Rahman ve Rahim olan, her türlü eksik ve noksandan münezzeh Allah’ın adıyla…
Öncelikle bizleri kendi varlığından halk eyleyen, varlığından haberdar edip, kulluğu ile şereflendiren ve kendisine muhatap kılan Rabbimize varlığının sınırsız ve sonsuzluğunca hamt ve şükreyleriz. O’na sonsuz şükranlarımızı sunarız. O’nun çok sevdiği, nurundan yarattığı, Habibi edibi Resulü peygamberimiz Sav. Efendimize ve onun ehlibeytine, ashabına ebeden sala-tu selam ederiz. Pirlerimize, Sultanlarımıza, efendilerimize ve gönül dostu kardeşlerimize sala-tu selam ederiz.
Çok saygı değer gönül dostu kardeşlerim; İlmi hakikatte, varlık ve yokluk arasındaki dengeyi anlamak ve yaşantımıza uyarlamak çok önemli bir konudur. Bu bağlamda, varlık ve yokluk kişinin içsel huzuruna yani batıni derinliklerine hitap eden bir kavramdır. Mutasavvıflarımıza göre; Hakikatine ulaşma gayretinde olan gönül dostlarının, VARLIK (yani dünyasal ve maddi şeyler) ve YOKLUK (yani dünyevi bağlardan, egodan, benlikten arınma) arasında bir denge tesis etmeleri kaçınılmaz bir sonuç olup, çok elzemdir.
Enaniyetin eş anlamlısı olan VARLIK metaforu; enaniyetinin esareti altında yaşam mücadelesi veren kimselerin içini kemiren dünya hırsı; malına mülküne, makamına, şanına şöhretine güvenip, kendisine özgü payeler aramaya kalkışan, bunların Allah'ın nimeti olduğunu düşünmeyip, kendine mal etme gayretinde olan, gururuna, kibirine yenik düşen, açgözlülük, hırs, haset ve öfkesinin esareti altına giren kimseler, benlik sahibi olan kimselerdir. Bunlar ancak bu fani alemde kendilerini avuturlar. Başka bir şey de bilmezler Mevlana hazretleri ne de güzel buyurmuş;
Bir küçük meyve için, dalı incitme gönül
Başın olsa da yüksek, gözün enginde gerek,
Kibirle yürüyerek yolu incitme gönül.
Temel konularımızdan birisi olan VARLIK ve YOKLUK kavramı, kişinin Rabbi ile olan ilişkisinin ilmi hakikat boyutunda anlam kazanabilmesi açısından önemli bir ifade olup, yaratılış amacımızın gayesine ışık tutacak bir ifadedir aslında. Varlık ve yokluk, ilmi hakikat yani tasavvufi manada; manevi bir yolculuğun ve ilahi hakikatin birer işaretidir. Bu nedenle; Cenab-ı Hakk’a vuslat etme sürecimizin bir parçası olduğunu ifade ederek Sultanımın himmet ve dualarıyla, VARLIK ve YOKLUK kavramlarını ayrı ayrı ele alarak yazımıza başlayalım inşallah.
Dostlar; VARLIK-BENLİK; varlığına, makamına, bilgisine, malına, mülküne, akrabasına, güzelliğine güvenip, kendisinde payeler aramaya kalkışan, bunların Allah'ın nimeti olduğunu düşünmeyip, kendine mal etmeye çalışan, gurura, kibire kapılan, enaniyetinden nedamet duymayan, varlık sahibi, benlik sahibi olan kimseler olduğunu buyuruyor büyüklerimiz.
Allah cc. nun yaratma kudreti her varlıkta zahir olmuş, her varlıkta tecellileri zuhur etmiş olarak, Cenab-ı Hakk’ı müşahede etmemiz mümkündür dostlar. Hakikat manada zevk ettiğimizde; varlık, zaman, mekan ve madde gibi sınırlı kavramlardan bağımsız olarak, bir hakikat ilmidir. Bu nedenle de, varlık her şeyin özü olup, Allah cc. nun tecelligahıdır, her zerreden göründüğü yerdir, zahir olduğu yerdir. Gören gözlere ne mutlu.
Varlığın zıddı olan YOKLUK kavramı, varlığını ve benliğini tamamen Rabbine teslim ederek, dünyevi ihtiraslarından soyutlanıp, tüm bağlarını kopararak mutlak bir teslimiyetle Rabbine yönelmesi anlamına gelir yokluk kavramı. İbn Arabi, "Fena fi’llah" anlayışıyla, bir insanın kendisini Allah’ta yok etmesi gerektiğini ifade eder. Buradaki yokluk, aslında varlıkla bir bütün haline gelme anlamına gelir; zira gerçek yokluk, varlığın özünü ve varoluşun kaynağını anlamakla, bilmekle mümkündür. Yokluk, kişinin maddi dünya ile olan bağlarını koparıp, Rabbini gönlünde mihman etme yani misafir etme gayretinde olmakla mümkündür.
Yokluk, kişinin kendi arzu ve dünyevi isteklerini bir kenara bırakarak, ilahi ahenk arayışına yönelip, gönlünü masivalardan temizlemelidir dostlar. Çünkü; yokluk, enaniyetinden nedamet duyarak, varlığından firar edip benlik duvarını yıkarak gerçek manada Rabbine teslim olması için bir araçtır yokluk.
Aslında; ilmi hakikat bağlamında değerlendirdiğimizde “YOKLUK”, insan oğlunun kainat üzerinde sadece bir nokta olduğunu ve bu nedenle de, Allah cc. nun kudretini ve vahdaniyetini her zerrede görmesine vesile olduğunu ifade eder yokluk.
Varlık ve yokluk birbirini tamamlayan kavramlardır. Varlık, mutlak gerçekçilik Allah cc. nun tecellisi iken, yokluk; insanın kendi enaniyetinden sıyrılarak mutlak gerçekçiliğe ulaşma arzusudur. Varlık, insanın nefsini tanıması ve aşması sürecinde bir araçken, yokluk, bu sürecin nihai hedefidir. Yokluk, aslında varlıkla özdeşleşen bir haldir; çünkü nefsin kötü hallerinden firar edip, Allah’ta var olma gayretidir yokluk. İnsan oğlu, varlık ile yokluk arasında bir yolcu gibidir. Bu yolculuk, insanın nefsini terbiye ederek Allah’a daha yakın olma sürecidir.
İlmi Hakikat bağlamında YOKLUK hali yani fena hali, insanın dünyevi bağımlılıklarından kurtulup, nefsini terbiye ederek Rabbine yönelmesidir, hakikatine ulaşmasıdır. Yokluk, bir içsel dönüşüm yani maneviyat sürecidir. Maneviyata yapılan veya yapılacak olan yolculuğun başlangıç noktasıdır yokluk.
Bu manada kişi "benlik" duvarını yıkıp, dünyevi arzularından firar ederek, enaniyetinden nedamet duymasıdır yokluk. Varlık ve yokluk kavramı, insanın ruhsal ve manevi gelişimini simgeleyen, birbiriyle sıkı bir bağ içinde olan iki kavramdır. Varlık, Allah’ın varlığının yansımasıyken, yokluk, insanın bu varlıkla birliğini ve mutlak gerçeği bulma çabasıdır. Hakikat yolcusunun manevi yolculuğu; yani "varlık-yokluk” kavramını, Rabbine vuslat yolculuğu olarak da değerlendirebiliriz. Bu süreçte, kişi benliğinden firar ederek, dünyevi ihtiraslarını terk ederek hakikate yönelmeye başlar. Örneğin, İbn Arabi'nin "Varlık Birliği" (Vahdet-i Vücud) anlayışında, varlık ve yokluk arasındaki çizgi yoktur; her şey Allah cc. nun bir tecellisidir ve tüm varlıklar aslında O’ndan başka bir şey değildir diye buyurur İbni Arabi
Bundan anlaşılan şudur ki; "yokluk" bir anlamda hakikatin farkına varılmasını ve bireysel varlığın geçici ve yanıltıcı olduğunu anlamamızı ifade eder. Yokluk ve varlık süreci, ilmi hakikat yolcusunun en yüksek manevi derecelere ulaşmasında önemli bir aşama olduğu mütefekkirlerimizce bizlere ifade buyurulmaktadır.
Özetleyecek olursak; benliğimizi kaybettiğimizde, gerçek varlık, yani Allah cc. nun varlığı ortaya çıkar. Ehli ihvan kendini yok bildiği zaman, bütün kainatı Hakk’ın varlığının kuşattığını müşahede eder. Netice olarak; varlık ve yokluk, birbirinden ayrılmaz bir bütündür.
Yazımızı Şu nüktedan cümleler ile sonlandıralım inşallah. Bu da gönül tabelamız olsun dostlar. “SEN YOK OLMADIKÇA, HAK ZAHİR OLMAZ.” Sen hakiki varlık olan Allah cc. nun yarattığı yokluk eserisin, Adem sendedir, sen (Allah cc. nun, Hz. Âdem’i yaratırken ruhundan üflediği) “nefahtü” sırrı olan nefesin mazharısın.
Ey Rabbim, her şeyin sahibi sen olduğunu ve her an varlık ile yokluk arasında bir denge kurduğuna iman ediyoruz. Varlık içinde benliğimi aramaktan, yokluk içinde de senin kudretini anlamaktan acizim.
Her iki durumda da senin iradene rıza göstererek, her şeyin geçici olduğunu ve asıl gerçekliğin sadece Sen olduğunu biliyorum. Beni nefsimden arındır. Varlık ile yokluk arasındaki incelikleri anlayıp, her halime şükretmeyi nasip eyle. Senin huzurunda her şeyin ne kadar değerli ve geçici olduğuna iman etmeyi, içimizdeki gerçek varlığı keşfetmemize yardım et EY RABBİM. AMİN.
Rabbim cümlenizden razı ve hoşnut olsun.
Kalın sağlıcakla.
Mustafa AYALTI
Altınoluk, 17 2026