Bu fani aleme nereden geldik, neden geldik, niçin yaratıldık? gibi sorular, insanın yaratılış gayesine cevap aradığı en temel sorulardan bir kaçıdır. Bu soruların cevabını, varoluşumuzun anlamını kavramanın yahut varoluşa anlam kazandırmanın temel esaslarını siz değerli gönül dostu kardeşlerimle paylaşmayı uygun mütalaa ediyorum.
Değerli dostlar; ölüm, ölümsüzlük alemine açılan bir kapıdır. İnsanların beka aleminden fani aleme yaptığı yolculuğa anlam kazandırmak için, Allah cc. “Her canlı ölümü tadacaktır, tekrar bana döndürüleceksiniz” diye buyuruyor. Demek oluyor ki, bu fani yaşamın eninde sonunda tekrar bir ahir alem yolculuğu mutlaka olacaktır. Bundan da şu anlaşılıyor ki; tek fail-i Muhtarın Cenab-ı Hakk olduğu sonucuna varıyoruz.
Tekamül sürecimizin sonunda, Allah cc. bizleri insan olarak yaratmış ve bu fani aleme, bu dünyaya göndermiştir. İnsan, ölüm denen gerçekle, bedeni aslına yani toprağa dönüşse bile canı yani ruhu ile geldiği yere gidecek ve ayrıldığı varlıkla yeniden bütünleşecektir. Diğer bir ifade ile de Vahdet-i vücut olacaktır.
İnsan vücud-u anasırı iki hal mertebenin zuhuru olduğunu daha önceki yazılarımızdan hatırlıyoruz. Bunlardan birisi ruhaniyet yönümüz, diğeri nefsaniyet yönümüzdür. Asliyetimizin esası olan Cenab-ı Hakk’a ulaşmak için, ruhaniyetimizin çizdiği yolda istikamet üzere olmaktır. Diğeri ise kişiyi şeytanın arzu ettiği istikamete yönlendiren nefsaniyetinin esaretinde olan kimseler olup, enaniyetinden nedamet duymayan kimselerdir. Her iki zuhuratın elbisesi bedendir.
Bedenimizin temel ihtiyacı olan beslenme gibi hayatı idame gereksinimlerinin dışında, ruhaniyetimizin arzularına göre bedenimize yani kendimize yön vermek adına, yukarıda bahse konu olan temel sorulara cevaben Cenab-ı Hakka vuslat edebilmek için, ruhun gıdası nedir, ne olmalıdır? Neler yapmalıyız?
Gönül dostu kardeşlerim; malumunuz olduğu üzere yaratılışımızın ana temel amacı; Rabbimizi tanımak ve O’ nun hoşnut olacağı güzellikte O’na kulluk etmek olduğunu şu ayeti kerime ile daha iyi anlayacağımızı ümit ediyorum. Allah cc. Zariyat Suresi Ayet 56’ da “Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet -kulluk- etsinler diye yarattım.” diye bizlere buyurmaktadır.
Ayet’i kerimede yaratılışımızın amacı olarak zikredilen Kulluk öyle yüce bir mertebedir ki, söz konusu o yüce mevkii, kelime-i şehadetten de anlaşılacağı üzere; Peygamber Efendimiz’in önce “kul” sonra “Resul” olduğunun ifade edildiğini görüyoruz. Öyleyse iman eden kimselerin yaratılma amaçlarından birisi ibadet yönüdür, diğeri ubudiyet yönüdür. Bu cümleyi isterseniz biraz açalım dostlar. İslamın şartlarını mümkün olduğunca yerine getirmeye gayret ediyoruz elhamdulillah. Bizler bu şartların her birini şeriat-ı ahkama uygun olarak icra etme gayretinde oluruz ki, bu bizim ibadetimizdir. Bu cümleye bir örnek verecek olursak; Hac ibadetini müteakip, döndüğümüzde hacı olmanın gereğini yerine getirebiliyorsak, yani kulluğumuza yansıtabiliyorsak, işte o zaman Hac’ın hakikatine ulaşmış oluruz.
Keza namaz da öyle; selamdan sonra namaza devam edebiliyorsak yani kulluğumuza yansıtabiliyorsak, bu bizim ubudiyet yönümüzdür. Yani kulluk yönümüzdür.
Yapabile ne mutlu. Çünkü ayeti kerime bizlere boş yere yaratılmadığımızı buyuruyor, mealen “Yoksa sizi boş yere yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız” diye buyuruyor Allah cc. (Mü’minûn 115). Keza “İyyake na’büdü” “Biz ancak sana ibadet ederiz.” (Fatiha-5). “Kainatın yaratılması insan için, insanın yaratılması ise ubudiyet içindir” diye buyuruyor Sultanlarımız.
Hakikatine ulaşma gayretinde olan bir Allah dostu sadece ve sadece Rabbine kulluk eder. Her şey bir amaç doğrultusunda yaratılmıştır. Kerim kitabmız, “insanın yaratılış amacı Allah'ı tanımak ve en güzel şekilde Allah'a kulluk etmektir” diye buyuruyor. Şu hususu göz ardı etmeyelim dostlar; bu fani alemde yüklendiğimiz ilahi emaneti ve o emanetin gereğini yerine getirmek üzere bu alem de var olduğumuzu unutmayalım.
Şu Kudsi Hadis’i çok önemsiyorum. “Ben gizli bir hazine idim. Bilinmekliğimi murad ettim (marifetime muhabbet ettim) de (bu) kainatı yarattım” diye buyuruyor Allah cc.
Niçin yaratıldığımızın en önemli sebeplerden bir diğeri de, mahlukatın en şereflisi olarak yaratılan insanı, Cenab-ı Hakk’ın yeryüzüne halife kılmayı murad etmesidir.“ Rabbin hani meleklere: Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, demişti...” (Bakara, 30).
Ama ne yazık ki, birçok insan yaratılma amacını unutmuş ve asıl gayelerinden gafil olarak; sadece şeytanın emirlerine uyarak dünya hayatını rahat bir şekilde yaşamak için gayret etmektedir. İbadetlerini en üst düzeyde temsil etme kabiliyetine sahip olduğu halde, nefsi emaresinin esaretinde kalarak çevresindeki bazı insanın hoşnutluğunu kazanmayı ve kendisini onlara beğendirmeyi kendine düstur edinmişlerdir. Rabbim bizleri bu gibi insanların şerrinden muhafaza buyursun.
Sonuç olarak; Kardeşlerim, insan ancak yaratılış gayesine uygun bir hayat sürdüğü takdirde huzuru ve mutluluğu elde eder. Bu dip notu da düşmüş olalım.
Rabbim bizlere kulluğumuzun farkına varmayı ve en güzel şekilde yerine getirmeyi ve yaşamayı nasip etsin.
Yaratılış gayemize uygun bir hayat sürebilmek ve hem dünya hem de ahiret mutluluğuna kavuşmayı Rabbim bizlere nasip etsin.
Rabbim cümlenizden razı ve hoşnut olsun.
Kalın sağlıcakla.
Mustafa AYALTI
İstanbul, 25 Eylül 2024