na layık bir kul olabilmek ve bu yolda daim bir gayrette olmaktır. Kulun temel hedefi, Hakk’ın hoşnut olduğu yollarda yürümek ve O'nun razı olduğu sâlih kullarla hemhâl olmaktır. İlahi ahlak ile ahlaklanmak ve Allah’ın murad ettiği hâllerle kuşanmak ancak kalbe yerleşen o köklü sualle mümkündür: "Rızaya ulaşmak için şimdi ne yapmam lazım?" Bu derûnî muhasebe, kulun vuslat yolculuğundaki en sadık rehberidir. Nitekim Ayet-i Kerimede de buyrulduğu üzere:
"Sana gelen her iyilik Allah’tandır, başına gelen her kötülük ise kendi nefsindendir." (Nisâ, 79)
Bu şuurla yönümüzü çevireceğimiz yegâne eşik, “Ne yapmalıyım?” kapısı olmalıdır. Doğru kapılar için Hakk yolunda mücadele etmeliyiz. “İnsanın postunu kurtarması, kendini Hakk yolda daim tutması, kulun kurtuluşu için (necatına) tek başına yeterli olmaz. Yalnızca kendin için değil, insanlık içinde çırpınan olmak lazımdır.” (Ali BEKTAŞ) Bu yolda yürürken, yanı başımızdaki bir dostumuzu veya “Bu yolda ne yapmalıyım?” diye senin kapına gelip sorana da “Ona nasıl yardımcı olabilirim?” diye dertlenmek ve bunun gayretinde olmak gerekir.
Öncelikle kendi yaratılışımızın güzelliğini görmeliyiz. İnsan olarak yaratılmanın özüne inmeli, meleklerin bile gıpta ettiği bu ahsen-i takvim (en güzel suret) varlığın kıymetini bilmeliyiz. Bu şuurda yaşayıp, bu hal içerisinde hallenip bu duruş ile örnek olmalıyız. “Kendini bil ve etrafını aydınlat!” Tıpkı etrafına ışık saçarak eriyen bir mum gibi…
“Mutlaka Allah’ın kullarından bazı insanlar vardır ki, onlar ne peygamber ne de şehitlerdir. Fakat kıyamet gününde, Allah katındaki makamlarından dolayı nebiler ve şehitler onlara gıpta edecekler.” Sahabeler dediler:
“Ey Allah’ın Resulü bize haber ver, onlar kimlerdir?” Resulullah:
“Onlar öyle bir topluluk ki, aralarında bir akrabalık, alıp verecekleri mal mülk olmaksızın Allah için birbirlerini severler. Hem, vallahi şüphesiz onların yüzleri pırıl pırıl nurdur. Şüphesiz onlar nur üzerindedirler. (İşleri nurdur) insanlar korktuğu zaman onlar korkmazlar, halk mahzun olduğu zaman onlar mahzun olmazlar.” buyurdu.
Allah için birbirini sevmek, Allah için ene’siz davranmak, düşünmek… İnsan kazanmanın yegâne şartı onunla meşgul olmaktır.
Bizler kendimizi boy aynasında güzel seyretmeliyiz. Bakan da konuşanda susan da güzeldir. Güzeli görüp güzel ile yaşam sürülürse yaşanmaya değer olur. Nasıl bakarsan onu görürsün, gördüğün ise senin baktığın, yorumladığındır. Sen kendini düzeltmeye çabalar, gayret edersen yol sana kolaylaşır, kapılar ardına kadar açılır. Yeter ki görmeyi, değişmeyi, örnek olmayı ve dokunmayı bil! Kurtuluşumuz, necatımız yalnızca Allah iledir.
Rabbim her daim O’nun için gayret edenlerden; güzel görenlerden, güzel bakanlardan ve etrafına örnek olacak hâl ile hâllenenlerden olmayı nasip eylesin. ÂMİN!
Büşra YILDIZ
İstanbul, 26 2026