26 Şubat 2024
16 Şaban 1445
halveti
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






HZ. İMAM CAFER-İ SADIK


80 (699) veya 83 (702) yılında Medine’de doğmuştur. Babası Muhammed el-Bâkır, annesi Hz. Ebû Bekir’in torunu olan Kasım b. Muhammed’in kızı Ümmü Ferve’dir. Böylece Ca‘fer es-Sâdık’ın soyu baba tarafından Hz. Ali’ye, anne tarafından da Hz. Ebû Bekir’e ulaşmaktadır. Künyesi büyük oğlu İsmâil’e nisbetle Ebû İsmâil ise de onun kendisinden önce vefat etmesi sebebiyle daha çok Ebû Abdullah, bazen de Ebû Mûsâ diye anılmıştır. Lakaplarının en meşhuru Sâdık olup Sâbir, Fâzıl, Tâhir ve Âtır lakaplarıyla da zikredilmiştir.

Dedesi Zeynelâbidîn’in vefatı sırasında on beş yaşında olan Ca‘fer es-Sâdık, ilk bilgileri ondan ve babası Muhammed el-Bâkır’dan almıştır. Babasının on dokuz yıl süren imametinden sonra kendisi de otuz dört yıl aynı vazifeyi devam ettirmiştir.

Şiî âlimler, Hz. Ali’nin Hasan ve Hüseyin’i kendisinden sonra imam tayin etmesi gibi Muhammed el-Bâkır’ın da oğlu Ca‘fer’i imam olarak tayin ettiği görüşündedir. Onlara göre Bâkır, “Biz yeryüzünde güçsüz düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak, yine onları vârisler yapmak istiyoruz” (el-Kasas 28/5) meâlindeki âyette ifade edilen kimseler arasında Ca‘fer es-Sâdık’ın da bulunduğunu belirtmiş, vefatı sırasında ona, mensuplarına karşı iyi davranmasını tavsiye etmiş ve kendisine “kaim”in kim olacağı sorulduğunda eliyle Ca‘fer’e dokunarak “Hz. Peygamber’in âl-i beytinin kaimi budur” diye cevap vermiştir. Onun bu ifadeleri, Ca‘fer es-Sâdık’ın imâmeti konusunda mütevâtir deliller olarak kabul edilmiştir.

Uzun süren imâmet devresinde çeşitli kesimlere mensup geniş İslâm topluluklarıyla iyi münasebetler kuran Ca‘fer es-Sâdık, Sünnî kaynaklarda da daima hürmetle anılan ilmî bir şahsiyet olarak benimsenmiştir. Emevî ve Abbâsî devirlerini idrak eden ve mensubu olduğu Hâşimîler’in imamı olarak onların durumunu korumaya çalışan Ca‘fer es Sadık, amcası Zeyd b. Ali’nin isyan edip öldürülmesinden sonra (122/740) ağırlaşan şartların tesiriyle siyasetten tamamen uzaklaşmış, Medine’de ilimle meşgul olmuş ve Emevîler’in baskılarından da bu şekilde kurtulabilmiştir. Abbâsîler devrinde de siyasî-idarî tutum açısından önemli bir değişikliğin olmadığını görerek kendisini ilme vakfetmiştir. Özellikle amcazadeleri Muhammed en-Nefsüzzekiyye ile İbrâhim b. Abdullah’ın 145 (762) yılındaki isyanlarına muhalefet etmiş, onlara başarılı olamayıp öldürülebileceklerini söylemiştir. Hadiselerin Ca‘fer es-Sâdık’ın tahmin ettiği istikamette gelişmesi, daha sonra Şîa tarafından onun geleceği bilmesi şeklinde değerlendirilmiştir.

Ca‘fer es-Sâdık Medine’de vefat etmiştir. Şiî rivayetler onun Abbâsî Halifesi Ebû Ca‘fer el-Mansûr tarafından zehirlenerek öldürüldüğü şeklindedir. Cenazesi Cennetü’l-Bakı‘da babası Muhammed el-Bâkır ve dedesi Zeynelâbidîn’in kabirlerinin yanına defnedilmiştir. Mezarı Vehhâbîler’in tahribine kadar ziyaret mahalli olarak kalmıştır. Ca‘fer es-Sâdık’ın, amcası Hüseyin b. Ali Zeynelâbidîn’in kızı olan ilk hanımı Fâtıma’dan İsmâil, Abdullah, Ümmü Ferve; Hamîde el-Berberiyye adlı ikinci hanımından Mûsâ, İshak, Fâtıma, Muhammed; diğer hanımlarından da Abbas, Ali ve Esmâ olmak üzere on çocuğu olmuştur. Ölümünden sonra Şîa, oğulları İsmâil adına kurulan İsmâiliyye ve Mûsâ el-Kâzım’ı imam tanıyan İsnâaşeriyye olmak üzere iki büyük gruba ayrılmıştır.

Hadis, tefsir, fıkıh, akaid, cedel, lugat ve tarih gibi alanlarda yoğun faaliyetlerin görüldüğü, değişik fikir ve görüşlerin fırkalaşmayı meydana getirmeye başladığı II. (VIII.) yüzyılda İslâmî konulardaki düşüncelerini daha toplayıcı bir tarzda ortaya koyan Ca‘fer es-Sâdık, bununla birlikte sapık fırkalarla mücadele etmekten de geri durmamıştır. Bu sebeple çağdaşlarının takdirini kazanmış, ancak çeşitli zümreler onun farklı meziyetlerini ön plana çıkarmışlardır.

İsnâaşeriyye’ye göre o bütün gizli, felsefî, tasavvufî, fıkhî, kimyevî ve tabii ilimlere; ayrıca Zebur, Tevrat, İncil’e ve İbrâhim’in suhufuna, Hz. Fâtıma’nın mushafına, her türlü helâl ve harama, geçmiş ve gelecekteki bilgi ve haberleri ihtiva eden cefr ilmine vâkıftır. İlâhî ilimlerin taşıyıcısı ve Şîa’nın altıncı imamıdır. Ayrıca Kur’ân-ı Kerîm’de yer alan Mûsâ ve Hızır kıssasındaki ihtilâfta her ikisinin de haberdar olmadığı hususları bilen, başlangıçtan kıyamete kadar olmuş ve olacak her şeyi Hz. Peygamber’den veraset yoluyla öğrenmiş olan kimsedir (Küleynî, I, 223-227).

Ehl-i sünnet Ca‘fer’i Sadık’ı hadisle uğraşan, fıkıhta müctehid derecesine ulaşan, sezgi gücü yüksek, doğru sözlü, nakline ve görüşlerine güvenilir bir hadis ve fıkıh âlimi olarak değerlendirmektedir . 

Hadis ilminde sika kabul edilen Ca‘fer es-Sâdık’ın kendilerinden hadis rivayet ettiği kimselerin başında, babası ile anne tarafından dedesi olan Kasım b. Muhammed b. Ebû Bekir gelmektedir. Bunlardan başka Ubeydullah b. Ebû Râfi‘, Urve b. Zübeyr, İkrime el-Berberî, Atâ b. Ebû Rebâh, Nâfi‘ ve Zührî’den de rivayette bulunmuştur. Mâlik b. Enes, Süfyân es-Sevrî, Süfyân b. Uyeyne, Ebû Hanîfe, İbn Cüreyc, Ebû Âsım en-Nebîl, Yahyâ b. Saîd el-Ensârî, Yahyâ el-Kattân, oğulları İsmâil, Muhammed, Mûsâ el-Kâzım, İshak ve Şîa kaynaklarında sayıları 4000’e ulaştığı belirtilen kimseler kendisinden hadis dinlemiş ve rivayette bulunmuşlardır.

Rivayetleri Buhârî’nin el-Câmi u’ś-śaĥîĥ’i dışında Kütüb-i Sitte’de yer almıştır. Buhârî’nin bu eserinde Ca‘fer es Sadık’dan rivayette bulunmaması, onun hadis konusunda zayıf oluşu yüzünden değil meclisine girip çıkan bazı kimselerin kendisinin söylemediği münker ve mevzû hadisleri ona isnat etmeleri sebebiyledir (Şeybî, I, 194). Nitekim Buhârî, el-Edebü’l-müfred’inde ve diğer eserlerinde onun rivayetlerine yer vermiştir. Ca‘fer es-Sâdık’ın Ebû Hanîfe ile Medine ve Irak’ta; Amr b. Ubeyd, Vâsıl b. Atâ ve Hafs b. Sâlim ile de Mekke’de ilmî münakaşalar yaptığı bilinmektedir. Zürâre b. A‘yen ile kardeşleri Bekir ve Hamrân, Cemîl b. Sâlih, Muhammed b. Müslim et-Tâifî, Büreyd b. Muâviye, Hişâm b. Hakem, Hişâm b. Sâlim, Ebû Basîr, Muhammed el-Halebî, Abdullah b. Sinân, Ebü’s-Sabbâh el-Kinânî öğrencilerinden bazılarıdır.

Ca‘fer es-Sâdık tasavvuf tarihinde de önemli bir yere sahiptir. Sûfîlerin hayat hikâyelerini anlatan Ebû Nâsır es-Serrâc, Ebû Tâlib el-Mekkî, Muhammed b. Hüseyin es-Sülemî ve Abdülkerîm el-Kuşeyrî gibi mutasavvıf müelliflerin ondan hiç bahsetmemiş veya nâdiren atıfta bulunmuş olmalarına karşılık Ebû Nuaym el-İsfahânî Hilyetü’l-evliyâda kendisine geniş yer ayırmıştır. Attâr ise Tezkiretü’l-evliyâ adlı eserine O’nunla başlar.

Bütün sûfîlerin evliyadan saydıkları Ca‘fer es-Sâdık, tarikat silsilelerinde de önemli bir yer tutar. Nakşibendiyye ve Bektaşiyye mensupları ona tarikat silsilelerinde yer verir ve Bâyezîd-i Bistâmî’yi onun müridi olarak görürler. Bir tarikat olmaktan çok tasavvufî bir tavrı ifade eden Aşkıyye mensupları silsilelerini Ca‘fer es-Sâdık’la başlatırlar. Ni‘metullahiyye, Nûrbahşiyye ve Zehebiyye gibi Şiî tarikatları da onun tasavvuf bakımından önemini kabul etmişlerdir.


İnsanların din konusunda bilmeleri zaruri olan başlıca hususları, Allah’ı kâinatın yaratıcısı ve yöneticisi olarak tanımak, O’nun nimetlerini ve O’na karşı yapılması gereken vazifeleri bilmek, küfür ve irtidada sebep olacak şeylere vâkıf olmak şeklinde gösteren Ca‘fer es-Sâdık’a göre ‘Allah hiçbir şeye benzemez, hiçbir şey de O’na benzemez. Allah kulların tasavvur ettiği her türlü hayal ve vehmin ötesindedir, gözler O’nu idrak edemez.’ Ca‘fer, Hz. Peygamber’in miraçta Allah’ı görüp görmediği hususu kendisine sorulduğunda “kalbiyle gördü” şeklinde cevap vermiştir.

Gerekli şartlar hazırlanmadan devlet reisine isyan etmenin faydadan çok zarar getireceğini düşünen Ca‘fer es-Sâdık, babası Muhammed el-Bâkır ve dedesi Zeynelâbidîn’in yolunu takip ederek fitneden mümkün olduğu kadar uzaklaşmaya gayret göstermiş, Muhammed en-Nefsüzzekiyye ile kardeşi İbrâhim b. Abdullah’ı da bu sebeple isyandan vazgeçirmeye çalışmıştır. Ehl-i sünnet kaynaklarında ise Ca‘fer es-Sâdık; rec‘at, bedâ, tenâsüh, gaybet, hulûl ve teşbih ile ilgili hususlardan tamamen tenzih edilmiştir

Şîa’ya göre; imamların bilgisi hata ihtimali bulunmayan ledünnî bilgi türünden olduğu için Ca‘fer es-Sâdık’ın fıkıhla ilgili görüşleri aklî bilgiler olmayıp Hz. Peygamber’den kendisine intikal eden ilâhî bilginin sonucudur. Bu sebeple O, helâl ve haramlarla ilgili gerçekleri bilmek için diğer müctehidler gibi ictihad ederek belli bir hükme ulaşma durumunda değildir. Ehl-i sünnet âlimleri ise Ca‘fer es-Sâdık’ı, başta Kitap ve Sünnet olmak üzere dayanacağı kaynakları ve ictihadında uygulayacağı metotları bulunan bir müctehid olarak kabul etmektedirler.

Ca‘fer es-Sâdık’ın tabii ilimler ve özellikle kimya konusunda geniş çalışmaları bulunduğu, nitrik asit ve kezzap ile tuz ruhunun karışımından meydana gelen ve altın eritmeye mahsus bir sıvı olan “aqua regia”yı (el-mâü’l-melikî, kral suyu) keşfettiği ve kimya konusundaki bilgilerini kabiliyetli gördüğü öğrencisi Câbir b. Hayyân’a öğrettiği yaygın rivayetler arasındadır.

Ca‘fer es-Sâdık’ın zamanımıza ulaşan eserleri şunlardır: 1. Misbâhu’ş-şerîa ve miftâhu’l-hakıka. Ca‘fer es-Sâdık’ın dinî ve ahlâkî muhtevalı sözlerinin 100 babda ele alındığı bu eserin çeşitli yazma nüshaları British Museum’da, Meşhed ve Haydarâbâd Osmaniye Üniversitesi kütüphanelerinde bulunmaktadır. Kitap Delhi (1856), Tebriz (1278) ve Tahran’da (1314) yayımlanmış, ayrıca Farsça tercüme ve şerhiyle birlikte Hasan el-Mustafavî tarafından neşredilmiştir (Tahran 1363 hş.). 2. Tefsîrü’l-Kurân. En eski nüshası hicrî X. asra ait olan bu eserin Bankipûr, Bohâr ve Aligarh kütüphanelerinde yazmaları mevcuttur. 3. Kitâbü’l-Cefr. el-Hâfiye fi’l-cefr, el-Hâfiye fî ilmi’l-hurûf veya el-Hâfiye adlarıyla da anılan eserin yazma nüshaları British Museum’da, İskenderiye el-Mektebetü’l-belediyye, Dârü’l-kütübi’l-Mısriyye (Tal‘at), Süleymaniye (Cârullah) ve Köprülü kütüphanelerinde bulunmaktadır. 4. İhtilâcü’l-azâ. İnsan organlarındaki titremeler ve bunların sebep olduğu hastalıklardan bahseden eserin yazma nüshaları Berlin Staatsbibliothek ile Gotha, Topkapı (III. Ahmed) ve Kastamonu kütüphanelerinde mevcuttur. 5. Heyâkilü’n-nûr (es-Seba). Tılsımdan bahseden bu eserin iki nüshası Bibliothèque Nationale ve Cambridge Üniversitesi Kütüphanesi’ndedir. 6. Esrârü’l-vahy. Hicrî X ve XIII. yüzyılda istinsah edilen iki yazması Süleymaniye Kütüphanesi’nde (Hamidiye ve Hasan Hüsnü Paşa) bulunan küçük bir risâledir. 7. Havâssü’l-Kurâni’l-azîm. Hicrî IV ve XI. yüzyılda istinsah edilmiş nüshalarının bulunduğu bilinen risâlenin bir yazması Dârü’l-kütübi’z-Zâhiriyye’dedir. 8. Kitâbü’t-Tevhîd ve’l-ihlîlce. Mufaddal b. Ömer’den rivayet edilen bu eser Tevhîdü’l-Mufaddal diye de anılır. Meşhed, Tebriz ve Kâzımiye kütüphanelerinde çeşitli nüshaları bulunan eser, Kitâbü’t-Tevhîd ve’l-edille ve’t-tedbîr adıyla 1329’da İstanbul’da basılmış, Fahreddin et-Türkistânî tarafından 1065’te (1654) Farsça’ya çevrilmiştir. 9. Risâletü’l-vesâyâ ve’l-fusûl. Kimya ile ilgili olup Risâle fî ilmi’s-sınâa ve’l-haceri’l-mükerrem olarak da bilinir. Nuruosmaniye, Râmpûr ve Halep kütüphanelerinde yazma nüshaları bulunan risâle Almanca tercümesiyle birlikte J. Ruska tarafından neşredilmiştir (Heidelberg 1924). 10. Duâü’l-cevşen. Birkaç varak hacmindeki risâlenin hicrî XI. yüzyılda istinsah edilmiş bir nüshası Bibliothèque Nationale’de bulunmaktadır


Bunların dışında Menâiu süveri’l-Kurân, Kitâb fî isbâti’s-sâni, Esile ani’n-nebî, Münâzaratü’s-Sâdık fi’t-tafzîl beyne Ebî Bekir ve Alî, el-Ediyetü’l-üsbûiyye, Duâ, Kitâbü’s-Sırât, Hırz, el-Hikemü’l-Caferiyye, Risâle fi’l-kimyâ, Tarîfü tedbîri’l-hacer, el-Edille ale’l-halk ve’t-tedbîr, Risâle fî fazli’l-Hacer ve Mûsâ, İhtiyârâtü’l-eyyâm ve’ş-şühûr, Mahmûdâtü’l-eyyâm, Cedvel fî mezhebi’s-sinîn ve’ş-şühûr ve’l-eyyâm, Melhame, el-Kura, Risâletü’l-fel, Sirâcü’z-zulme ve es-Silkü’n-nâdır gibi eserler de Ca‘fer es-Sâdık’a nisbet edilmektedir.  

Câfer-i Sâdık Hazretlerinin içinde bulunduğu dönemde, kutsal toprakların içerisinde büyük bir siyasi kargaşa yaşanmaktadır. Bir taraftan Emevilerin fesadıyla allak-bullak olmuş İslâm ilimleri, bir taraftan dağılmış İslâm ilimlerini toparlamaya çalışan birçok iyi niyetli Müslüman âlimleri, hâdiseleri çok farklı noktalara koymak durumunda kalmışlardır.

Meselâ mezheplerin kuruluşu sırasında mezheplerin tayin ettiği ölçüler konusunda bir türlü istikrar bulunamamıştır. O çağı yaşayan insanlar, hangi mezhebe iltihak edecekleri hususunda ve mezhep imamının herhangi bir hâdisede gösterdiği istikameti seçmek konusunda zorluklar çekmişlerdir. Günümüzde mezheplerin ölçüleri daha çok oturmuştur. Bu nedenler bizler mezhepler konusunda kolaylık içerisindeyiz.

Gerek mezhep imamlarının ortaya çıkıp İslamiyet’i korumak için gösterdikleri çaba gerekse hadislerin toplanışı sırasındaki bir takım tartışmalar nedeniyle  Câfer-i Sâdık Hazretlerinin yaşadığı çağda, O’nun ilminden bütün cemaat istifade edememiştir.

Bu siyasî kargaşada bir evlad-ı Resûl’e gidip, ona teslim olmakta korkanlar olmuştur. Kendilerinin siyasî istikbalinin söneceğinden korkanlar olmuştur. Câfer-i Sâdık Hazretleri böyle bir karışık dönemde teşrif etmiştir.

İmam-ı Azam Hazretleri ömrünün son iki yılında tasavvufa yöneldiği ve bu dönemi kastederek "iki yıl olmasaydı Nu'man helak olmuştu" dediği rivayet edilmiştir.

 Bunun yorumu olarak, mânâ ilimlerinde şöyle denilmektedir: ‘Câfer-i Sâdık Hazretleri, İmam-ı Âzam Hazretlerine nazar ederek zaman ve mekânı aştı. Yani zamanın öncesine ve sonrasına götürdü, geldi. Medine'ye götürdü. Efendimizi vücut olarak seyrettirdi. Artık bunların karşısında bir ilimden bahsetmenin caiz olmayacağı hükmüne varan İmam-ı Âzam Hazretleri de bütün ilmî varlığını inkâr etti.’

İmam-ı Âzam Hazretlerinin mezhebi, elbette takdiri İlâhî itibariyle bâkîdir. Geçirdiği ruhî patlama, ruhî değişim; beşerî sıfatlar içerisindeki mezhebini ilgilendiren bir hâdise değildir. Bunun çok ötesinde bir hadisedir. İmam-ı Âzam Hazretlerinin öyküsü; insanların madde ilimlerinin dışında, hakikî ilimlerin, mânâ ilmi olduğunu ve bu ilmin de zaman ve mekânla kayıtlı bulunmadığını ifade eden bir hayat öyküsüdür.

Câfer-i Sâdık Hazretleri İslâm dünyasında, gerek mânâ ilimleri bakımından, gerekse madde ilimleri bakımından fevkalâde üst seviyelerde yeri olan evlâd-ı Resûl’den, çok kıymetli bir zattır. Câfer-i Sâdık Hazretlerinin hikmetli sözleri ve yetiştirdiği pek çok ilim adamı çağımıza kadar ışık tutmuştur. Ancak Câfer-i Sâdik Hazretlerinin gerçek güzelliği ve tarihi yaşam tarzı, maalesef çok iyi bilinmemekle birlikte yanlış bilgilerle de pek çok güzelliğini kaybettirecek yanılgılara sebep olunmuştur.

Cafer-i Sâdık Hazretleri, İslâm ilimleri açısından iki önemli sırra sahiptir. bunlardan birincisi; bütün dünya bilimlerine ışık tutan madde bilimlerine ait bilgi hazinesinin genişliğidir. İkincisi de mânâ ve tasavvuf ilmine tuttuğu ışıktır.

Hz. İmam Cafer Sadık’tan (a.s) Hazine Değerinde özlü sözlerinden birkaçı;

 

  • Cenneti istedim, onu cömertlikte buldum.
  • Afiyet ve esenliği istedim, onu (nefsi terbiye etmek için) inzivada buldum.
  • Amel terazisinin ağır olmasını istedim, onu “Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed (s.a.a) O’nun elçisidir” şahadetinde buldum.
  • Cennete çabucak ve suratla girmeyi talep ettim, onu ameli Allah için işlemekte buldum.
  • Ölümü sevmeği istedim, onu malı Allah’ın hoşnutluğu için infak etmekte buldum.
  • İbadetin lezzetini istedim, onu günahı terk etmekte buldum.
  • Kalp rikkatini (kalp yumuşaklığı) istedim, onu açlık ve susuzlukta buldum.
  • Kalbin aydınlığını istedim, onu tefekkür ve ağlamakta buldum.
  • Sırattan (kolay) geçmeyi istedim, onu sadakada buldum.
  • Yüzde nuru istedim, onu gece namazında buldum.
  • Cihadın faziletini istedim, onu ailenin geçimi için kazançta buldum.
  • Riyaset ve önderliği istedim, onu Allah’ın kullarına öğüt vermekte buldum.
  • Kalbin rahatlığını istedim, onu malın azlığında buldum.
  • İşlerin sağlamlığını istedim, onu sabırda buldum.
  • Şeref ve yüceliği istedim, onu ilimde buldum.
  • İbadeti istedim, onu vera ve takvada buldum.
  • Rahatlığı istedim, onu zahitlikte buldum.
  • Yücelik ve üstünlüğü istedim, onu tevazuda buldum
  • İzzeti istedim, onu doğruluk ve dürüstlükte buldum.
  • Yumuşaklığı ve tevazuu istedim, onu oruçta buldum.
  • Zenginliği istedim, onu kanaatte buldum.
  • Ünsiyet ve dostluğu istedim, onu Kuran okumakta buldum.
  • İnsanlarla arkadaşlığı istedim, onu güzel ahlakta buldum.
  • Allah’ın rızasını istedim, onu anne babaya iyilikte buldum.



Derleyen
Ali BEKTAŞ
İstanbul, 30 Mart 2012




Derneğimiz
Mekke Canlı Yayın
Medine Canlı Yayın
Eserlerimiz
İlahiler
Sure ve Namaz
Namaz Kılmayı Öğreniyorum
Tecvid Dersleri
SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takvâ iledir.
(TÂH– 132)
ÖZLÜ SÖZLER
  • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
  • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
  • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
  • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
  • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
  • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
  • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
  • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
  • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
  • Mutaşabih ayetler ledünidir.
NAMAZ VAKİTLERİ