Çerezler, içeriği ve reklamları kişiselleştirmek, sosyal medya özellikleri sağlamak ve trafiğimizi analiz etmek için kullanılmaktadır. “Kabul Et” seçeneği ile tüm çerezleri kabul edebilirsiniz veya “Çerez Ayarları” seçeneği ile ayarları düzenleyebilirsiniz.Çerez Politikası

25 Temmuz 2024
19 Muharrem 1446
halveti
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER KVKK ve GİZLİLİK POLİTİKASI
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






EDEB


“İdrak eden için edep ve güzel ahlak aynı şeydir. Fakat arada şöyle bir nüans vardır. Acaba ahlak deniliyor da niye ayrıca güzel ahlak veya mekarim-i ahlak deme ihtiyacı hissediliyor? Bunu iyi tesbit etmek lazımdır. Cibril hadis-i şerifinde geçen ihsan, Allah Teala’ya muhabbetle ibadet etme ve Allah Teala’nın taksimine muhabbetle teslimiyet gösterme halidir. Tabi bu taksimden kasıt mal, evlat taksimi değildir.

Bizi kendi kulu olarak taksim etmesi kastedilmektedir. İnsanın önce Allah Teala’nın onu kulu olarak taksim etmesinden ve hususi olarak ayırmasından memnun olması gerekir. İşte bu, insanı mekarim-i ahlaka götürür. O hareketleri takliden yapmayı değil de, severek, muhabbetle yapmaya götürür. Mekarim-i ahlak eşittir edep denilebilir mi? Denilebilir tabi fakat İslam ıslahatındaki manasıyla karşılarsak şöyle bir fark söz konusudur: Ahlak ‘salih amel’ demektir.

Mekarim-i ahlak ise ‘ebrarın sınıfına girmek’ demektir. Yani salihlerin bir üst mertebesi olan, ruhsatla değil azimetle hareket edenlerin sınıfına... Fetva ile değil, takva üzere hareket edenlerin sınıfına dahil olmaktır. Allah Teala takva üzere hareket edenleri ‘ebrar’ diye isimlendiriyor. Dolayısıyla bir insan ruhsatla değil de, azimetle hareket ettiğinde Allah’a karşı olan muhabbetini ve imanını tam muhafaza etmiş oluyor. Allah’ın muhafazası ile muhafazalanıyor, hıfz u humayı görüyor. Şirkten, küfürden, ahlak-ı rezileden beri oluyor. Nefsine hisse vermeyip kendi tercihini hep Allah’tan yana kullandığı için ebrar seviyesine yükseliyor. Peki orada bitiyor mu iş? Hayır, çünkü bir de ‘mukarrebin’ sınıfı var.

Mukarrebin, Allah Teala’nın, insanı, hususi yakınlığa bizzat eriştirmesi halidir. Kul o yakınlığa erişebilecek son kerteye kadar gayret ettiğinden ancak ebrar mertebesine yükseliyor. Mukarrebler muhakkak o ebrardan yükseliyor. Yani her ebrar makamında olan mukarreb değildir. Fakat mukarreb olan kullar muhakkak ebrar mertebesini görmüş, müşahede etmiştir. İşte mekarim-i ahlak ile edebin alakası budur. Mekarim-i ahlak, kulun cüz’i iradesini ortaya koyduğu edep manasındadır. Fakat “Beni Rabbim terbiye etti, edeplendirdi. O’nun edeplendirmesi ne güzel!” hadis-i şerifinde zikredilen, Allah Teala’nın kendisinin o edebi bizzat giydirmesi halidir ki bu bakımdan düşündüğümüzde mekarim-i ahlak bizler için cüz’i iradeyle ortaya konulan, Efendimiz(sas) içinse Allah tarafından ikram edilen ahlak demektir. Bu cihetten bakıldığında ikisi de edebe çıkar. Kulun erişebildiği edeble Allah Teala’nın ikram ettiği edepte birleşiverir ki bu manadan birlikteliği, fakat diğer vecihten de küçük bir ayrılığı vardır.

Bir kere müşahede makamında olan bir insanın bu edeple aklının, fikrinin her şeyiyle pürnur olduğu görülür. Böyle olduğunda savaş biter. Çünkü aşk geldi mi sulh başlar. Bu akıl, kalbe mahrem bir akıldır. Kalbe mahrem bir akıl da zaten Allah’ın nurunu idrak etmeye müsaittir. Akıl böyle nurlanmış bir kalbin emrinde “Acaba daha nasıl edep gösteririm?” diye adeta icad eder. Mesela Sahabe-i kiram’dan birisi kendisini direğe bağlıyor. “Vallahi ben affolunmadan kendimi buradan çözmeyeceğim” diyor. Bu zahiren bakıldığında bir deliliktir ve kişinin tövbesinin kabul olması için direğe bağlanması gibi de bir kaide yoktur. Ama o, aşk-ı ilahisi ile beraber tüm tasarrufunu, akli tedbirlerini; “Ben o vahye kurban olayım” diye kurban ediyor.

Ahlak, yani zahiren algıladığımız fiiller, riya ve sairi için yapıldığında insanın zahirini bozar. Muhabbet ehli insanların bu türden amaçlarla taklidi ise kişinin ruhunu öldürür. Mesela riya bunların başındadır. Riya insanın içindeki taat çeşmesini kurutur, yani o insan bir daha kendi başına kalsa, muhasebe-i nefis yapsa, Kabe-i Muazzama’da secdeye kapansa Allah’la yakınlığı teessüs edebilecek o sıcaklığı hissedemez. Allah muhafaza! Dolayısıyla kişi, içinden göstermesi gereken edebi takınmazsa içindeki müftüden öyle bir ceza alır ki Allah muhafaza bunun ruhi sahadaki tahribatı çok büyük olur. Zünnun-ı Mısri Hazretleri edebin zahiri ve batini şartlarına riayet etmek gerektiğini söylüyor ve hiçbirinin birine feda edilemeyeceğini söylüyor. “Ben bu kısmını yapıyorum, şu kısmını sonra yapacağım” denmemelidir. İkisi beraberce inşa edilmelidir.

Cenab-ı Hak bizim takat getiremeyeceğimiz şeylerin kendisi tarafından teklif edilmediğini Kur’an-ı Kerim’inde açıkça beyan etmektedir. Bu durumda insanlar idrakinden mes’uldür. Hadis-i Şerifle sabittir ki, zaten ameller de idrake göre tartılacaktır. O halde depte insan en önce idrak ettiği edepten mesuldür. Yine hadis-i şerite buyuruyor ki; “Bir kişi idrak edebildiği kadarıyla ilmiyle amel ederse, Allah ona bilmediğini öğretir.”

Bu durumda yapmamız gereken, kendimizi tartarak bilebildiklerimizle, yapabildiklerimizle amel etmektir. Kişi kendi haddini ve ona lazım olacak edebi muhakkak ehlinden öğrenmelidir. İnsanın sırat-ı müstakim üzere oluşu, bir terbiye sistemine ve nizamına bağlıdır. Ehline müracaat edenler, gerçekten o veliler zümresine erişemeseler Hakk Teala bu yolda samimiyetle yürüyenleri muhakkak son nefeslerinde yolun salihlerine ve kamillerinin katına ulaştıracaktır. Yeter ki o yolda bulunalım.

Edep varsa muhakkak bir yere o nur sirayet eder. Kişinin kalbinden azalarına, mesela gözüne, onun gözünden diğerlerine... Edeplinin sema’a bakışı ayrı bir tecelli, insanlara, evladına bakışı ayrı bir mana doğurur. Edepsizin gözü, nazarıyla bir kişiyi hasta eder. Lokmaya nazar etse bereketi gider, manaya zuhur etse feri gider, yere nazar etse yer ondan hicab eder. Yani muhakkak bir yerlere ulaşır, erişir.Bir ayet-i kerimede Hak Teala; “Cenab-ı Hakk, gözündeki hain bakışı ve çakışı bilir, sadırlarınızda sakladıklarınızı da bilmektedir” ( Mümin Suresi, 19) buyurmuştur.

Karşımızdaki muhatabın yaptığı şeyi aşikar olarak bilip hakkımızda çok iyi düşünceler beslediğini, bizim de bunu serapa gördüğümüzü düşünelim. O bunu saklasa da, biz ona olan muhabbetimizi ve güzel muamelemizi saklar mıyız? Elbette saklamayız, taltif eder, teşekkür ederiz. Hatta elimizde imkan varsa hediyelerle ikramda bulunuruz. Ya tersi olsa? Bir kişi sizi öldürmeyi, malınızı çalmayı, türlü kötülükler yapmayı düşünüyor ve saklıyor, bunun için zaman ve zemin kolluyor, siz de bunu aşikarane fark ediyor olsanız, buna karşılık onu öldürmeye çalışmasanız bile en azından yanınızdan uzaklaştırırsınız. Heralde şimdi ayan beyan olarak anlaşıldı.

Bizim kalplerde sakladığımız şeyler aşikar mıdır, değil midir? Elbette aşikardır. Cenab-ı Hakk, kendisine zarar veya mefaat vermemizden münezzehtir. Peki, bu durumda acaba Hakk’ın muamelesi nasıl olur? Evvelki beyitlerde geçtiği gibi olur. Yani sevdiklerinden ve sevdiği şeylerden o edepsiz kişiyi uzaklaştırır. Sevdiklerine karşı edepsizliği alenen yaptırır. Bazı insanlar derler ki: “ Efendim, adam İmam-ı Azam hakkında konuşuyor, atıp tutuyor, Hz. Abdulkadir-i Geylani’ye, Ahmed er- Rufai Hazretleri’ne, Muhyiddin-i Arabi Hazretleri’ne saymadığını bırakmıyor. Bunlar veli insanlarsa onlara laf atanların neden ağzı burnu eğilmiyor ve çarpılmıyor?”

Bundan büyük çarpılma mı olur? Allah Teala’nın sevdiği kullara karşı kalbindeki edepsizliği fiilen de gösterecek derekeye düşmüş. Her yeri çarpılsa ne olur? Odunun eğrisini de, düzünü de ateşte yakarlar. Edebin de ilerisi vardır. Ona da ‘ihlas’ denir. İhlas edebin zirvesidir. Cenab-ı Hakk bizleri bu yolda muvaffak eylesin.

Edep talep edilir ve öğrenilir. Hiçbir mürşid-i agah, ben sana edep veririm, gel de seni edeplendireyim, demez; ancak kendisine edeple geleni reddetmez. Bu dahi edebi tahsil etmek için yegane edeptir. Bu yolun başı da sonu da edeptir.

Cenab-ı Pir Mevlana Celaleddin-i Rumi; “Ben asla böyle bir aşka erişemem, enbiyanın ve evliyanın o Hakiki Sultan katında nail oldukları şereften nasib alamam, bize izin yoktur deme! Allah kerimdir. O’nun huzuruna kabul buyurdukları da kerimdir. Kerimlerle iş görmek asla zor değildir. Zira kerim, kendi adına kazanmak için değil, karşısındakine kazandırmak için himmet ve gayret eden zattır. Ben yapamam demek o büyük manaya karşı saygısızlıktır.”

Kuran-ı Kerim’ de Sure-i Tur’da Cenab-ı Hakk salih amel işleyenlere; “Zürriyetlerinde bulunan büyüklerine onları ilhak ederiz. Ve hatta büyüklerinin derecesinden de, ulaştıkları makamdan da hiç düşürmeden ve eksiltmeden o aşağıdakileri onların seviyesine çıkarırız” buyuruyor. Nesil ve neseb olarak bile Allah Teala böyle ilhak ediyorsa, manen o yolu tercih eden insanların haydi haydi ilhakı mümkündür. Çünkü “Kişi sevdiğiyle beraberdir” hadis-i şerifince kişiler Allah için böyle bir muhabbetten asla mahrum kalmayacaklardır. Şu anda bizim en büyük desteğimiz, işte Allah için birbirimize gösterdiğimiz bu sevgi ve muhabbettir.

Cenab-ı Hakk bizleri kendisinden razı olan, kendisinin ve Habibi’nin razı olduğu kullardan eylesin.



Aslıhan KETENCİOGLU
İstanbul, 28.06.2016




Derneğimiz
Mekke Canlı Yayın
Medine Canlı Yayın
Eserlerimiz
İlahiler
Sure ve Namaz
Namaz Kılmayı Öğreniyorum
Tecvid Dersleri
SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
Senden önce de ancak, kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber olarak gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.
(Bkz. Nahl, 43)
ÖZLÜ SÖZLER
  • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
  • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
  • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
  • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
  • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
  • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
  • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
  • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
  • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
  • Mutaşabih ayetler ledünidir.
NAMAZ VAKİTLERİ