20 Kasım 2019
22 Rebiü'l-Evvel 1441
MENÜ
SOHBETLER HAZRET-İ MUHAMMED'IN
(S.A.V) HAYATI
SEVGİLİ PEYGAMBERİM KUR'AN-I KERİM İLMİHAL İSLAM VE TOPLUM 40 HADİS HADİS-İ ŞERİFLER OSMANLICA SÖZLÜK RÜYA TABİRLERİ BEBEK İSİMLERİ ABDÜLKADİR BİLGİLİ
(SEBATİ) DİVANI
NİYAZİ MISRİ DİVANI HİKMETLİ SÖZLER KUR'AN-I KERİM ÖĞRENİYORUM KUR'AN-I KERİM (SESLİ ve YAZILI) SESLİ ARŞİV İLAHİLER
İSLAM ve TASAVVUF
TASAVVUFUN TARİFLERİ TASAVVUFUN DOĞUŞU TASAVVUFUN ANADOLU'YA GİRİŞİ HALVETİLİĞİN TARİHİ HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ HALVETİLİĞİN TÜRK TOPLUMUNDAKİ YERİ HALVETİYYE SİLSİLESİ PİRLERİMİZİN HAYATLARI MEHMET ALİ İŞTİP (VAHDETİ) ABDÜLKADİR BİLGİLİ (SEBATİ) İBRAHİM GÜLMEZ(KANÂATÎ)
EHLİ - BEYT
EHL-İ BEYT KİMDİR? EHL-İ BEYTİ SEVMEK
RESÛLULLAH'I SEVMEKTİR
EHL-İ BEYT EMANETİ RESÛLULLAH'TIR EHL-İ BEYTİN HALİ NUH'UN GEMİSİ GİBİDİR EHL-İ BEYT OLMAK HEM NESEBİ HEMDE MEZHEBİDİR
ONİKİ İMAMLAR
HZ. İMAM ALİ K.A.V RA HZ. İMAM HASAN-I (MÜCTEBA) HZ. İMAM HÜSEYİN-İ (KERBELA) HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN HZ. İMAM MUHAMMED BAKIR HZ. İMAM CAFER-İ SADIK HZ. İMAM MUSA-İ KAZIM HZ. İMAM ALİYYUL RIZA HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ) HZ. İMAM ALİ HADİ (NAKİ) HZ. İMAM HASAN’UL ASKERİ HZ. İMAM MUHAMMED MEHDİ






A Ş K


"Aşk nedir, nasıldır, bilen var mı?" diye soruyor şair. Aşkı hiç bilmediğinden midir, aşkı tanıyamadığından mıdır, aşkı yaşayamadığından mıdır yoksa aşkı bize anlatmak için midir bilinmez ama dikkatimizi bu yöne doğru çekiyor.

Aşk üç harfli bir kelime olmasına rağmen cazibesine kapılanlar bizlere aşkı anlatılabilmek adına nice edebi eserler ortaya koymuştur. Bu yolda nice şarkılar, türküler, ilâhiler, romanlar, hikayeler ve tiyatral eserler yazılmıştır. Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Tahir ile Zühre, Yusuf ile Züleyha, Ferhat ile Şirin… Hep aşk adına, aşk için yazılan eserlerdir.

Aşk denilince, aşktan sual edilince hepimizin aklına ilk olarak Leyla ile Mecnun'un gelmesi boşuna değildir. Kim aşk uğruna kendi adını unutacak kadar divane olursa gerçek âşık odur derler. Hikmet-i ilâhî; Leyla, kendi kasabasında olduğu halde Mecnun çöllerde idi. Şirin, bey kızı olduğu konakta dururken, Ferhat dağlarda idi. Aslı kendi köyünde iken Kerem diyar-ı gurbette idi.

Aşkın olduğu yerde sevgiliye kavuşmak için hiçbir mücadeleden kaçılmayacağının, verilen sözlerde ahde vefa gösterilmesi gerektiğinin, sevgilinin ricasının emir kabul edilmesi gerektiğinin ve sevgilinin bir tebessümü uğruna insanüstü bir gayret gösterilmesi gerekse dahi yapılamayacak hiçbir şeyin olmadığının ispatını etmişlerdir.

Aşk galiba sevgiliye çekilen hasret, sevgiliye duyulan özlem, sevgiliye yanmaktı ki âşıklar sevgiliye kavuşabilmek için dağlar, çöller ve yollar aşmışlar ve sevgilinin gözlerinde kaybolmayı, sevgilinin gönlünde erimeyi, sevgilinin vuslatında hiç olmayı arzulamışlardır.

Âşık, ister halk âşığı olsun ister Hakk âşığı olsun. Sonuç değişmez. Aşk, her halükarda vuslatta hiç olmanın arzusuyla yanıp tutuşmaktır. Nitekim Fuzuli Hazretleri aşkı anlattığı eserinde; Mecnun kisvesi altında anlattığı aşk için yapılan delilikleri ve çılgınlıkları aslında bizzat kendisi yaşamıştır. Belki dünyevî aşkın vuslatında özlem bir gün sona erer. Fakat ilâhî aşkın vuslatı, kişiyi hayretten hayrete düşürür, hâlden hâle sokar. Canan'ın başka başka sırrına vakıf oldukça talibin hayranlığı her geçen gün artar.

Aşkın ilâhî, tasavvufî boyutunda ise öyle Hakk âşıkları çıkmıştır ki; hepsini anlatmaya zamanımız yetmez. Bu konuda bir Mevlana ile Şems-i Tebrizi'yi, bir Yunus Emre ile Taptuk Emre'yi, bir İbrahim Ethem'i anmadan geçemeyiz. İster zahirî ister batınî bir aşkın kahramanlarının hayat hikâyelerini okuduğumuz zaman kendimizde onlardan bir şeyler bulmaya, kendimizi onların yerine koymaya çalışırsak sevgiliye kavuşmak yolunda bu hikâyeler bizlere gayret ve cesaret verirler.

Sahabeyi kiramın Cenâb-ı Resûlullah'a duydukları aşk, onları o kadar âlileştirdi ki bu sevgi onlara akla hayale gelmeyecek kadar fedakârlıklar, şecaatler ve kahramanlıklar yaptırdı. Her an Cenâb-ı Resûlullah ile birlikte olmalarına rağmen O’na duydukları özlemi ve hasreti yaşayıp dile getirdiler. Bu konuyla ilgili küçük bir misal verelim.

Cenâb-ı Resûlullah, Hz. Zeyd'i üç günlük bir yola gönderir. Hz Zeyd iki gün sonra sabaha karşı geri gelir. Cenâb-ı Resûulullah'ın hane-i saadetinin kapısında beklerken Resûlullah namaz için dışarı çıkar. Hz. Zeyd:

- Efendim vazife bitti.
Cenâb-ı Resûlullah:
- Bu kadar erken nasıl bitti?
Hz. Zeyd:
- Gece gündüz gittim, hiç durmadım.
Cenâb-ı Resûlullah:
- Neden hiç istiharat etmedin?
Hz. Zeyd:
- Ya Resûlullah! Sizi öyle özledim ki, size bir an önce kavuşabilmek için ne mola vermek ne de dinlenmek geldi içimden.

İşte Hz. Zeyd'de olduğu gibi, seven için rahattan ve istirahatten de önemlisi bir an önce sevgiliye kavuşabilmektir. İşte bu sevgiler, insanı dosta yaren kılar, yar kılar. İnsanın Hakk katında kadri ve kıymeti sevgisi kadardır. (Kendi Gerçeğine Seyir, Ali BEKTAŞ)

Aşk; hiçbir menfaat beklemeden karşılıksız sevmek anlamındadır. Işk isminden gelip sevenin içini aydınlatan, sevene huzur veren ve seveni ilahileştiren bir duygudur. Aynı zamanda adını aldığı sarmaşık türü gibi insanı saran, kaplayan, ihata eden manasına da gelir.

Hz. Mevlana ile Şemsi Tebrizî arasındaki aşk, ilâhî manada farklı iki beden olmalarına rağmen sanki tek vücutlarmış gibi düşüncede bir, harekette bir ve gayrette bir olmanın en güzel şahidi ve ispatıydı. Şems’in aşkı Hz. Mevlana’yı o kadar ihata etmişti ki Hz. Şems'in sır olup gözden kaybolması ile Mevlana Mesnevi yazmış ve sevgisini, hasretini, özlemini tüm dünyaya duyurmuştur. Mesnevi ise bugün bile Hakk âşıklarına yol gösteren bir rehber olmuştur.

Yunus Emre ile Tapduk Emre arasındaki aşk ve gönül birliği ise Yunus’u "Bana seni gerek seni" diyecek kadar cezp etmiştir. Öyle ki Yunus bütün dünya ve ahiret nimetlerinden uzaklaşmıştır.

Her gün şeyhi ile beraber olmasına rağmen yine efendisine hasret olan Yunus, onun gözlerinin derinliklerine bakıp kendinden geçermiş. Bunu bilen Tapduk Sultan bir gün Yunus'a: “Evlat, aşk nedir?” diye sorar. Yunus: “Özlemdir, hasrettir.” diye cevap verir. Sultan soruyu yineler: “ Evlat, aşk nedir?” Yunus: “Derttir, çiledir.”der. Sultan tekrar sorar: “Evlat, aşk nedir?” Yunus: “Ateştir, yanmaktır.” der. Sultan sorusunu son kez yineler: “Evlat, aşk nedir?” Yunus: “Ayrılıktır, gurbettir.” deyince Tabduk Sultan Yunus'a: "Evlat sana yol göründü, var gurbet ellerde benim asamı ara." der.

Yunus şüphesiz gurbeti istememişti. Fakat şeyhi onu gurbete göndererek Yunus'un dediğini ona yaşattırdı. Bu ayrılıktan geri döndüğünde "Bizim Yunus" sözü ile birbirlerine sarılmaları, aşkın vuslat olduğunu ona ispat etmek içindi. Yunus:

“Ben yürürüm yane yane
Aşk boyadı beni kane
Ne akilem, ne divane
Gel gör beni aşk neyledi”

diyerek efendisine duyduğu özlemi dile getirirken bu özlem ve sevgi Yunus'un dilinden hiç düşmedi. Gittiği yerlerde hep onu anlattı.

“Gezdik Urum'u Şam'u
Yukarı illeri kamu
Halka Tapduk manisin
Saçdık elhamdülillah”

diyerek efendisini hep medh ü sena etti ve aşkını sevgisini yüreğinde daha da alevlendirdi.

Aşk hususundaki diğer bir örneğimizde Hz Yakup’un ve Züleyha'nın Hz. Yusuf’a duydukları sevgidir. İkisi de Hz. Yusuf'u çok seviyordu. Fakat biri ruh güzelliğine, diğeri cemal güzelliğine âşıktı. Biri ağlarken gözlerini feda etti, diğeri beklerken gençliğini. Meğer aşk böyle bir şeymiş. sevgili uğruna her şeyi feda edebilecek kadar kendinden geçmekmiş.

M E N K I B E

Yusuf pazarda satılırken bütün Mısır halkı onu elde etmek aşkıyla yanıp tutuşuyormuş. Müşterileri çoğalıp rekabet kızıştıkça satıcı da fiyatı arttırıyormuş. O sırada nefes nefese yaşlı bir kadın gelmiş. Elinde bir kaç iplik yumağı varmış ve satıcıya dedi ki:

- Ey Kenanlı Yusuf'u satan tellal! Bu çocuğun özlemiyle aklım başımda değil. Bunu almak için tam on yumak ip eğirdim. Gel, yumaklarımı al hiç bir söz söylemeden de Yusuf'u bana ver.

Tellal güldü:

- A saf kadıncağız yürü var git yoluna. Yusuf, eşi bulunmaz bir inci. O senin harcın değil.

Kadıncağız boynunu büktü ve söylenerek uzaklaştı:

- Bu kadarcık yumakla onu bana vermeyeceğinizi ben de biliyordum. Fakat hiç olmazsa görenler ‘şu kadın da ona talip olanlardan biri’ desinler, bu bana yeter. Hem belki ona alıcı oldum diye adım onun âşıkları arasına yer alır. Bu az saadet midir?

Değerli dostlar, buradan da anlıyoruz ki aşk, bazen tek taraflı karşılıksız da olabiliyormuş. Fakat âşık sevgisinde kararlıysa, ümidini bir an bile yitirmemişse, onun adını dilinde zikir, gönlünde sertaç etmişse bu sevgi onu maşukuna bir gün mutlaka kavuşturur.

Mecazî aşklar, insanı ilâhî aşka ulaştıran birer vesiledir. Tıpkı Züleyha gibi, tıpkı Mecnun gibi. Sevdiğinin cemalinde Hakk'ı seyretmek, hakikati seyretmek. İlâhî aşka ulaşmanın en kestirme yolu; mürşid ile mürid arasındaki sevgi bağıdır.

Müridin bu sevgiye ulaşabilmesi için mürşidine tam bir teslimiyetle bağlanması, en ufak bir menfaat hesabı bile yapmaması gerekir. Kişinin gönlünde hala menfaat varsa bu ondaki dünya sevgisinin henüz bitmemiş olduğunun ispatıdır. Aşk ki sevgilidendir, ona muhalefet olmaz. Belki uğruna feda olunur. Âşık, sevgiliden gelecek bir vuslat umuduna karşı bin can fedaya hazırdır.

"Kulluk, önce talep ve istek vadisinde evresini tamamlıyor. Sonra sevgi vadisine geliniyor. O vadide de ma'şuktan gayri olan her şeyden feragat ediliyor. Çünkü orası ateş vadisi, orada ma'şuktan gayrı olan her şey yanıyor, yok oluyor. Ve sadece ma'şuk baki kalıyor. Onun için "aşk" makamında aşığın, ma'şuktan gayri bir şey istemiş olması, aşığın en büyük günahı oluyor.” (Sensin, Ali BEKTAŞ)

M E N K I B E

Dervişin biri bir taşın üzerine oturmuş, cübbesinin altındaki tespihi ile virdini tamamlıyor. O sırada elinde bir sepetle yanından geçen delikanlıya sesleniyor:

- O sepette ne var?
- Elma var.
- Kime götürüyorsun?
- Sevgilime götürüyorum.
- Sepette kaç elma var?
-Sevgiliye giden hediyenin sayısı tutulur mu?

Delikanlının cevabı üzerine derviş mahcubiyetinden tesbihinin iplerini koparıyor.

M E N K I B E

Bir gece pervaneler toplanmış, bir mumu nasıl bulabileceklerini tartışıyorlarmış. İçlerinden biri: “Hepimiz birden gidip niye yorulalım ki birimiz gidip mum bulsun sonra gelip bize haber versin.” diye bir öneride bulunmuş.

Öyle de yapmışlar. Seçtikleri pervane hayli gittikten sonra uzakta bir köşk görmüş. İçinde de parlak yanan bir mum varmış. Sevinçle geri dönüp arkadaşlarına mumun ne olduğunu, nasıl olduğunu bire bin katarak anlatmaya başlamış. Aralarında tecrübeli, güngörmüş ve mumun ne olduğunu bilen yaşlı bir pervane de varmış. Habercinin bu sözlerinden sonra onu kınamış ve "Senin mumdan haberin bile yok, yanılmışsın" demiş.

Bu olaydan sonra ikinci pervaneyi göndermişler. O da bir mum bulmuş ve ona şöyle bir dokunup geri gelmiş. Sonrada ona nasıl kavuştuğunu, önceki arkadaşından da fazla ballandıra ballandıra anlatmaya koyulmuş. Yaşlı pervane yine sözünü kesmiş ve "Azizim bu senin anlattığın mum değil. Sen de bilmediğin şeyleri anlatmaya çalışıyorsun." demiş.

Son gönderilen pervane mumu görünce sarhoş olmuş, sevgiliyi kucaklar gibi kendini mumun ateşine atmış. Bütün bedeni kıpkırmızı kesilmiş. Geri döndüğünde yaşlı pervane daha onu uzaktan görür görmez: "İşte yalnızca o başardı mumun ne olduğunu öğrenmeyi. Yalnızca o erdi hakikate. Çünkü mum onu kendi rengine boyadı onu onurlandırdı.” demiş.

Eğer aşk iddiasındaysan cisimden geçmelisin. Bedeni ve varlığı aşk ateşinde yakmalı, aşkın rengine boyanmalısın. O kadar ki dervişte gitgide sevgiliden başka bir şey kalmayıp derviş varlığından kurtuluncaya kadar. Ta ki "fenâfillah’a” ulaşıncaya kadar.

Derviş Allah dışında her şeyi kalbinden silip atmadıkça, O'nun sevgisi dışındaki sevgileri temizlemedikçe kemâle ermiş ve olmuş sayılmaz. Gönülde başkası var iken, sevgili edindiğine "seni seviyorum" diyebilir misin?

Aşk, bir ateştir ve âşık daima yanar, yakılır, erir. Denizden çıkarılıp karaya atılan balık, belki tekrar denize ulaşırım diye nasıl çırpınır durursa, âşık da varacağı makama varmak için öyle çırpınıp durmalıdır.

Değerli dostlar; buraya kadar haddimizi aşarak "aşk" hakkında bir şeyler yazmaya çalıştık. Kah bize söylenilenlerden kah duyduklarımızdan kah da gördüğümüz âşıkların hallerinden kendimize göre aşkı tanımlamaya çalıştık. Fakat gerçek âşık olan der ki:

“Bilmek değilmiş bulmak
Bulmak değilmiş görmek
Evliya'ya gönül vermek
Rengine boyanmak imiş”

Nitekim Kur’an-ı Kerim'de "Siz Allah'ın boyası ile boyanın." diye buyuruyor Mevlâ’m. Demek ki ölçü bu! Aynı rengi tutturuncaya kadar gayrete devam. Ehlullah: "Sen hulusî kalb ile mürşidine iman edersen o senin için özel bir sevgi halk edecektir. Bu sevgi ile seni kendine çekecektir." buyuruyor.

Demek ki biz sevmesini ve âşık olmasını bilmiyoruz. Hakk katında geçerli olan; bizim mutlak imanımız ve samimiyetimizdir. Kişinin safiyetine göre Allah o kişiye kulum deyip kendisine yaklaştırmak için bir sürü sebep halkediyor.

"Aşk beni ârif etti
İnceltti zarif etti
Ben aşkı bilmez idim
Aşk beni târif etti"
Mevlana

Allah'ın "Vedûd" ism-i şerifini her sabah zikreden âşık, sevgiliye giden yolu bulmuş demektir. Âşığın aşkı ve sadakati neticesinde de Allah onu Hakk'a âşık kulları ile yakınlaştırır. Âşık; aşkı, sevgiyi, samimiyeti ve cömertliği o kullar ile birlikte talim eder. Hiç kimsede kusur görmemeyi, kusur aramamayı kâinattaki tüm varlıklara sevgi ile bakmayı öğrenir.

Nitekim Eşrefoğlu Rumî Hz. bir ilahisinde: "Âşıklara karış âşık olasın, gör ne cevherler var erkân içinde." diye buyurmaktadır. Demek ki aşk, bizim içimizdeki cevheri açığa çıkarmamızı ve kendi özümüze arif olmayı öğretirken, bu yolda göstermiş olduğumuz tüm gayretlerde bizi azimli, sadakatli, şecaatli ve sabırlı bir şekilde vuslata hazırlıyor.

Sevgi bulaşıcıdır, dostlar. Gerçek aşığın sevgisi etrafına sirayet eder de kâinata sevgi ile bakar. Onun bu bakışı, her zerre de mevcut olan sevginin de açığa çıkmasına vesile olur.

O halde mecburi ibadetlerimizin dışında Rabbimizi çok çok zikretmeliyiz. O'nun büyüklüğünü her yerde anlatmak, O'nun ahlâkını kendi vücudumuzda yaşayıp talim edelim ve kâinata sevgi ile bakalım ki O'nun sevgisi bizim gönlümüzde yer bulsun. Bizi "Aşk" makamına taşısın ve hiçlik şerbetini içtikten sonra bu bedende Hakk'tan gayrı bir şey bırakmasın.

İşte o zaman insan gönlünde Cenâb-ı Hakk'ın kendinden kendini sevmesine "AŞK" denir. Rabbim cümlemizi bu menzile eriştirsin.

“Aşk bir ateştir tıpkı güneşe benzer
Gönlünde aşk olmayan misali taşa benzer.”

O halde hemen ‘Ey iman edenler, tekrar iman ediniz’ ayeti gereğince mürşidimize sıkı sıkıya bağlanıp teslimiyet, samimiyet ve sadakatle gönül kapısında adanmış olalım.

Aşk her kişide ayrı ayrı hallerde tecelli ettiğinden her kişinin aşk hakkındaki görüş ve anlayışları farklı olsa da konu aşk olunca hepsi kendince doğrudur.

Hu.



Enver EFE
İstanbul, 23.11.2012




SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
(Ona) “Andolsun ki sen bundan gaflette idin. Şimdi gaflet perdeni açtık; artık bugün gözün keskindir”
(denir.)
(KAF-22)
ÖZLÜ SÖZLER
  • Ezeli ervahta nur-u Muhammedi ile beraber olmaya halvetilik denir.
  • Adem "ben hata yaptım beni bağışla " dedi, İblis ise" beni sen azdırdın" dedi ya sen!... sen ne diyorsun?
  • Edep, söz dinlemek ve gönle sahip olmaktır.
  • Güzelliğin zekatı iffet ve edeptir. (Hz. Ali)
  • Zeynel Abidin oğlu Muhammed Bakır'a "Ey oğul, fasıklarla cimrilerle yalancılarla sıla-i rahimi terk edenlerle arkadaşlık etme." diye buyurmuştur.
  • Kemalatın bir ölçüsü de halden şikayet etmemektir.
  • En güzel keramet gönlü masivadan arındırmaktır.
  • Alem-i Berzah insanın kendisidir.
  • Zahir ve batının karşılığı aşk-ı sübhandır.
  • Mutaşabih ayetler ledünidir.
  • Ölüm ve cehennem korkusu Hak'ka dost olmayanlar içindir.
  • Şartlanmalardan ve önyargılardan arınmadan kimse masum olamaz.
  • Uzlaşmak için bahane arayan düşman zıtlaşmak için bahane arayan dosttan daha iyidir.
  • Baki hakikatler fani merkezli inşa edilemez.
  • Her zorluğun çözümü sevgidir.
  • Allah var gayrı yok sevgi var dert yok.
  • Allah de ötesini bırak.
  • Sorunları erteleyen ve örten değil çözüm üretip sorunları çözen olmalıyız.
  • Kişinin irfanı kemalatı nispetinde şeytanı da nefsinin şiddetinde olur.
  • Kötü huylardan kurtulmanın en keskin yolu ilahi aşka yanmaktır.
  • Mücevherden sarraf olan anlar, başkası bilemez. Ne fark eder kör için elmas da bir, cam da bir. Eğer sana bakan kör ise sakın sen kendini cam sanma.(Mevlana)
  • Kendini oldum ve doğru zannedenler kendileri gibi düşünmeyenlerden rahatsız olurlar.
  • Eflatun'a dediler ki "Ne kadar çok çalışıyorsun". O da dedi ki "hayır ben sevdiğim işi yapıyorum"
  • Allah kuluna sevdirdiği her işi kuluna kolaylaştırır.
  • Kurtuluş hidayete tabi olanlar içindir. Selam olsun hidayete tabi olanlara.
  • Tevhid-i Ef-al meratibi ihvanın kendi gerçeğine seyir haritasıdır.
  • Kişi ilk önce kendisinin arifi olacak ki Rabbinin arifi olabilsin.
  • İnanmak başka şey, teslim ve tabii olmak başka şeydir.
  • Kalıcı dostluklar edinin.
  • İhvan gibi yaşa, gerisine karışma.
  • Mutlu insan başkalarının mutluluğu için yaşayandır.
  • İslam dini istişare esaslıdır.
  • Allah için affet, Allah için paylaş.
  • İhvanlığını işine göre değil, işini ihvanlığına göre ayarlayacaksın.
  • Kul, iradesini Allah’a teslim edendir.
  • Hakk'ı hatırladığımız unuttuğumuzdan fazla olsun.
  • "Olacağım" diyene engel yok, "olmayacağım" diyene bahane çok.
  • Ben merkezli değil, biz merkezli olun.
  • Dervişçe yaşamak, tevhitçe yaşamaktır.
  • Yaptığınızı azimle yapın, hırs ile yapmayın.
  • Kullukta devamlılık esastır.
  • Önce emin insan olmalıyız.
  • Derviş, halinden belli olmalıdır.
  • Beşeriyet kemalâtın hammaddesidir.
  • Mükemmeliyet istikamette daim olmaktır.
  • İnsanın cismi arza, ruhaniyeti semaya mensuptur.
  • Yaradılış farziyetimiz hakkı bilmektir.
  • Hakk'ı tanımanın ön şartı Resulûllah’ı tanımaktır.
  • İnsanın sırrında Allah’ın sonsuzluğu vardır.
  • Kulluğa bahane yok değer üreteceksiniz.
  • Şikayet, Mevla’ya hürmetsizliktir.
  • Kulluk adına yapmadıklarımıza hiçbir bahane geçerli olmayacak.
  • Bu âleme kavga için gelmedik.
  • Telkin öncelikle bizim nefsimize olmalıdır.
  • İnsan, Allah’ın sırrı Allah da insanın sırrıdır.
  • Varlığımızın sebebi zuhuru, Cenab-ı Resulûllah’tır.
  • Kullukta teslimiyet “Rağmen” olmalıdır.
  • Kazası olmayan tek şey hayatımızdır.
  • Sevgi dışındaki bütün hallerde zorluk vardır.
  • Nefsinde mevsimi hazan olanın, gönül mevsimi bahar, Ahireti bayram olur.
  • Hayat yaşamak, yaşamaksa sevmektir.
  • En güzel keramet istikamet üzere olmaktır.
  • Kişinin Rabbini tanıması için kendini tanıması lazım.
  • Hakk’ı ancak Mirat-ı Muhammet’ten görebiliriz.
  • İnsanı Hakk’ta sonsuzlaştıran ve yaşatan, sevgidir.
  • Sevgi bütün yaratılanların varoluş mayasıdır.
  • Sevgisiz olan her mekân ve mahâl mundardır.
  • Sevgi Allah için yanmak ve olmaktır.
  • Allah’ın ve Resulullah’ın sevgisi ile yanmayan gönül hamdır, ahlâttır.
  • Hakikat ehlinin sermayesi aşk-ı sübhandır.
  • Talepte kararlılık, kararlılıkta da sabır esastır.
  • Sabır, sadrın genişliği kadardır. Sadır genişliği ise; kabulümüz, sevgimiz kadardır.
  • Kamil insan demek;Bütün duygularda,düşüncede ruhta olgunlaşmış insan demektir.,
  • Dervişân, Mürşidinin eşiğinde sadık olduğu sürece, farkında olsa da olmasa da tekamül halindedir.
  • Kim ki Allah’ı ciddiye almaz ise; Allah o kimseyi ciddiye almaz.
  • Hakkı görmeyen gözler amadır.
  • Gayret olmadan kişinin ulaşacağı hiçbir âliyet olamaz.
  • Kendi gerçeğimize yol bulmak için arz üzerinde var olan bütün mevcudiyetten istifade edeceğiz.
  • Bu fırsat âleminin bir tekrarı daha yoktur.
  • Hiçbir oluşum kendi halinde, kendi başına müstakil değildir.
  • İhvan isek bir iddianın sahibiyiz demektir.
  • İhvanın kemâlâtı, olgunluğu, karşılaşmış olduğu olumsuz tecellilere verdiği tepkilerle ölçülür.
  • Kişi muhatabı ve müdahili olmadığı hiçbir meselenin şahidi olamaz.
  • Herkes kazanımlarını kayıplarını tespit etsin ki şuurlu bir hayat yaşayabilsin.
  • Birebir uyarılar insanı daha çok uyandırır.
  • Bütün canlılara dostça yakın olmalıyız.
  • Tekâmül için her anı yeniden yaşamak , her anın yeniden talibi olmak zorundayız.
  • Gayret etmeyen kişiden Kâmil insan olmaz.
  • Ehl-i talip bu Kâinatın özelidir, özetidir.
  • Kul, hizmeti kadardır. Kul, sevgisi kadardır, Kul hoş görebildiği kadardır. Kul feragat edebildiği kadardır. Kul paylaşabildiği kadardır.
  • Ehl-i ihvan’ın sevgisi Rabbi’nin sevgisi, meşguliyeti Rabbi’nin meşguliyeti olmalıdır.
  • Her an Rabbi ile meşgul olanın, muhatabı Rabbi olur.
  • Güzel bakmalı, güzel konuşmalı, güzel dinlemeliyiz.
  • Hayırları geciktirdiğimiz zaman şerre dönüşür. Şerleri geciktirdiğimiz zaman hayra dönüşür.
  • İhvanın irşad olmasının ön şartı teslimiyattır.
  • İlmen yâkinlik; bilmek ve kabul etmektir.
  • İhvan telkin edileni yaşadıktan sonra Hakkel yâkina ulaşır.
  • Kul, Rabbini ne kadar ciddiye alırsa, Rabbi’de onu o kadar ciddiye alır.
  • Rahman’ın sevgilisi olmak gönlü cenab-ı Resulullah’a yönetmek ve tabi olmakla orantılıdır.
  • İhvan, kendi özünde kâmil duruşa ulaşırsa, onda bir değil de nice esmanın açılımı, nice sıfatın inkişaf ve izhariyeti yaşanacaktır.
  • Dünkü gibi konuşan, dünkü gibi anlayan, dünkü gibi yaşayanın anı ve akibeti hüsrandır.
  • Ehli gönül olan, ,Resulullah’a ve Ehli Beyt’egönül veren Ehl-i İhvan’ın seyr-i sülüğü nefis merkezli akıl ile değil gönül merkezli akıl iledir.
  • İhvan, hayırda ve şerde damlayı derya mesafesinde görecek kadar Rabbini önemseyen olmalıdır.
  • Hakka vuslat, ancak aşk- sübhân ile olur.
  • Aşığın, sevgisinin sancısıyla uykularının kaçması lazım ki, orada aşktan söz edilebilsin.
  • Hayatla zıtlaşan değil hayatla uzlaşan olmalıyız.
  • Eğer kişi yarışacaksa hayırda yarışsın selâmda, yarışsın, paylaşmada hoş görüde affetmede yarışsın.
  • Kişi tercihinin neticesini yaşar.
  • İnsan, sevebildiği kadar, değer üretebildiği kadar insandır.
  • İhvan, arif olmalı ve gönlünü bütün olumsuzluklardan arındırmalıdır.
  • Herkes yaptıklarının neticesini yaşayacak.
  • Biz kulluğumuzu her gün yeniden yenilemeliyiz.
  • Üstünlük ancak takva ile sevgi iledir.
  • Allah hiçbir zaman abes ile iştigal etmez.
  • Her işte bizim için hikmet ve hayır vardır.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • Herkesin şeytanı, Cebrail’i, Mikail’i, İsrafil’i ve Azrail’i kendisiyle beraberdir.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan, Hakk'a eren demektir.
  • Sevginin tezahürü ibadettir.
  • Eğer inanıyor, iman ediyor, seviyorsanız, yap denileni yapacak ve aksatmayacaksınız.
  • Sevenin ne gecesi ne gündüzü ne yorgunluğu ne bahanesi ne de mazereti olur.
  • Karşılaştığımız zorlukların tamamı tekâmül için ikrarımızı ispat içindir.
  • Bu âlem teşbih, tespit, tenzih, takdis ve şahadet âlemidir.
  • İnsanın Hak katında kadri, kıymeti sevgisi kadardır.
  • İnsan, yaşadığı zorluklar aşabildiği engeller kadar insandır.
  • Hiç zorluk, acı çekmeden, uğraş ve çaba sarf etmeden kimsenin başarıya ulaştığı görülmemiştir.
  • Hepimiz Allah’ın Resulûllah’ın ve Ehlibeyt’in aşkından muhabbetinden istifade edip Hakk’ta bakileşebilecek yetilere sahibiz.
  • İnsan, asliyeti kendisine unutturulmuş varlıktır.
  • Müsemmâ ehli olan için, isimler değişşe de asliyet değişmez.
  • Hiçbir güzelliği kendimize mal etmeden, bütün güzellikleri Rabbimizden bilmeliyiz.
  • Herkesin imtihanı iddiası kadar olur. Yani iddiası büyük olanın, imtihanı da büyük olur.
  • Kâinat, insan için, insana hizmet için halk edilmiştir.
  • Hayatın tamamı, kulluğun ve dostluğun talimidir.
  • Kişi bilgisinde değil yaşantısında kâmil insan olur.
  • Bizim yaşadıklarımız; tercihlerimizin, taleplerimizin ve dualarımızın neticesidir.
  • Mezheplerin farklı olması, dünya iklimlerinin, ırkların ve kültürlerin farklı olmasındandır.
  • İrfan mekteplerinin temelde aynı, detaylarda farklı farklı olması insanların, meşreplerinin farklı farklı olmasındandır.
  • Kimi takva ile kimi zikrullah ile, kimi hizmet ile, kimi de ibadet ile Hak rızasına ulaşmak ve kâmil insan olmak arzusundadır.
  • Din adına zıtlaşmalar, taraflaşmalar ve tefrikalar çıkarmak Rahman’ın ve Kuran’ın reddettiği duruşlardır.
  • Elin eksiğiyle uğraşan, kendi eksiğini hiçbir zaman göremez.
  • Biz bu âleme eksik tespit zabıtalığına gönderilmedik.
  • Âşık; mâşûkunu hususiyetle geceleyin, en çok yalnızlık halindeyken düşünür.
  • Geceleri ve seher vakti çok özeldir.
  • Dostluğun ilk şartı sevmektir. Fakat çıkarsız beklentisiz sevmektir.
  • Dost olmak, dostun her türlü yüküne katlanmaktır.
  • Bizim için yaşamak bir gündür, o da bugündür.
  • Kulluk adına yapmamız gereken ne varsa sabırla ve ihlâsla yapmalıyız.
  • Hak katında gıdalanmanın birinci esası, âdab-ı Muhammediye ve hakıkati Mahmudiye ile kıyam durmaktır.
  • Biz eyvallah tacını, ‘sensin’ tacını başımızdan, hiçlik hırkasını da eğnimizden hiçbir zaman çıkartmayacağız.
  • Bir damlanın hiçliğe ulaşması, onun deryaya düşmesiyle olur.
  • Bize ulaşan her tecellinin, Mevlâ'dan olduğunun bilincinde olalım ve rıza gösterelim.
  • Sakın tecellilerden kahreden, kederlenen olmayalım.
  • Tecellilerden şikayetçi olmak, kulun Rabbine olan saygısızlığıdır.
  • İhvan, hangi tecelli içinde olursa olsun, mutlaka güzel düşünmeli ve güzel değerlendirmelidir.
  • Edep ve âdap dışında nefes almayalım.
  • Biz, Cenâb-ı Resûlullah’ın vitrini olmalıyız.
  • Bütün nimetler ve âliyetler, gayret ve hizmet iledir.
  • Biz hangi hali yaşıyorsak bizim için hayırdır ve hikmetlidir.
  • Hikmete tabi olanlar hikmet ehli olurlar.
  • "Senin için Ya Rabbi" zevkiyle hayatı yaşayalım.
  • Huzur, ancak tevhid ile aşk ile sevgi ile Allah’a ve Resûlun’e yönelmek iledir.
  • Güzel ahlâk ve sevgi insanlığın omurgasıdır.
  • Her gününü son gün, her namazını son namaz, her muhabbetini son muhabbet gibi kabul eden kişinin yaşantısı Ehl-i ihvanca olur.
  • Büyük laf etmemeye çalışalım.Tevazu sahibi olalım.
  • Ehl-i Beyt olmak, hem nesebi hem de mezhebidir.
  • Ehl-i Beyt, Kur’an’ın ete kemiğe bürünmüş halidir.
  • Yaptığımız her şey kulluğumuzu ispat edercesine olmalıdır.
  • Halkı memnun etmek için Hakk'ı incitmeyelim.
  • Kemalat, hissedilen ilk nefesten son nefese kadar sadece Allah ve Resûl’u için say ve gayret etmektir.
  • Tevhid-i Ef-al hakikatin zübdesi, tevhidin nüvesidir.
  • Kullukta edebi olmayanın Hak’ta izzet bulması mümkün olamaz.
  • Hikmetleri seyretmenin tek şartı, tecellilere karşı sabırlı olmaktır.
  • Kişi yaşamış olduğu imtihanları aşabildiği kadar tekâmül etmiş olur.
  • Aslında bize zor gelen tecelliler, bizim için ikramdır.
  • Kulluğun esasında yap denileni yapıp sonucuna da razı olmak vardır.
  • Bütün kâinat, kişinin kendi hakikatine misaldir.
  • Öncelediğimiz Allah ve Resûl’u olmalı. Ertelediğimiz ise nefsimizin arzu ve istekleri olmalıdır..
  • Dervişi tekâmül ettirecek olan iştiyakı, kendine olan telkini, ve gayretindeki kararlılığıdır.
  • Her günü yaşamak, her günü diğer günden farklı bir alana taşımak için biz bugünün talebesiyiz.
  • Hatasını kabul edip hatasından dönen kul hayırlı kuldur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İhvan ne dünle ne de yarınla zaman kaybedecek sadece anını ve gününü değerlendirecek.
  • İhvanlık, halde örnek olmaktır.
  • Aile yaşantımızla, tecellilere olan tepkilerimizle, kişilerle olan ünsiyetimizle, her halimizle hele hele de ibadete olan düşkünlüğümüzle fark edilmeliyiz.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, Hak katında şerefli olamaz.
  • İbadet etmenin hoşnutluğunu yaşarken bu hoşnutluğu, ibadet etmeyenlere karşı bir üstünlük saymadan fail Allah'tır zevkiyle yaşamalıyız.
  • Kıyas, şeytani sıfatlardandır.
  • Karşımızda gördüğümüz eksikliği önce kendimizde tetkik etmeliyiz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrine mürşitsiz yol bulamaz.
  • Baki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak Hak’ta ölüp Hak’ta dirilmektir.
  • Hayata ders veren değil de hayattan ders alan talip olmalıyız.
  • Anlayan ve öğrenen olmalıyız.
  • Anladığını genişleten, hayatına uyarlayan olmalıyız.
  • Tasavvuf önce şeriat-ı Muhammediye ile yaşanır.Sonra hakikat-ı Mahmûdiye ile hikmetler talim edilir.
  • Bir meselenin görevlisi olmak ayrı şeydir, gönüllüsü olmak ayrı şeydir.
  • Ehl-i ihvanla konuşularak halledilmeyecek hiçbir mesele olmamalıdır.
  • Hak dostları bir araya geldikleri zaman bakışmaları bile muhabbettir.
  • İhvanlığın dört ana esası vardır; ihlas, şecaat, cesaret ve cömertliktir.
  • Hayatın tamamında, her adımda, her bir nefeste; bir tuzak, bir imtihan vardır.
  • Gönül, Rahman ile coşarsa; kişi karşılaştığı her türlü tecelliye sabır ve tefekkür ile mukavemet gösterir.
  • İhvan, ne Dünya ne de ahiret beklentisi olmaksızın kulluğunu fi-sebilillah yaşamalıdır.
  • Kur’ân'ı öğrenmeye, okumaya, okutmaya, anlamaya ve yaşamaya çalışalım.
  • İslam, yap denileni yapmak; yapma denilenden uzak durmaktır.
  • Kulluğunu yarına erteleyenin Allah sevgisi yeterli değildir.
  • Tekâmül etmek için sürekli gayret halinde olmalıyız.
  • İnsana olan sevgisizlik Allah’a olan sevgisizliktir.
  • Allah’a vuslat ancak Aşk-ı sübhan ile olur.
  • Hak’ta bâki olabilmek için kayıtsız şartsız teslim olmalıyız.
  • Dilimizde zikrullah ile gönlümüzde her daim muhabbetullah ile inşa olmaya çalışmalıyız.
  • Şeriatın ihlâl olduğu yerde hakikat olmaz.
  • Her türlü tecelliden istifade edecek kadar arif,hiçbir zorluktan yılmayacak kadar da dirayetli olalım.
  • Arif olan baktığı her zerreden, karşılaştığı her tecelliden kendisine istikamet arar.
  • Ehl-i ihvan hatasında ve günahında ısrar etmeyen ve tövbesinde aceleci davranandır.
  • Âşık maşukundan gelen cefalardan haz duymazsa gerçek aşık olamaz.
  • Kendisindeki gayrilikten arınan insan için dışarıda ve içeride gayri olan hiçbir şey kalmaz.
  • Kişinin samimiyeti, sadakati ve sevgisi ona istikamet verir.
  • Bizden istenilen öncelikle safiyet, samimiyet ve sadakattir.
  • Ehl-i ihvan öyle bir kristalize olacak, safiyet kazanacak, kendi benliğinden öyle bir sıyrılıp latifleşecek, şeffaflaşacak, kendine ait bir renk zan düşünce ve duygu kalmayacak ki Allah’ın boyasıyla boyansın yani Resûlullah’ın haliyle hallenmiş olsun.
  • Gayret, kulluğun esasıdır.
  • Biz bildiklerimizle amel edelim. Bilmediklerimiz, bize bildirilecektir.
  • Her Ehl-i ihvan bulunduğu cemiyette fark edilmelidir.
  • Bizim sabrımıza, bize kötülük yapanların şahitlik etmesi lazım.
  • Asli maksadımız, nefsimizi ve Rabbimizi tanımaktır.
  • Gayret etmeyen kişiden kâmil insan olmaz.
  • İhvan, kendi hakikatine seyri sülük ederken hem dünyasını hem de ukbâsını saadete erdirmiş olur.
  • Muhabbetimiz Resûlullah’ın ve Ehl-i Beyt’in muhabbeti, davamız Hak davası olsun.
  • Eğer insan Rahman’ın aynası olacaksa yansıtıcılığının çok net,arı ve duru olması lazımdır.
  • Eğer bir olumsuzlukla, zorlukla karşılaşıyorsak, bu bizim olumsuzluluğumuzdandır.
  • Arz ve semada her ne olursa insan ile ilişkilidir.
  • Sözümüzün ilk müşterisi kendi kulağımız olmalıdır.
  • İslâm şahitlik ile başlar, şuhut ile yaşanır. Ve yine şahitlik ile kemal bulur.
  • Hangi başarı vardır ki uğraşsız gayretsiz ve gönülsüz zuhura gelsin.
  • Aşığın ölümü Hakk’ta vuslat, sonsuzluğa uyanmak ve sonsuzluğu yaşamak olur.
  • Artık etrafımızla ve kendimizle olan kavgamızı bitirip, sevgiyle nefes almanın gayretinde olmalıyız.
  • Kişinin kararlılığı tecellilere gösterdiği mukavemeti kadardır.
  • Aşık hep maşukundan söz etsinler, hep ondan konuşsunlar ister; zaten gayrı şeyler aşığı rahatsız eder.
  • Kişi mutmain olmadıkça kulluğunda, dostluğunda hep hüsrandadır.
  • Cemal aşıkları için gayri olan her şey haramdır.
  • Zikrin esası namazdır, muhabbetullahdır.
  • İhvan, hayatın tamamında Rahman’ın iradesi altında yaşamaya dikkat ve özen göstermelidir.
  • Her şeye rağmen seveceğiz
  • Her şeye rağmen hizmette gayretli olacağız
  • Kulluk, içinde Rabbi'nden başkasını bulundurmayan, gayrilerden boşalmış hiçlik makamıdır.
  • Hayatın ve kulluğun emanetçisi olduğumuzu, bu emaneti taşımamız ve ehline teslim etmemiz gerektiğini hatırdan çıkartmamalıyız.
  • Hayatı hep Hakkça yaşamanın gayretinde olmalıyız.
  • Hayat, bizi kullukta belirli bir kıvama taşımak içindir.
  • Kendine gafil olan, Allah’a arif olamaz.
  • Her varlık Hakk'tandır ve Hak ile kaimdir.
  • Bütün masivalardan arınmak, “ölmezden önce ölmek” Hak’ta ebed olmak; olağanüstü bir azim ve gayret ister.
  • Kişinin kararlılığı, cesareti, azmi ve sevgisi bir arada tekmil olursa; kişinin önünde aşamayacağı engel ve mâni olmaz.
  • Talibin âli ve en yüce değerlere ulaşabilmesi, Allah ve Resûlu’ne olan muhabbeti, sevgisi ile orantılıdır.
  • Hedefimiz ve gayemiz, bugün tevhid noktasında Allah’ı Resulullah’ı ve Ehl-i Beyt’i dünden daha farklı idrak etmek ve yaşamaktır.
  • Tevhid adına bize yapılan teklifatın tamamını yaşamak, bizi kendimize döndürmek ve kendi hakikatimizle tanıştırmak içindir.
  • Tevhid meratiplerindeki yaşam talimlerinin tamamı, bizi kendi ruh derinliğimizdeki iç potansiyelimizden istifade ettirmek adınadır.
  • İhvanın bilip, yapmak isteyip de yapamamasının sebebi kendisinde yetersiz olan kararlılığı, gayreti ve talebidir.
  • Cenab-ı Resûlullah’ın tezahür etmediği hiçbir mekân, mükerrem ve münevver olamaz.
  • Hiç kimse kendi gerçeğine olan seyrinde mürşitsiz yol kat edemez.
  • Kulluk adına yaşanılacak ne kadar âli değerler varsa, bunların tamamı ancak mürşid-i kâmilin nezaretinde ve refakatinde yaşanılabilir.
  • Bâki olabilmenin, sonsuzluğa ulaşabilmenin tek şartı; Hak ile Hak olmak, Hakk’ta ölüp Hakk’ta dirilmektir.
  • Yaşadığımız ne tür olumsuzluk olursa olsun, bizim hedefimize olan iştiyâkımızı arttırmalıdır.
  • Her türlü olumluluk ve olumsuzluktan istifade eden olalım.
  • Ehl-i ihvan hiçbir zaman olumsuzluk adına hesap yapmamalıdır.
  • İhvan, kendisini yargılayan, kendisini öz eleştiriye açık tutan ve kendini kemâle taşıyan olmalıdır.
  • İhvan, ancak telkin edilen hikmetli sözleri, hadisleri ve ayetleri yaşantısına uyarlayarak gayretinde istikamet bulabilir.
  • Kim hidayeti dilerse hidayete ulaşacak; kim hidayete ulaşmak istemezse Rahmân da ona hidayet etmeyecek.
  • İnancı olmayanın istikameti olmaz.
  • İnsan-ı asli Allah’ın aynasıdır.
  • Nurun olduğu yerde zulüm, dinin olduğu yerde kin, sevginin olduğu yerde nefret olmaz.
  • Ehl-i ihvan demek arif olan gerçeklere eren demektir.
  • Herkes tercihinden yönelişinden meyil ve rızasından sorumludur.
  • Nimete ulaşmak için mutlaka hizmete talip olmalıyız.
  • İhvan düşünmekle, keşfetmekle ve gayret ile kemâlat bulur.
  • “Rabbim” diyen için zaten zorluk yoktur.
  • Hedefi olmayanın istikameti de olmaz.
  • İslam, aslen teslim olmak ve selamet bulmaktır.
NAMAZ VAKİTLERİ