11 Temmuz 2026
27 Muharrem 1448
halveti
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER KVKK ve GİZLİLİK POLİTİKASI
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






​KERBELA’NIN İRFANİ AYNASI VE 10 MUHARREM’İN SIRRI


​Hicri takvime göre 10 Muharrem 61, miladi takvime göre ise 10 Ekim 680 yılı... Kerbelâ Vakası adıyla tarihe geçen bu gün, insanlık ve İslam tarihinin en sarsıcı, en hüzünlü dönüm noktalarından biridir. Ancak bu büyük trajedinin arkasındaki manevi derinliği ve tasavvufi hakikati kalb ile idrak etmek gerekir.

​Kerbelâ, asırlar önce çölde yaşanıp bitmiş bir güç çatışması ya da sadece arkasından gözyaşı dökülecek tarihi bir yas günü değildir. Büyük ariflerin öğrettiği çok derin bir sır vardır: Kerbelâ, her insanın kendi iç dünyasında, her an yeniden yaşanan bir savaştır.

​Hazret-i Mevlânâ, bu sarsıcı hadiseyi yorumlarken şekilsel bir yas tutmanın ötesine geçerek derin bir uyanış çağrısı yapar. Onun tasavvufi bakış açısına göre; Hz. Hüseyin o gün zaten bu dünya kafesinden kurtulmuş, prangalarını kırmış ve gerçek hürriyete, İlahi Aşk’a kavuşmuştur. İnsanın asıl ağlaması ve matem tutması gereken yer, kendi manevi gafletidir. Mevlânâ, dışarıdaki bir trajedinin peşinden feryat ederken kendi kalbinin ve ahlakının çöküşünü görmeyen insanı uyarır ve asıl kurtarılması gerekenin insanın kendi ruhu olduğunu ifade eder. [1]

​Tasavvufi gözle bakıldığında Kerbelâ sahnesindeki her bir şahsiyet, uzak bir tarihin kahramanı değil; kendi iç dünyamızdaki manevi güçlerin ve zaafların somut birer sembolüdür:

​Hz. Hüseyin; insanın içindeki lekesiz, satılık olmayan, hırslara boyun eğmeyen temiz fıtratı, adaleti ve "Rûh-ı Sultânî" dediğimiz ilahi özü simgeler.

​Hz. Abbas ve Kardeşlik Bağı; Hz. Hüseyin’in sadece kardeşi değil; en zor günde sarsılmaz kalesi, sancaktarı ve can yoldaşıdır. O kavurucu çölde çocuklara bir damla su ulaştırabilmek adına iki kolunu birden feda eden bu fedakar yürek; dünyevi menfaatlerin ötesindeki teslimiyeti, menfaatsiz sevgiyi ve insanlığın ulaşabileceği en yüksek vefa makamını sembolize eder.

​Hz. Ali Asgar ve Masum Çocuklar; o kundaktaki altı aylık bebek ve çadırlarda susuzluktan feryat eden küçük yavrular, dünyevi hırsların ve güç tutkusunun ne kadar vahşileşebileceğini gösteren en acı aynadır. Tasavvufta bu çocuklar; içimizdeki en kırılgan, en saf, hile bilmeyen temiz duyguları ve çocuksu masumiyeti simgeler. Nefsin gözü döndüğünde insanın kendi içindeki merhameti nasıl katledebileceğinin sembolüdür.

​Hz. Zeynep; acının karşısında yıkılmayan, tam aksine o acıyı bir meşaleye dönüştüren sarsılmaz iradeyi, metaneti ve hakikatin cesur sesini temsil eder. Uğradığımız haksızlıklar karşısında vakur duruşunu koruyan yanımızdır.
​Karşı cephe ise insanın gölge yanını, yani aşılması gereken ham yönlerini aynalar:

​Yezid; insanın içindeki kötülüğü emreden, doymak bilmeyen egoyu (Nefs-i Emmâre), kibri ve makam tutkusunu temsil eder.

​Ömer b. Sa'd ve Şemr; Hz. Hüseyin’in haklı olduğunu bildiği halde geçici dünya menfaatleri, makam ve konfor için doğruluktan sapan, vicdanını susturan tavizkar zaaflarımızı ve dünya tamahını simgeler.

​Büyük arif Şems-i Tebrîzî, Makalât adlı eserinde, "Aşkın ölçüsü fedakarlıktır" der.[2] Herkes hakkı ve adaleti sevdiğini iddia eder; ama menfaat çatışmasıyla sınandığında birçoğu geri adım atar. İşte Hz. Hüseyin, sevgisinde sadık olanların piridir ve sevgisinin bedelini canıyla ödemiştir. Günlük hayatta bir haksızlık karşısında susmak veya çıkarlar için doğrudan sapmak, farkında olmadan içteki Yezid’e biat etmektir.

​Büyük mutasavvıf Niyâzî-i Mısrî de bu hakikati insanın kalbiyle özdeşleştirir. Eğer bir insanın gönlünde nefis arzuları, kibir ve kin galip gelirse, o gönül "Kerbelâ çölüne" döner ve içteki Hüseyinî duyguları susuzluktan öldürür.[3] Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’da günlerce susuz bırakılması sadece maddesel bir olay değildir. İsteseydi mucizeyle suya kavuşabilecekken, o, sabrın ve rızanın en yüksek makamını insanlığa göstermek istemiştir. O, dünya suyuna susuz kalmıştır; çünkü asıl kevser havuzuna ve İlahi vuslata susamıştı. O gün giydiği o oklu, yırtık gömlek; tasavvufta dünya elbiselerinden, makamdan, şandan ve egodan tamamen soyunmanın sembolüdür.

​Bu büyük hadisenin ve daha nice büyük olayın hep aynı güne, yani 10 Muharrem’e denk gelmesinin ilahi bir hikmeti vardır. Tarih aynası aralandığında görülür ki, 10 Muharrem sadece hüznün değil, amansız kıyametlerin ardından gelen "karanlıktan sonra gelen mutlak aydınlığın" günüdür:[4]


​Hz. Âdem’in tövbesi bu günde kabul edilmiş,
​Hz. Nûh’un gemisi dev dalgalardan kurtulup bu günde karaya oturmuş,
​Hz. Yûsuf kuyudan bu günde çıkarılmış,
​Hz. Mûsâ, Firavun’un zulmünden bu günde selamete ermiştir.

​Zaman çizgisel değil, döngüseldir. Akıp giden günler sadece geçmişi değil, her an yenilenen manevi tecellileri taşır. Ne zaman umutsuzluğa düşülse, içteki Yusuf kuyudadır. Ne zaman çaresiz kalınsa, içteki Musa deniz kenarında sıkışmıştır. Kul ne kadar daralırsa daralsın, zamanın bu döngüsel hakikatini idrak edip her şeyin O'ndan geldiğini bilerek kalbini Tevhid nurlarıyla Hakk’a bağladığı an, ruhsal olarak daima en büyük hürriyete ve zafere ulaşır.
​En büyük hikmet ve ibret tam burada, zıtların o muazzam dengesinde ve Tevhid sırrında gizlidir: İnsanlık tarihi, dün Hz. Nuh’un koca bir tufanı kaplayan suyuyla imtihan olmuşken; aynı günün asırlar sonrasında Hz. Hüseyin’in Kerbelâ çölündeki o bir yudum susuzluğuyla sınanmıştır. Dün suyla gelen selamet, bugün susuzlukla gelen şehadetle birleşmiştir.

​Cenâb-ı Hak, Celâl ve Cemâl tecellilerini bu döngüsel vakitte bir araya getirerek hayatta kahır ile lütfun, bela ile safanın daima iç içe olduğunu fısıldar. İşte bu idrak, tasavvufun kalbi olan Tevhid hakikatidir. Tevhid; hayatın tüm zıtlıklarının, neşesinin ve kederinin, lütfunun ve kahrının tek bir merkezden, Allah’ın tek bir iradesinden geldiğini görebilmektir. Tıpkı Aşure kazanındaki farklı farklı, birbiriyle alakasız malzemelerin tek bir potada kaynayarak muazzam ve tek bir lezzete dönüşmesi gibi; insanlığın tüm bu farklı imtihanları, acıları ve mucizeleri de 10 Muharrem potasında erir ve tek bir hakikate çıkar: Allah’ın birliği, mutlak teslimiyet ve güzel ahlak.

​Sözün özü; 10 Muharrem bir takvim yaprağı değil; insanlığın ortak kurtuluş, arınma ve imtihan hafızasıdır. Kerbelâ’yı hakkıyla idrak etmek, senede bir gün şekilsel bir yas tutmakla olmaz. Asıl idrak; yalnız kalınsa bile doğrunun yanında elif gibi dik durabilmektir. Nefsin kirlerini temizleyip, içteki Hüseyinî ahlakı diriltmek en büyük manevi vazifemizdir. Ne mutlu o hafızayı diri tutup, bugün kendi içindeki kuyulardan çıkanlara, kendi tufanından selametle limana varanlara ve her şeye rağmen Hüseyinî duruşunu kaybetmeyenlere...


​Dipnotlar
[1] Bkz. Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî, VI. Cilt.
[2] Bkz. Şems-i Tebrîzî, Makalât.
[3] Bkz. Niyâzî-i Mısrî, Divân-ı İlâhiyyat.
[4] Bkz. Sahih-i Buhârî, Kitâbu's-Savm, 69; Sahih-i Müslim, Kitâbu's-Sıyâm, 19.



Safiye TURAN
Altınoluk, 22 2026




Derneğimiz
Mekke Canlı Yayın
Medine Canlı Yayın
Eserlerimiz
İlahiler
Sure ve Namaz
Namaz Kılmayı Öğreniyorum
Tecvid Dersleri
SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
İçlerinden seni dinlemeye gelenler de var. Sen, sağırlara, üstelik akılsız da olanlara dinletebilir misin?
(YÛNUS - 42)
ÖZLÜ SÖZLER
  • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
  • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
  • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
  • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
  • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
  • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
  • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
  • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
  • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
  • Mutaşabih ayetler ledünidir.
NAMAZ VAKİTLERİ