İslam düşünce atlasında her şey Tevhid ile başlar ve O’na rücu eder. Tevhid, sadece Allah’ın bir olduğunu dille ikrar etmek değil; tüm varlığı O’nun nuruyla görmek ve her hadisenin arkasındaki tek kudreti müşahede etmektir. İşte Miraç, bu Tevhid hakikatinin kulun kalbinde bir "bilgi" olmaktan çıkıp bizzat yaşanılan bir "hâl" ve "şuhud" (görüş) mertebesine yükselmesidir.
Miraç yolculuğu, Tevhid’in Üç Mertebesini, müminin Tevhid akidesinde derinleşme sürecini ifade eder. Bir salik (yolcu), Miraç sırrına ererken Tevhid’in şu üç batınî kapısından geçer:
Ef’al Tevhidi: Evrendeki tüm hareketlerin ve olayların gerçek failinin Allah olduğunu kavramak.
Sıfat Tevhidi: Görülen her ilmin, kudretin ve hayatın Allah’ın sıfatlarının birer tecellisi olduğunu idrak etmek.
Zat Tevhidi: Mutlak varlığın sadece O olduğunu, kulun kendi "ben"liğini Hakk'ın varlığında eritmesini (Fenâfillah) temsil eder.
Miraç, Kelime-i Tevhid'in başındaki "Lâ" ile nefsi ve dünyevi sahte ilahları reddetmek; sonundaki "İllâ" ile de mutlak vuslata ermektir.
Uruç, İnsanın nefsi arzularından, dünyevi bağlarından ve yaratılmışların (masiva) çekiminden sıyrılarak yukarıya, yani aslına doğru yönelmesidir. Bu süreçte kul, nefsin süfli arzularından sıyrıldıkça Tevhid nuru kalbinde parlamaya başlar. Uruç ve Miraç arasındaki ilişki , kulun Allah ile olan bağının ve "Bir"e ulaşma çabasının özeti niteliğindedir.Uruç, tevhidi hakikate giden yolun kendisidir; Miraç ise o yolda perdelerin kalkıp Hakikat ile yüzleşilmesidir. Biri çaba ve arınmayı, diğeri ise bu arınmanın ödülü olan "Birlik" şuurunu temsil eder.
Şakk-ı Sadr (Kalbin Tasfiyesi): Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) göğsünün yarılıp kalbinin temizlenmesi, "Lâ" kılıcıyla kalpteki masivayı (Allah dışındaki her şeyi) kesip atmayı temsil eder. Gönül tahtı temizlenmeden, Sultan’ın Tevhid nuru oraya tecelli etmez.
Vuslatın ve Sırrın Zirvesi: Kâbe Kavseyn
Miraç yolculuğunun en mahrem noktası olan Kâbe Kavseyn (İki yay mesafesi), Tevhid’in "Mutlak Birlik" makamıdır. Necm Suresi’nde beyan buyurulan "Göz ne kaydı ne de aştı" (17. ayet) hakikati, kulun kendi iradesini Küllî İrade’de yok etmesidir. Burada ne melek ne de akıl kalır; sadece Aşk ve Tevhid’in mutlak sessizliği hakimdir.
Eşref-i Mahlukat: İbadetten Ahlaka Bir Tekâmül
İnsanın "Eşref-i Mahlukat" olması, onun ilahi sıfatları yansıtabilecek bir istidatta yaratılmasından ileri gelir. Ancak bu şeref, durağan bir rütbe değil; ibadetlerle beslenen ve ahlakla kemale eren sürekli bir uruç halidir. Bu noktada farz ibadetler ve onlardan neşet eden ahlakî vasıflar, bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır:
İbadetlerin Ruhu: Oruç, bedensel arzuları dizginleyerek ruhu "şehvet yerçekiminden" kurtarır; Zekat, "Mülk Allah’ındır" hakikatini yaşatarak kalbi mülkiyet davasından arındırır; Hac ise kesretten sıyrılıp "Bir" olanın etrafında pervane olmanın, yani vahdete rücu etmenin toplumsal bir provasıdır.
Ahlakî Miraç (Sabır, Şükür, Merhamet): İbadetle saflaşan ruh, en nihayetinde Tevhid’in meyvesi olan yüce bir ahlaka bürünür. Sabır, her hadisenin arkasındaki Fail-i Mutlak'ı bilip şikayeti terk etmektir. Şükür, nimete takılıp kalmadan bizzat Nimeti Veren’e (Mün’im) odaklanmaktır. Huşû ise, Tevhid’in azameti karşısında duyulan derin edep ve hayret halidir.
Miracın Rahmeti ile Uruç edip Hakk ile vuslata eren İnsan-ı Kâmil, o yüce makamda kalmaz; Peygamberî bir mirasla halkın arasına bir "merhamet ve hizmet" pınarı olarak döner. Eşref-i mahlukat olmanın asıl nişanı, tüm mahlukata Halık'ın nazarıyla şefkatle bakabilmektir.
"Ey göklerin ve yerin nuru olan Allah’ım! Efendimiz Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) Miracı ve Tevhid’in mutlak sırrı hürmetine; bizim gönül dünyamızdaki perdeleri kaldır. Ruhumuzu süfli arzuların yerçekiminden kurtarıp, Senin rızana doğru uruç ettir.
Ya Rabbi! Kalbimizi 'Lâ' kılıcıyla masivadan temizle, 'İllâ' nuruyla Seninle doldur. Namazlarımızı sadece birer şekil olmaktan çıkar; ruhumuzu huzuruna yükselten gerçek birer Miraç kıl. Secdelerimizi Sana en yakın olduğumuz, benliğimizi Sende yok ettiğimiz Tevhid anları eyle. Sabrımızı azık, şükrümüzü basamak, ahlakımızı ise Senin rızana vesile kıl. Bizleri 'Eşref-i Mahlukat' kıldığın o asil fıtrata eriştir. Amin."
Safiye TURAN
Altınoluk, 14 Ocak 2026