BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Muradların en iyisi, en hikmetlisi ve en âlâsı insan üzerindedir. Zira insan, Cenab-ı Allah tarafından kendisine muhatap kılınmış; yeryüzünde halife sorumluluğu ile yaratılmıştır. Aynı zamanda insan, ilahi hitaba mazhar olması yönüyle Habib ve Halil vasıflarını idrak edebilecek bir muhataplığa sahiptir. Elbette Habîbullah olan Allah’tır; ancak Allah Teala’nın Peygamber Efendimiz’e “sevgilim” diye hitap etmesi, insanın ilahi yakınlığa taktir edilmesi bakımından manidardır. Maddî açıdan bakıldığında insan, et ve bedenden ibaret görülebilir; ancak bu bakış insanın hakikatini idrak etmeye yetmez. Zira insan, yalnızca fiziki varlığıyla değil; ruhu, kalbi ve taşıdığı öz ile anlam kazanır. Bu sebeple asıl olan, dış görünüşe ve kabuğa takılı kalmak değil; insanın özüne, fıtratına ve hakikatle olan manasına yönelmektir. İnsanın değeri de, bu içsel cevheri idrak etmesi ve bu cevher ışığında kemal bulma gayretinde olmasıyla ölçülür.
İnsanın gönlü Allah’ın evidir. Cenab-ı Hak âyet-i kerimede şöyle buyurur; “Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.” (Bkz. Kâf,16) Hadiste ise, “Ben dağa, taşa sığmadım; ancak mümin kulumun gönlüne sığdım.” diye buyuruluyor. Bu durumda Allah’ı nerede anmalıyız? Alemde, yaşantıda; baktığımız her yerde elbette Allah’ı göreceğiz. Lakin insan, Cenab-ı Hak bu kadar yakın olduğunu bildirdiği hâlde, neden O’nu dışarıda arar? Mümin kul, Cenab-ı Hakk’ı kalbinde aramalıdır. “Nefsini bilen Rabbini bilir.” sözüne inanarak, öncelikle kendi hakikatimizi bulmanın peşinde olmalıyız. Bizler de bu cevheri, bu özü idrak edelim ki Allah’a ulaşabilenlerden olmayı Cenab-ı Hak nasip eylesin.
Bizler beşeriz; bu cevheri, özü bulabilmek, okunması ya da yazmak kadar kolay bir süreç değildir. Zira hakikate ulaşmak, ilimle birlikte gayret, süreklilik ve hal ister. Nitekim hiçbir himmet gayretsiz netice vermez. İnsan, bu dünya hayatında türlü meşguliyetler içerisinde çoğu zaman kendini kaybeder; asliyetinden uzaklaşır. Bu uzaklaşma neticesinde yolunu şaşırır, hata yapar, günaha düşer ve unutuşa sürüklenir. İnsandaki cevher, onu insan yapan asli özdür; bu öz, insanın fıtratını ve hakikate olan irtibatını ifade eder. Allah ise noksan sıfatlardan münezzeh olmasının gereği olarak mutlak kemal sahibidir. “Âlemlerin Rabb’i olan Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir.” (Bkz. Neml, 8)
İnsanın insan olma asliyesi, ruh ile beden arasındaki ilişkide tezahür eder. İnsanî asliyemiz, nefsaniyetimizle birlikte değerlendirilmelidir; zira insanı Allah’a ulaştıran, bu ilişkinin idraki ve nefsin terbiye edilmesidir. Nefis, tasavvuf yolunda inşa edilmesi, tezkiye ve terbiye ile imar edilmesi gereken bir cevherdir; bu süreç, kulun ubûdiyet bilincine ermesiyle kemâle ulaşır. Zira insanı gaflete, hevâya ve günaha sürükleyen nefistir. Bu sebeple sâlik için asıl öncelik, nefsi tezkiye ederek imanı tahkik seviyesine taşımak ve sâlih amel üzere istikamet kazanmaktır.
Tabi olmak imiş dilinin manası
Edep takva imiş dinin gıdası
Salih amel ile kulun ihlası
Muhammed buyruğu akdinden dönme
Dinine gir ama sen dininden dönme. Ali BEKTAŞ
İnsan sâlih iman üzere olursa, ne yaşarsa yaşasın tefekkür ve teslimiyet hâlinde olmanın gayretini taşır. Sâlih kul; gayret eden, hizmetle meşgul olan kimsedir. Sâlih amel için gayret gösteren Müslüman, yalnızca kendine hizmet için değil, insanlığa hizmeti hedefler. Kişi, çevresindekilerle iyi geçinmeli; iyi bir Müslümanlık şuuruna ve ahlakına sahip olduğunu duruşuyla ortaya koymalıdır. Nitekim insanlar, bu duruşu, ahlakı onda görerek şahitlik ederler. Gayretsiz himmetten, himmetsiz gayretten söz edilemez. Zira hakiki yürüyüş, irade ile ilahî yönelişin birlikte tezahür etmesiyle mümkündür. Bütün peygamberlerin ulaşmayı hedeflediği nihai mertebe ise sâlih imandır; verdikleri mücadelenin esası da bu imanı inşa ve ikame etmeye yöneliktir.
Halk ile hüsn-i muâmele kuramayan kimsenin Hak ile sahih bir irtibat tesis etmesi mümkün değildir. Kul, halka karşı cephe almaz; bilakis dost edinir, ülfet kurar, sevilip sayılır. Zira kulluk, yalnızca bireysel bir iç hâl değil, aynı zamanda ahlâkî bir duruştur. Bu yolda kul, dost olur. Ne incitir ne de incinir. Tasavvufî seyr-u sülûkte bütün incelik ve denge, işte bu noktada başlar.
İbadet dosta hizmet
Dostun olsun her millet
Budur esrarı vahdet.
Bildik ya Rabbim aman. Abdul Kadir SEBATİ
Mevsuf olan sensin, fâil olan sensin, Allah’ım. Kulluğumuzu kolay ve bereketli kıl; bizleri sana adanmış kullarından eyle. Bizleri bağışla; sevmeyi bilebilenlerden ve rızkının kıymetini idrak edenlerden eyle.
Ya Rabbim, bizleri ibadetlerimizde daim olan ve hakkıyla kul olabilen sâlih kullarından eyle. Âmin.
Büşra YILDIZ
İstanbul, 09 Şubat 2026