Değerli dostlar; Cenab-ı Resulullah Efendi’miz (sav) otuzbeş yaşından sonra sık sık Hira (Nur) dağına çıkar, Hira mağarasında günlerce tek başına (halvet) kalır, bazen de Sevgili Eşi Hatice validemiz de ona erzak götürür, onun da orada birkaç gün kaldığı olurdu. Cenab-ı Resulullah Efendimiz Mekke’ye indiğinde arkadaşları O’na bu hali sorduklarında, O’da : “Yalnızlığı severim, yalnızlıkta kendimi dinlerim huzur bulurum” diye buyururlardı.
Yine böyle bir günün gecesinde, Hz. Cebrail as. gelmiş ve O’nu Peygamberlikle müjdelerken de Kur’an’ın ilk ayeti olan Ikra “oku” ayetini telkin etmiştir. Değerli dostlar; bundan sonrasını hep biliyoruz fakat burada ilginç olan, Cebrail as. “oku” diye telkin ederken elinde okunacak bir kağıt veya buna benzer bir şey yoktu! Okunulacak olan ne idi ve nasıl okunulacaktı?
Malumunuz; ayet “Oku! Seni yaratan Rabbinin adı ile oku” diye devam ederken, İnsanın ilk yaradılışından ve insana verilen ilimden bahseder. Buradan anlıyoruz ki ilk yaradılışta Allah, insanı ilim ve bilgi ile donatmış, nitekim Bakara suresinde “Biz Âdem’e eşyanın hakikatini öğrettik.”, Rahman suresinde ise, “Biz insanı yarattık, ona Kur’an’ı ve bu kâinatı okumasını öğrettik” diye buyuruyor Rabbimiz.
“Rabb’inin adı ile oku” diye buyuran Rabbimiz, “her ne işe başlarsan başla; Besmele ile, yani Rabb’inin adı ile başla”, “her nereye bakarsan bak, orada Rabbi’nin şe’enlerini, sıfatlarını, güzelliklerini gör”. “Her nereye dönersen dön; orada Rabb’ini gör.” Diye buyurmaktadır.
“Biz ona (Âdem’e) Ruh’umuzdan nefyettik” ayet-i kerimesinde Rabbimiz, biz “Âdem’de bütün sıfatlarımızla tecelli ettik, onu Kendimize halife halkettik” diye buyurur. Nitekim tüm yaratılan insanlarda Allah’ın esmalarının küllüsü mevcuttur. Bu esmalar ve bu esmaların müsemmaları da, fiiller olarak, sıfatlar olarak insandan zahire çıkar.
İnsandan zahire çıkan bu fiillerin Fail’i olarak; bu sıfatların Mevsufu olarak; bu vücudumuzda mevcut olanın da Hakk varlığından başka bir varlığın olmadığını bilmek, bizdeki her şeyin Hakk’ın kuvvet ve kudretiyle meydana geldiğinin bilincine varıp, arif olmamız, bizim kemalatımıza ve irfaniyetimize vesile olur.
Değerli dostlar; Cenab-ı Resulullah Efendimiz miracını tamamlayıp bu âleme tekrar teşrif ettikleinde, bu mirac yolculuğunun yolunu ve kapısını ardına kadar aralayıp, Hakk dostlarına, Hakk aşıklarına özel bir eğitimle bu yolun tarifini vermişlerdir. İşte bu “özel yolun” yolculuğunda “özel eğitim” ile gidilen bu yola “İlm-i Ledün” denilmiştir.
Kur’an’ı Kerim’de “Sana yakin gelinceye kadar Rabbine kulluk et” (Hicr-99) buyuruyor Mevlâ’’mız. İşte bu “yakin gelmek” kulun miracıdır. (Rabbim cümle aşıklarına lütfeylesin) Burada Kur’an’ı tefsir edenler bunu ölüm olarak şerh etselerde, tasavvufta buna “ölmezden evvel ölünüz” Hadisine mazhar olmak denir. Derviş enaniyetinden, gayrilerinden, dünyevi istek ve arzularından boşalıp, Hakk ile Hakk olma makamına ulaşır ve Hak’ta “Bekâ-Billah olur.
Şimdi aklımıza şöyle bir soru gelebilir: Nedir Mirac : Mirac insanın bedeninin ölümü vuku bulmadan önce, Yaradan’ına visalinin yani kavuşmasının idrakini yaşamasıdır. Bu hayal ve vehimden âzâde Cenab-ı Hakk tarafından lütfedilen manevi bir tecrübedir. Bu manevi tecrübe esnasında insan esfel-i safiliynin idrakinden Cenab-ı Hakk’ın huzuruna yükseltilerek Aslına rücu ettiğine, kendi katresinin Hakk’ın Zat’ı ummanında, ya da zerresinin O’nun Nur’unda yok olarak, fani olduğunun idrakinde iken, aslında bizatihi Hayy ve Bakıy olduğuna şahit olur. İşte bu Kur’an’da “yakin” kelimesiyle ifade olunan hâldir. Bu kesbi değil, vehbi (hediye edilen, lütfedilen) bir hâldir (1)
Ayet-i Kerimede geçen “yakin” kelimesi; gördüğünde ve duyduğunda şüphe edilmeyen kesin bilgi demektir. Yakine eren bir salik, “Andolsun sen bundan gafildin, biz senin gaflet perdesini kaldırdık, gözünü keskin kıldık.” (Kaf 22) ayeti ile müjdelenir. Cenab-ı Resulullah Efendimiz’in “Men arefe nefse Huu” hadisi şerifine mazhar olmuştur.
Allah’ın bir veli kulunun nezaretinde seyr-i sülûkunu tamamlayarak bütün masivalarından arınıp vuslata “Miraç” eren derviş Hakk’ın veli kulları arasına girmiştir. (Fecr 27/29) Allah’ın bu sırrına vakıf olan velisine Allah, büyük lütuflarda ve ikramlarda bulunur. Ona “yakin” ve “hikmet” verdiği, onu “Esma-ül hüsna”sı ile bezeyerek tekrar dünyaya insanlığa hizmet için gönderir.
Artık ondan her ne zahir oluyorsa, Hakk’ın ondaki kuvvesindan zahir oluyor. Bunun da delili olarak Allah’ın cc. ayet-i Kerime’de buyurduğu gibi; “Attığın zaman sen atmadın” ayeti bize ışık tutuyor. Buna paralel olarak bütün fiilleri ve sıfatları fail olanın Hakk olduğunun şuhudundadır.
Allah, fiilleri ile, sıfatları ile, esmaları ile halkettiği cümle mahlukatta tecelli eder; biz ister farkında olalım veya olmayalım. Allah’ın adetullahıdır bu. Yani bizim hayatımız, Hakk’ın Hayy esmasının zuhurudur; dolayısıyla “konuştuğun zaman sen söylemedin, işittiğin zaman sen işitmedin. Baktığın zaman sen görmedin. Bu misalleri kendi üzerimizde istediğimiz kadar çoğaltabiliriz.
“Biz Âdem’e esmaların küllüsünü öğrettik” diye buyuran Rabb’imiz; Biz bütün esmalarımızla Âdem’de gizlendik, artık o bizimle birlikte işlerini yapıyor demektir. Bu tefekkürün neticesinde bizim üzerimizdeki Allah’ın esmalarının bizden zuhura çıkışını da idrak edebiliriz.
. Bizde acıma, merhamet, şefkat duyguları varsa bu Allah’ın Rahman ve Rahim sıfatlarının bizden açığa çıkmasındandır.
. Bizim ailemize ve etrafımıza ihtiyaç halinde onların ihtiyaçlarını ve noksanlıklarını giderebiliyorsak; el-Mütekebbir esmasının bizden yansımasındandır.
. Bizim bazı icadlarımız ve bu icadlarımıza süsleyip şekil vermemiz; el-Bari ve el-Musavvir esmalarının bizden yansımalarıdır.
. Bize yapılan hata, kusur, eziyet ve iftiraları affedebiliyorsak el-Gaffar esmasının bizden yansıması iledir.
. Etrafımıza hiç karşılık beklemeden fi sebilillah lütuf, ikram, ihsan ile iyilikte bulunuyorsak, el-Vehhab esmasının bizden yansımasıdır.
. Bizde dayanma gücü, metanet ve tahammül varsa, bu es-Sabür esmasının bizden yansımasıdır.
. Bize yapılan hatalara karşı bizden özür dileyenlerin hatalarını affedebiliyorsak, bu da Allah’ın el-Tevvab esmasının neticesindendir.
Değerli dostlar, bu misalleri Allah’ın bütün güzel isimleri ile bizden açığa çıktığını çoğaltabiliriz. Bizler farkında olsak da, olmasak da bu bir gerçektir. Çünkü bu âlemde Allah’tan başka fail yoktur. Allah’ın Veli kulları buna “Lâ faile illallah” derler.
Yukarıda zikrettiğimiz, Allah’ın insandan da zuhur eden esmalarının arifi olamayışımızın sebeplerinden birisi de; nefsi emmarenin (nefsin karanlık yönü) ruhaniyetimizin tamamen önüne geçip, onu perdelediği için fark edemediğimizdendir. Bundan da ancak bir İnsan-ı Kâmil’den talim ile nefsimizi terbiye ederek, ego, zan ve şüphelerimizden kurtularak bu gaflet ve delaletten arınabiliriz.
Rabbim cümlemizin yar ve yareni olsun. Selâm ve dua ile kalınız.
1 – KÂMİL MÜRŞİTLERİN MİRASI Ahmet Yüksel ÖZEMRE ile sohbetler.
Necmettin ŞAHİNLER (S.308)
Enver EFE
İstanbul, 12 2025