Çerezler, içeriği ve reklamları kişiselleştirmek, sosyal medya özellikleri sağlamak ve trafiğimizi analiz etmek için kullanılmaktadır. “Kabul Et” seçeneği ile tüm çerezleri kabul edebilirsiniz veya “Çerez Ayarları” seçeneği ile ayarları düzenleyebilirsiniz.Çerez Politikası

22 Mayıs 2024
14 Zi'l-ka'de 1445
halveti
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER KVKK ve GİZLİLİK POLİTİKASI
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR


Ebû Ca‘fer Muhammed b. Alî b. Hüseyn b. Alî b. Ebî Tâlib (ö. 114/733 [?])

 

3 Safer veya 1 Receb 57 (16 Aralık 676 veya 10 Mayıs 677) tarihinde yahut bundan bir yıl önce Medine’de doğdu.

 

 Babası Kerbelâ Vak‘ası’ndan sağ kurtulan Ali b. Hüseyin Zeynelâbidîn, annesi Fâtıma bint Hasan’dır. Baba tarafından Hz. İmam Hüseyin,’in, anne tarafından Hz. İmam Hasan’ın torunudur. Bâkır lakabı, “bâkırü’l-ilm” tamlamasının kısaltılmış şekli olarak “ilmi yarıp derinliklerine ulaşan, geniş ilim sahibi” anlamına gelir. Zaman zaman Şâkir, Emîn, Hâdî ve Şebîh lakaplarıyla da anılmıştır. Sonuncu lakap onun Hz. Peygamber’e benzemesinden dolayı verilmiştir.

 

Hayatının büyük bir kısmını Medine’de geçiren Hz. İmam Muhammed el-Bâkır babasından önemli ölçüde faydalandı. Ayrıca Abdullah b. Ömer, Câbir b. Abdullah, Ebû Saîd el-Hudrî gibi sahabîlerle Saîd b. Müseyyeb ve Muhammed b. Hanefiyye’den hadis naklettiği gibi başta büyük dedesi Ali b. Ebû Tâlib olmak üzere ulaşamadığı diğer ashaptan gelen bazı hadisleri mürsel olarak rivayette bulundu.

 

Bu tür rivayetlerinden yedisi Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inde, onu da Hâkim’in el-Müstedrek’inde yer almaktadır. 94’te (712-13) veya bir yıl sonra babasının ölümü üzerine imâmet görevini üstlenen Hz. İmam Muhammed el-Bâkır, ilmî çalışmalarını sürdürmesi yanında Emevîler’e karşı babasının uyguladığı sükûnet politikasını izledi; yönetimle mücadele etme hususundaki düşüncelere katılmadığı gibi dolaylı olarak da destek vermedi. Bu sebeple kardeşi Zeyd b. Ali’nin düşüncelerini onaylamadığı ve zaman zaman onu uyardığı bilinmektedir.

 

Emevî Halifesi Hişâm b. Abdülmelik’le hac esnasında Mekke’de karşılaşan ve onun huzurunda Abdullah b. Ömer’in âzatlı kölesi Nâfi‘ ile yaptığı münazarada  galip gelen Hz. İmam Muhammed el-Bâkır, Basra fakihlerinden Katâde b. Diâme, Kadî Ömer b. Zer, Mu‘tezile ileri gelenlerinden Amr b. Ubeyd, Nâfi‘ b. Ezrak ve oğlu Abdullah, Tâvûs el-Yemânî, Muhammed b. Münkedir ve Ebû Hanîfe ile de münazaralarda bulundu.

 

 Bazı Şiî kaynakları, Hz. İmam Muhammed el-Bâkır’ın Abdullah b. Nâfi‘ b. Ezrak’la yürüttüğü tartışmaların yerine 65 (685) yılında ölen Nâfi‘ b. Ezrak’la yaptığı münazarada onu mağlûp ettiğini naklederse de Nâfi‘in bu sırada en çok sekiz yaşında olan bir çocukla münakaşaya girmesi mümkün değildir. Ayrıca Şiî kaynaklarında Ebû Hanîfe ile tartışmalarında onu müşkül durumda bıraktığı kaydedilmekle birlikte Hanefî kaynaklarında Ebû Hanîfe’nin İmam  Bâkır’ın öğrencilerinden olduğu, onun da Ebû Hanîfe hakkında övücü beyanlarda bulunduğu bildirilmektedir.

 

 Bu arada Hz. İmam Muhammed el-Bâkır’ın halife Hişâm tarafından Şam’a çağrıldığı ve burada çeşitli münazaralara katıldığı belirtilmektedir. Şam’da Hişâm ile karşılaşınca sıkıntıya uğrayan, hapsedilen veya kötü şartlar altında Medine’ye gönderilen İmam Muhammed el-Bâkır, daha önce Medine’de Ömer b. Abdülazîz’le görüşmesinde ondan iyi muamele görmüş ve Fedek hurmalığının Ali neslinin mülkiyetine intikal ettirilmesini sağlamıştı. Kendisine mehdî olup olmadığı sorulduğunda bu iddiayı reddetmiş, mehdînin Ömer b. Abdülazîz’den başkası olamayacağını ima etmişti. Ayrıca Abdülmelik b. Mervân’ın oğlu Sa‘d el-Hayr ile yazıştığı, gönderdiği iki mektupta ona Peygamber ailesine mensup bir Emevî olarak iltifat ettiği görülmektedir. Şiî şair Küseyyir Azze’nin Medine’de defin merasimine katılan Hz. İmam Muhammed el-Bâkır (105/723), huzurunda kendisini öven bir başka Şiî şair Kümeyt’i de ödüllendirmiş ve ona Emevîler’i methetmek için izin vermiştir.

 

Hz. İmam Muhammed el-Bâkır 114 yılının Zilhicce ayında (Ocak-Şubat 733) Medine’de vefat etti ve Bakī‘ Mezarlığı’na defnedildi. Bazı rivayetlerde ölüm tarihi 1-4 yıl sonra gösterilmektedir. Ümmü Ferve bint Kāsım, Ümmü Hakîm bint Esed ve iki ümmüveled hanımından yedi çocuğu dünyaya gelmiştir. Ölümüyle birlikte ortaya çıkan vâkıfe fırkalarından Bâkıriyye grubu, Câbir b. Abdullah’ın kendisine Hz. Peygamber’den selâm getirdiği yolundaki rivayete dayanarak onun beklenen mehdî olduğunu, ölmediğini, yeryüzüne tekrar döneceğini ileri sürmüşse de  bu telakki uzun süre devam etmemiştir.

 

Sünnî ve Şiî kaynaklarının büyük bir âlim olduğu konusunda ittifak ettiği Hz. İmam Muhammed el-Bâkır’dan başta oğlu Ca‘fer es-Sâdık, Atâ b. Ebû Rebâh, Amr b. Dînâr, Ebû İshak es-Sebîî, İbn Şihâb ez-Zührî, Yahyâ b. Ebû Kesîr, Rebîatürre’y, Leys b. Ebû Süleym, İbn Cüreyc, A‘meş, Evzâî, Meymûn el-Kaddâh gibi şahsiyetler rivayette bulunmuştur. İbn İshak’ın sîre rivayetleri hususundaki önemli kaynaklarından biri olan ve Kerbelâ hadisesiyle ilgili bazı nakilleri Taberî’de yer alan İmam Muhammed el-Bâkır, Nesâî’ye göre Medine’deki ilk fıkıh âlimlerinden biridir.

 

 Sünnî hadis kaynaklarında az sayıda rivayetlerine yer verilen İmam Bâkır’dan gelen hadisler daha çok sûfî çevrelerce rağbet görmüştür. Şiî rivayetlerinde Hz. İmam Muhammed el-Bâkır, Şiîdinî ve hukukî öğretilerin başlatıcısı ve daha sonra oğlu Ca‘fer’le birlikte İmâmiyye Şîası’nın kurucusu olarak gösterilir. Küleynî’nin nakline göre Şiîler helâl ve haramın neden ibaret olduğunu, hac ibadetinin nasıl ifa edileceğini Bâkır’dan öğrenmişlerdir; ileride ortaya çıkacak İsnâaşeriyye Şîası’nın temel düşünceleri de onun görüşleri çerçevesinde formülleştirilmiştir.

 

İmâmetin Hz. Peygamber’den İmamı Ali’ye, ondan diğer imamlara nasla intikali, her imamın kendisinden sonraki imamı tayin etmesi, bütün imamların Fâtıma neslinden geleceği, imamların özel bir ilme ve mutlak otoriteye sahip bulundukları, imamın düşmanlarıyla mânevî ilginin kesilip takıyyeye müsaade edilmesi, müt‘a nikâhının meşruiyeti, abdestte mestler üzerine meshetmenin yasaklanması gibi hususlar Hz. İmam Muhammed el-Bâkır’a dayandırılmaktadır. Onun öğretileri doğrultusunda gelişen İmâmî telakkinin ictihada değil, nakle önem verdiği anlaşılmaktadır.

 

İmam Muhammed el-Bâkır, çeşitli kelâm meselelerinde müstakil düşüncelere sahip olan ve bu konularda kendisiyle tartışan öğrencilerinden Zürâre b. A‘yen’e müminle kâfir arasında orta bir yer bulunmadığını belirtmiştir. Diğer bir öğrencisi olup muhalifleriyle tartışırken imamın ortaya koyduğu deliller yerine kendi delillerini kullanan Muhammed b. Tayyâr’ın bu tavrı kabul görmemiştir. Birçok öğrencisi onun ifadelerini rivayet koleksiyonları tarzında kaydetmiş, bu da İmâmî fıkhının temellerini teşkil etmiştir.

 

Hz. İmam Muhammed el-Bâkır zamanında bilgi ve otoritelerini kendisinden aldıklarını iddia eden bazı müfrit Şiîler ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri Kûfeli Ebû Mansûr el-İclî’dir. İclî, kendisinin Bâkır’ın peygamberi ve ölümünden sonra vasîsi olduğunu ilân etmiştir. Yine 70.000 gizli rivayete mazhar oldukları ileri sürülen Mugire b. Saîd el-İclî, Câbir b. Yezîd el-Cu‘fî ve Hamza b. Umâre el-Berberî de onun yaşadığı dönemde Kûfe aşırılarının başında yer almış ve Muhammed el-Bâkır bu kişilerle bir ilgisinin bulunmadığını açıklamak zorunda kalmıştır.

 

Kardeşi Zeyd ile samimi ilişki içinde bulunduğu bilinen İmam Muhammed el-Bâkır onu Emevîler’e karşı gerçekleştirmek istediği, hazırlıkları iyi yapılmamış bir isyan hareketinin fayda vermeyeceği yolunda ikaz etmiştir. Bu arada öğrencilerinden bir kısmının ve özellikle Ebü’l-Cârûd’un Zeydiyye’ye intikal ettiği ve hocasının bazı düşüncelerini ilk Zeydî toplumu içinde yaydığı bilinmektedir. Bu sebeple daha sonraki Zeydî müelliflerince imam kabul edilmemesine rağmen büyük bir ilmî otorite olarak benimsenmiştir.

 

Sünnî kaynakları, Hz. İmam Muhammed el-Bâkır’ı Medine’deki Sünnî ilim çevresinde muhafazakâr, güvenilir bir râvi olarak görür. Rivayete göre İmam Muhammed el-Bâkır, Ehl-i beyt içinde günahı şirk kabul eden, rec‘ata inanan ve Ebû Bekir ile Ömer’e dil uzatan kimselerin bulunmadığını, kendisinin bu iki sahâbîye karşı sevgi duyduğunu ve onların hidayet imamı olduklarını beyan etmiş, bunun yanında Hz. Hüseyin’in intikamını alma bahanesiyle ortaya çıkan Muhtâr es-Sekafî’yi yalancı diye nitelendirmiştir. Buna karşılık Hz. İmam Muhammed el-Bâkır’ı mâsum imam olarak kabul eden Şîa onun bilgilerinin tamamen ilâhî kaynağa dayandığını, kardeşi Zeyd b. Ali’nin Emevîler’le mücadelesi esnasında öleceği ve Ebû Ca‘fer el-Mansûr’un Abbâsî halifesi olacağı gibi geleceğe yönelik hadiseleri haber verdiğini ileri sürmüş, İmam Bâkır’ın hayvanların dilinden anladığını ve körleri iyileştirme gibi mu‘cizeleri bulunduğunu iddia etmiştir.

 

Hz. İmam Muhammed el-Bâkır’ın dinî konulardaki beyanları öğrencilerinin teliflerinde yer almışsa da ona nisbet edilen en önemli eser Tefsîru Ebi’l-Cârûd adıyla bilinir. Kendisinin bu öğrencisine yazdırdığı, ondan da Ebû Basîr’in rivayet ettiği eserin muhtevası, kısmen Ali b. İbrâhim b. Hâşim el-Kummî’nin tefsirine dercedilmiş olarak muhafaza edilmiştir.

 

Hz.İmam Muhammed Bakır’ın özlü sözlerinden birkaçı;

Zahiri batınından iyi oIanın, (ameI) terazisi hafif oIur.

Üç şey, dünya ve ahiret güzeIIikIerindendir: sana zuIüm edeni affetmen, seninIe iIişkisini kesenIe iIişki kurman ve sana karşı cahiIIik yapana yumuşak ve oIgun davranman.

Kişinin başkasında gördüğü bir ayıbı kendisinde görmemesi, terkedemediği bir şeyIe başkasını ayıpIaması ve kendisini iIgiIendiremyen bir şeyIe arkadaşını incetmesi, kendisini aIdatması için yeterIidir.

Kardeşinin sana karşı kaIbindeki sevgisini, kaIbindeki ona karşı sevginIe tanı.

DiIi gerçeği söyIeyenin, ameIi temiz oIur. Niyeti iyi oIanın, rızkı çoğaIır. AiIesine karşı güzeI davrananın ise ömrü uzar.

Marifetsiz yapıIan ameI kabuI oImaz; ameIsiz de marifet oImaz. Kim aIIah’ı tanırsa, marifeti, onu ameI etmeye sevkeder; marifeti oImayanın ameIi kabuI oImaz.

Sakın tembeIIik ve sabırsızIık etme. Çünkü bunIar her şerrin anahtarıdır. TembeIIik eden hiçbir hakkı eda edemez. SabırsızIık eden de hiçbir hakka dayanamaz biraz sinirIenmekIe haktan eI çeker.

AIIah’ın bütün takdirIeri, mü’min için hayırIıdır.

Münafık kimseyIe diIinIe anIaş ve geçin. Sadece mu’mini kaIbinIe sev. Bir yahudi biIe seninIe oturursa ona karşı iyi davran.

Kime ahmakIık veriImişse, iman ondan uzakIaştırıImıştır.

Yirmi yıIIık arkadaşIık akrabaIıktır.

AIIah-u teaIa, insanIarın, bir şey istedikIerinde, birbirIerine ısrar etmeIerini sevmez; ama onu kendisi için sever. Kendisinden ber şeyin isteniImesini ve indinde oIanın ısrarIa taIep ediImesini sever.

TembeIIik, hem dine, hem de dünyaya zarar verir.

HiIm ve iIim beraberIiğinden daha güzeI bir beraberIik yoktur.

ZuIüm üç çeşittir: aIIah’ın affetmeyeceği zuIüm, aIIah’ın affedeceği zuIüm ve aIIah’ın ondan vazgeçmeyeceği (hesapsız bırakmayacağı) zuIüm. AIIah’ın affetmeyeceği zuIüm, aIIah’a sirk koşmaktır. AIIah’ın affedeceği zuIüm, insanın kendisiyIe AIIah arasında oIan bir şeyde kendisine zuIüm etmesidir. AIIah’ın ondan geçmeyeceği zuIüm ise insanIara yapıIan zuIümdür.

Üç hasIete sahip oIan, onIarın vebaIini cezasını çekmedikçe öImez: zuImetmek, sıIa-i rahmi kesmek ve yaIan yere yemin etmek ki, AIIah’a karşı savaşmaktır.
İman ve haya aynı köke uzanmaktaIar; biri giderse diğeri onu izIer.

AIIah buyuruyor ki: ey ademoğIu! Haram kıIdığım şeyIerden kaçın. BöyIe yaparsan insanIarın en takvaIisi oIursun.

SıIa i rahim, ameIIeri temizIer, maIIarı artırır, beIayı uzakIaştırır, hesabı koIayIaştırır ve eceIi erteIer ömrü uzatır.

Üç kimse seIam vermez: cuma namazına giden, cenaze arkasında yürüyen ve hamamda oIan kimse.

İnsan, kendisinden üsttekini kıskandığı ve kendisinden aşağıdakini de küçümsediği sürece aIim sayıImaz.

Nice insanIar var ki, birbirIeriyIe karşıIaştıkIarında: AIIah düşmanını heIak etsin derIer; oysa ki onun AIIah’tan başka bir düşmanı yoktur.

Gücün yetiyorsa iIişkin oIan herkesten, iyiIikte üstün oImaya çaIış.

AIIah’ın razı oIduğu yerde maIını infak etmekten sakınan cimri kimse de, o maIın kaç kat fazIasını AIIah’ın sevmediği bir yerde sarfetmeye duçar oIur.

Dört şey hayır hazineIerindendir: ihtiyacı gizIemek, sadakayı gizIemek, ağrıyı biIdirmemek ve musibeti söyIememek.

İIminden faydaIanıIan aIim, yetmiş bin abidden daha üstündür.

Tevazu: makamından aşağı oIan bir yerde oturmaya razı oIman, karşıIaştığın herkese seIam vermen ve hakIı oIsan biIe münakaşayı terketmendir.

Sakın kendisine verdiğin kıymeti sana vermeyenIe arkadaşIık kurma.

AIIah-u teaIa çirkin söz söyIeyen, ağzı bozuk adamı sevmez.

Kıyamet günü, pişmanIığı herkesten daha fazIa oIan, doğru yoIu açıkIayıp o yoIda gitmeyen kimsedir.

KemaIın tümü, din hususunda derin biIgi sahibi oImak, musibetIere karşı sabretmek ve geçim masrafını öIçüIü bir şekiIde ayarIamaktır.

İman, ikrar ve ameIdir. İsIam ise yaInız ikrardır.

AIIah u teaIa, her kimin batınında ona bir öğüt verici yerIeştirmezse, haIkın öğütIeri ona fayda vermez.



Derleyen
Ali BEKTAŞ
İstanbul, 08 Mart 2012




Derneğimiz
Mekke Canlı Yayın
Medine Canlı Yayın
Eserlerimiz
İlahiler
Sure ve Namaz
Namaz Kılmayı Öğreniyorum
Tecvid Dersleri
SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
Muhakkak ki ben, evet ben senin Rabbinim! Hemen pabuçlarını çıkar! Çünkü sen kutsal vâdi Tuvâ’dasın!
(TÂHÂ - 12 )
ÖZLÜ SÖZLER
  • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
  • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
  • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
  • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
  • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
  • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
  • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
  • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
  • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
  • Mutaşabih ayetler ledünidir.
NAMAZ VAKİTLERİ