26 Şubat 2024
16 Şaban 1445
halveti
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM


7 Safer 128 (8 Kasım 745) tarihinde Medine yakınındaki Ebvâ’da doğmuştur. Annesi Hamîde (Humeyde) bint Sâid el-Berberiyye’dir. Künyesi, "Ebu'l-Hasan" ve "Ebu İbrâhim"dir. Kâzım, Sâbir, Sâlih, Emîn gibi birçok lakapları vardır. En meşhuru "Kâzım"dır. Hilminin (yumuşaklığının) çokluğundan, kendisine kötülük yapanlara dahi kızmayıp bağışladığından, gazabına hâkim olduğundan "Kâzım" lakabı verilmiştir.

Hayatının ilk devresini Medine’de babası Ca‘fer es-Sâdık’ın yanında geçirmiştir. Öğrenimiyle ilgili bilgiler son derece sınırlı olmakla birlikte babasından ve Abdülmelik b. Kudâme el-Cumahî’den rivayette bulunduğu bilinmektedir.

En-Nefsüzzekiyye diye bilinen Muhammed b. Abdullah el-Mehdî’nin 145 (762) yılında Abbâsî Halifesi Mansûr’a karşı başlattığı isyan hareketine baba bir kardeşi Abdullah el-Eftah’la birlikte katıldığı nakledilir. Babasının 148’de (765) vefatı üzerine imâmet konusunda ortaya çıkan farklı görüşlerden kendi imâmeti dışındaki iddiaları reddetmiş, aralarında Ca‘fer es-Sâdık’ın yakın çevresinden Hişâm b. Sâlim el-Cevâlîkī, Ebû Ya‘fûr Abdullah, Ebû Ca‘fer el-Ahvel, Ubeyd b. Zürâre b. A‘yen, Cemîl b. Derrâc, Ebân b. Tağlib ve Hişâm b. Hakem gibi ileri gelenlerin de bulunduğu bir grubun desteğiyle imâmetini ilân etmiştir. Rakibi Abdullah b. Ca‘fer’in ölümünden sonra Futahiyye (Eftahiyye) diye anılan mensuplarının büyük bir kısmı ile İsmâiliyye’yi teşkil edecek grupların dışında kalanlar da zaman içinde Mûsâ el-Kâzım’ın imâmetini benimsemiştir.

Abbâsîler’e karşı barışçıl bir politika izleyip daha çok ibadet ve takvâya yönelen Mûsâ el-Kâzım’ın düşüncelerini benimseyenlerin çoğalması, büyük miktarlara ulaşan atıyye ve ihsanlarda bulunulması Halife Mehdî-Billâh’ın ondan şüphe etmesine yol açmıştır. Bu sebeple Medine’den Bağdat’a getirilerek bir süre hapsedilmiştir. Ancak halife 169 (785) yılında onu hapisten çıkarıp gönlünü almış, kendisine ve evlâtlarına karşı isyan etmeyeceğine dair yemin ettirdikten sonra 3000 dinar vererek Medine’ye göndermiştir.

Aynı yıl içinde Abbâsî idaresine karşı isyan eden Hüseyin b. Ali Sâhibü Fah olayında yeni halife Hâdî-İlelhakk’ın da Mûsâ el-Kâzım’dan şüphelendiği, onu isyanı kışkırtmakla suçladığı ve kendisini öldürmeyi planladığı nakledilir. Halbuki Mûsâ el-Kâzım, Hüseyin b. Ali’nin hareketine katılmadığı gibi onu uyarmış, bunu hayatıyla ödeyeceğini söyleyerek vazgeçmesini istemiştir. Kadı Ebû Yûsuf, halifeyi ikna etmiş ve Mûsâ’yı öldürmekten vazgeçirmiştir. Buna rağmen Mûsâ el-Kâzım , Abbâsî halifelerinin gözünde şüpheli bir kimse olmaktan kurtulamamıştır.

Hârûnürreşîd’in hilâfetine kadar (170/786) Medine’de kalan Mûsâ el-Kâzım çeşitli bahaneler ileri sürülerek Bağdat’a celbedilmiş ve hayatının son dört yılını hapishanede geçirmiştir. Bir rivayetlere göre halife, Mûsâ el-Kâzım’ın mensuplarından Hişâm b. Hakem’in düşüncelerine önce ilgi duymuş, ardından da bunları tehlikeli bularak imamın hapsedilmesini emretmiştir. Diğer bir rivayete göre ise Vezir Yahyâ b. Hâlid el-Bermekî ile birlikte bazı ileri gelenler, Mûsâ el-Kâzım’ın sahip olduğu itibarın ileride kendilerine zarar vereceğinden endişe edip onu halife nezdinde tehlikeli bir şahsiyet olarak göstermişlerdir.

179 yılı Recep yahut Ramazan ayında (Ekim veya Aralık 795) umre için veya aynı yılın zilhicce ayında (Şubat-Mart 796) hac maksadıyla yola çıkan Hârûnürreşîd, Medine’ye ulaştığında başta Mûsâ el-Kâzım olmak üzere şehrin ileri gelenleri tarafından karşılanmıştır. Mescid-i Nebevî’ye giden ve Hz. Peygamber’in kabrini ziyaret eden halife, kabrin başında, ümmet içinde karışıklığa ve kan dökülmesine sebep olduğundan torunu Mûsâ’yı hapsedeceğini, bu sebeple kendisinden özür dilediğini söylemiştir. Ardından Mûsâ el-Kâzım yakalanıp bir rivayete göre doğrudan Bağdat’a gönderilmiştir. Diğer bir rivayete göre ise halkın tepkisini hafifletmek amacı ile iki katır üzerine konulan mahmillerden birine bindirilmiş, Basra ve Kûfe yol ayırımına gelindiğinde kafile ikiye ayrılarak biri Basra’ya, diğeri Kûfe’ye sevkedilmiştir. Basra’ya ulaşan Mûsâ el-Kâzım, Vali Îsâ b. Ca‘fer b. Mansûr’a teslim edilmiş ve burada bir yıl kadar hapiste kalmıştır.

Mûsâ’nın ibadet ve takvâsından etkilenen vali, halifenin öldürme isteğini yerine getirmemiş ve yazdığı mektupta Mûsâ aleyhinde bir delil bulamadığını, onu başkasına teslim etmesini, aksi takdirde kendisini salıvereceğini bildirmiştir. Ardından Bağdat’a getirilerek hâcip Fazl b. Rebî‘in gözetiminde ev hapsinde tutulmuş; halifenin gördüğü bir rüya üzerine serbest bırakıldıysa da kısa bir süre sonra tekrar hapsedilmiştir.

Bu defa Fazl b. Yahyâ el-Bermekî’nin nezaretinde ev hapsinde tutulan Mûsâ’ya karşı Fazl’ın iyi davrandığı belirtilmektedir. Bu sırada Mûsâ’nın çevredeki mensuplarıyla ilişki kurduğu şeklindeki haber, Rakka’da bulunan halifeye ulaşınca halife onun öldürülmesi için Fazl’a yazılı emir göndermişse de onun da emri yerine getirmeyip Mûsâ el-Kâzım’ı 100 kamçı vurdurmak suretiyle cezalandırdığı nakledilir.

Daha sonra Mûsâ el-Kâzım, Bağdat emniyet görevlisi Sindî b. Şâhek’e teslim edilmiştir. Fazl ile halife arasında geçen olayları öğrenen Fazl’ın babası Yahyâ b. Hâlid, halifeyi ziyaret ederek oğlunun yaptığı hatadan dolayı affedilmesini ve ona verilen görevin kendisine devredilmesini istemiştir. Halifeden öldürme emrini alan Yahyâ, Bağdat’a dönerek Sindî b. Şâhek’le irtibat kurmuş ve Mûsâ el-Kâzım ı öldürtmüştür. (Receb 183 / Ağustos 799) Taberî hiçbir ayrıntıya girmeksizin Mûsâ el-Kâzım’ın Receb 183’te vefat ettiğini kaydetmiştir. (Târîħ, VIII, 271) Diğer Sünnî tarihçiler de aynı şekilde hareket etmişlerdir. (İbnü’l-Esîr, VI, 164; İbn Kesîr, X, 183)

Cenazesi, Arap ileri gelenlerinin defnedildiği Bağdat’ın kuzeybatısındaki Mekābirukureyş’in (Mekābiruşûnîzî) sonraları Kâzımiyye (Kâzımeyn) diye anılacak olan Bâbüttibn mahallinde defnedilmiş ve ardından üzerine bir türbe yaptırılılmıştır. Torunu Muhammed et-Takī’nin de gömüldüğü bu türbe Şah İsmâil tarafından genişletilerek tamir ettirilmiş, bu çalışmalar Kanûnî Sultan Süleyman zamanında tamamlanmıştır.

Mûsâ el-Kâzım’ın hanımlarından ve câriyelerinden olan erkek ve kız evlâtlarının toplam sayısı rivayetlere göre otuz yedi ile altmış arasında değişmektedir. Çeşitli kaynaklarda erkeklerin sayısı on sekiz-yirmi üç, kızların sayısı on dokuz-otuz yedi olarak belirtilmektedir.

Güvenilir bir râvi olan (İbn Ebû Hâtim, VIII, 139) Mûsâ el-Kâzım’dan oğulları Ali er-Rızâ, İbrâhim (el-Murtazâ), İsmâil ve Hüseyin, kardeşleri Muhammed ve Ali rivayette bulunmuştur. Mensuplarının çoğu onun hapiste iken öldüğünü ve imâmetin Ali er-Rızâ’ya geçtiğini kabul etmiştir.

Mûsâ el-Kâzım tasavvufta da önemli şahsiyetler arasında zikredilmektedir. Şakīk-ı Belhî kendisini 149 (766) yılında Kādisiye’de gördüğünü ve onun Allah’ın velîlerinden biri olduğunu söylerken Ma‘rûf-i Kerhî ve Bişr el-Hâfî de onunla buluştuklarını belirtmektedir.

Mûsâ el-Kâzım’ın günümüze intikal eden birkaç eserinden biri, usul ve fürû konularında elli dokuz hadis ihtiva eden Müsnedü’l-İmâm Mûsâ b. Cafer adlı risâledir. (Beyrut 1401/1981). Bir diğeri ise Vaśıyyetü’l-İmâm el-Kâžım li-Hişâm b. el-Ĥakem olup Fâris Hassûn Kerîm tarafından yayımlanmıştır. Ayrıca Abdü’l-Hüseyin el-Cevâhirî, Ŧıbbü’l-İmâm Mûsâ el-Kâžım adlı çalışmasında onun tıpla ilgili tavsiyelerini neşretmiştir. (Beyrut 1413/1993)

Musa-i Kâzım hazretleri yüksek bir âlim ve büyük bir velidir. Din bilgilerinde içtihat derecesine yükselmiştir. Her ilimde imam, üstad, büyük bir rehberdir. Çok ibadet eder, geceyi hep namazla geçirirdi. Bu hâllerinden dolayı, kendisine "Sâlih kul" adını verilmiştir. Tasavvuf ilminde, Ehl-i sünnetin gözbebeğidir. Bu ilme ait mârifetleri, isteyen Müslümanların kalplerine akıtan bir kaynaktır.

Resûlullah Efendimizin üç vazifesinden biri de tasavvuf marifetlerini, bilgilerini öğretmek ve kalplere yerleştirmekti. Bu vazifeyi; kendisinden sonra da dört halifesi tam olarak yerine getirdiler. Dört halifeden sonra İslâmiyet her yere yayıldı ve Müslümanların sayısı çoğaldı. İslam âlimleri, Resûlullah'ın (s.a.v) vazifelerini yerine getirmekte aralarında vazife taksimi yaptılar. Kelâm, akâid iman bilgilerini "Mütekellimîn" adı verilen âlimler yaydılar, öğrettiler. Fıkıh yani amel, ibadetleri ve işleri öğreten âlimlere "Fukahâ" denildi. Tasavvuf bilgilerini de on iki imam ve diğer tasavvuf âlimleri öğretip kalplere akıttılar. On iki imamın her biri, Ehl-i sünnet itikadındaki Müslümanların gözbebeği oldu. Onları ve bu aileye mensup olanların hepsini sevmeyi, dünya ve ahiret saadetlerinin sermayesi bildiler.

O, aynı zamanda büyük bir hadis imamıdır. Oğulları Ali Rıza ve İbrahim, İsmail, Hüseyin ile kardeşleri Ali ve Muhammed, ondan hadis-i şerif rivâyet etmişlerdir. Resûlullah'a kadar varan bir rivâyet ile bildirdiği bir hadis-i şerifte buyruldu ki: "Yemekten önce el yıkamak, fakirliği yok eder. Yemekten sonra yıkamak da, üzüntüyü giderir."

Menkıbeleri çeşitli kitaplarda toplanmıştır. Musa-i Kâzım Hazretleri, Resûlullah Efendimizin yüksek nesebîne sahip olan Ehlibeyt’in en büyüklerindendir. Nurlu kalbine akıp gelen ilmin ve feyizlerin çokluğu, akıl ve dil ile anlatılamaz. İnce mârifetleri bildiren sözleri, nükte ve latifeleri çok meşhurdur. Hikmetli sözlerinden biri şöyledir: "Arkadaşlık ettiğin biri, önceleri hâli hâline uyar, sonraları kalbine sıkıntı verirse hemen kendine bak! Kendi eğriliğini anlarsan hemen tövbe et. Doğru olduğunu anlarsan, bilesin ki o arkadaşın yoldan sapmıştır. Bu durumda dur, biraz düşün. Hemen ondan ayrılma! Onu yalnız başına bırakma. Cenâb-ı Hak tarafından bir düzelme gelinceye kadar bekle."

Musa-i Kâzım hazretlerinin yaşadığı devirde, Ehlibeytten olanlara maalesef birçok haksızlıklar yapılmıştır.


Musa-i Kâzım hazretlerinin özlü sözlerinden birkaçı;
• Nefsini heva ve hevesten korumak için onunla cihat et. Bu düşmanla cihat etmen gibi sana farzdır.
• Anne ve babasını üzen, onlara asilik etmiştir.
• Emaneti eda etmek ve doğruluk, rızık getirir.
• Musibet, sabreden kimseye birdir, sabretmeyen kimseye ise ikidir.
• Halka göz dikme, çünkü bu sıfat zelil olma ve alçalmanın anahtarıdır. Allah’a hamd-u sena etmeden ve peygambere salat göndermeden önce dua eden kimse, kirişsiz kemanla ok atan kişiye benzer.
• Allah u Teala diğerlerine söven, ne dediğine ve ona ne dendiğine aldırış etmeyen hayası az kişiye cenneti haram etmiştir.
• Allah, ihtiyaç miktarınca yardım eder ve musibet miktarınca da sabır verir.
• Her kim halka karşı gazabının önünü alırsa, Allah da kıyamet günü ona karşı azabın önünü alır.
• Çok gam, ihtiyarlık getirir.
• Kulu, Allah’ı tanımaktan sonra ona en yakın edecek şey, namaz kılması, ana ve babaya iyilik yapması, haset, bencillik ve övünmeyi terk etmesidir.
• Doğru konuşanın ameli de temiz olur.
• Mü’min, iman ve bela açısından terazinin iki kefesi gibidir; imanı arttıkça belası da çoğalır.
• Allah’ın kulları arasında en kötü olan, kötü dili olduğu için halkın onunla oturup kalkmaktan çekindiği kimsedir.
• Acelecilik, cehaletin ta kendisidir.
• Zulmün zorluğunu, ancak zulme uğrayan kimse anlar.
•Akıllı insanlar, ilim ve hikmetle birlikte olan sınırlı dünya imkanlarını, geniş dünyevi imkanlarla olan sınırlı ilim ve hikmete tercih etmişlerdir.
• Bütün insanlar yıldızları görür. Ama yıldızların seyrini ve duruş yerlerini bilenden başkası onlara bakıp yolunu bulamaz. Sizler de hikmet öğreniyorsunuz, ama öğrendiğiyle amel edenlerden başkası yolunu bulamaz.
• Sakin Allah’a itaat yolunda malını esirgeme. Çünkü onun iki katını Allah’ın masiyetinde günah yolunda harcarsın.
• Şaka yapmaktan sakın, çünkü şaka, imanın nurunu yok eder.
• Allah’ı tanıdıktan sonra, en büyük ibadet kurtuluşu İmam Mehdi’nin zuhurunu beklemektir.
• Hikmetli bir kelime, mü’minin yitik malıdır, öyleyse ilim peşinde koşun! Tedbir, maişetin yarısıdır.
• Ey adam, Allah’tan kork. Helak olmana sebep olsa bile hakkı söyle. Çünkü gerçekte kurtuluşun ondadır.
• Ey adam, Allah’tan kork; kurtulmana sebep olsa bile batılı terk et. Çünkü gerçekte helakın ondadır!
• Kim makam dilerse, helak olur ve kim bencil olursa helak olur.



Derleyen
Ali BEKTAŞ
İstanbul, 19 Mart 2012




Derneğimiz
Mekke Canlı Yayın
Medine Canlı Yayın
Eserlerimiz
İlahiler
Sure ve Namaz
Namaz Kılmayı Öğreniyorum
Tecvid Dersleri
SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; (aksine) biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, takvâ iledir.
(TÂH– 132)
ÖZLÜ SÖZLER
  • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
  • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
  • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
  • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
  • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
  • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
  • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
  • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
  • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
  • Mutaşabih ayetler ledünidir.
NAMAZ VAKİTLERİ