Aşkı kalem yazmadı kitaplarda arama
Sevdalı gönüllerin kalplerinde gizlidir
Hicab eder zahire göstermeye sevgisin
Aşkın hali aşığın gözyaşında gizlidir.
Değerli dostlar; Aşk, ne kadar sihirli bir sözcük! Uğruna Ferhat, gibi dağlar deldiren, Mecnun gibi akıl melekelerini yitiren, Kerem gibi diyar-ı gurbet gezdiren, aşka düşenin içini yakan, düşmeyenin ise hayalini kurduğu akıl ötesi bir hâl imiş.
Konumuzun başlığı "Aşkı kalem yazmaz ki" olmasına rağmen, bugüne kadar yaşanılanlar, yazılanlar, söylenenler, hep aşkın halleridir kendisi değil ! Çünkü aşkı kalem yazmaz ki; o hep gönüllerdedir. Gönül ehli olanlar gönül diliyle, gönüllere yazılıp, gönül gözüyle gönüllerden okuyanlardır. Bizim de bugün söyleyebildiklerimiz ancak gönül ehli olanlardan duyup da aklımızda kalanlardır.
Sevgilerini gönülde yaşayanlar, gönül halini gönül diliyle, gönülden lisana getirdikleri için, anlatılanlar gönüllerde yer bulur. Çünkü sevgi, bu kâinatın ortak dilidir. Irkımız, dillerimiz farklı farklı olsa da, sevginin dili her yerde birdir. O dil bütün kâinatta evrensel olarak ortak bir dildir. Aşk dilidir, Hakk'ın dilidir.
Sevginin evrensel bir dil olduğunu anlatan atalarımız bu hali birdebir yaşanmışlıkları vardır. Hatta bu konuda Seyyid Nizamoğlu'nun "Arap oğlan aşık olmuş / Dil bilmez Acem kızına" diye çok güzel bir deyişi vardır.
Şemsi Tebrizi, Mevlâna'nın okuduğu kitabı elinden alarak hemen yanı başında duran havuza atar. Mevlâna daha ne olduğunu anlayamadan havuzdaki suyun rengi kitaptaki yazıların mürekkebi ile değişir; yani kitaptaki bütün yazılar silinmiştir. Kitabın kullanılamaz olduğu için çok üzülen Mevlâna'ya Şemsi Tebriz'in cevabı çok enteresandır: "Aşkı kalem yazmadı ki, kitaplarda bulasın. Aşkı gönüllerde, gönül kitabından oku" demiştir.
Gönlü cananla dolu gayrilere meyletmez
Heryer ona yar yüzü başkasın gözün görmez
Yarin ismi zikirdir başka lisanı bilmez
Yar ile muhabbeti sözlerinde gizlidir.
Yunus Emre'nin buyurduğu gibi; "Dört kitabın manasın okudum hatim ettim, aşka gelince gördüm bir uzun hece imiş" der. Yani Aşk, bazen gönülden bir "ahh" çekmektir, aşk, bazen sebepsiz yere gözlerden dökülen iki damla göz
yaşıdır. Aşk, bazen bir çiçeğin kokusunda gizli, bazen bir şiirin mısralarında, bazen de bir romanın satır aralarında, şarkılarda türkülerde gizlidir. Bazen bir güzelin cemalinde, bazen de bir çocuğun masum gülüşlerinde gizlidir.
Aşk, bazen gurbette olan sevgiliye duyulan özlemdir, bazende yanıbaşında, karşında olmasına rağmen, sevgilinin gözlerinin derinliklerinde kaybolmaktır. Yani aşk, her kişide o kişinin fıtratına göre hâl alır. Nitekim bu hâllere gönül
dostları: "Sizde bir türlü, bizde bir türlü" diye tarif ederler. Herkesin fıtratına göre değişebilen aşkın halleri; aslında hepsi mecazi olan aşklardır. Bu mecaz olan aşklar, ilahi aşkın, Hakk sevgisinin bir sevgilide zuhur eden provası gibidir.
Bu âlem üzerinde bulunduğumuz dünya da, bir ölçü içinde nizam ve denge üzerine yaratıldı. Bunu anlamak içinde sadece ilim ve vicdan da yetmez. Akıl gibi, sağduyu gibi, aşk gibi kavramlara da ihtiyaç var. Buradaki kastettiğimiz aşk, ilahi aşktır. Bizler bu duyguyu tanıdıkça kalbimizde bir heyecan, bir kıpırtı hissederiz. Önce mecazi aşk olan insan aşkı ile tanışırız, bu insan aşkını tanımamız bizim ilahi aşkı tanımamıza vesile olur.
İlahi aşkı tanıyabilmemiz için de bu kâinatın halk edilmesine vesile olan Allah Resulünü ve O'nun halk edilişindeki Allah'ın muradını tefekkür edip araştırmalıyız ki, bizlerde bu "Vedud" ismi şerifinin cevherinden istifade edebilelim.
Enver EFE
İstanbul, 14 Kasım 2025