halveti halveti halveti halveti
31 Ağustos 20145 Zi'l-ka'de 1435
Ali Bektaş Yazar Ali Bektaş Ali Bektaş Sensin Ali Bektaş Kendi Gerçeğine Seyir Ali Bektaş Rağmen Ali Bektaş Aşkı Sübhan Ali Bektaş Sensin Ali Bektaş Derdimiz aşk olsun Ali Bektaş Selam olsun hidayete tabi olanlara






EDEB – HAYA – RİYA


EDEB

Edeb bir tac imiş nuru Hüda’dan
Giy ol tacı emin ol her beladan.

Edep, gönül halidir. Ancak güzel ahlaka ulaşanlar edebin gerçek manada zevkine varanlardır. Tevazu ve güzel ahlak sahibi olmaktır. Güzel ahlak, kula Rabbi tarafından sunulan en güzel elbisedir. Ahlak sahibi olan kişi, bulunduğu yerde Rabbini en güzel şekilde temsil edendir.

İnsan kendisini daha iyi tanıyabilmek, Allah ve Resulune daha yakın olabilmek, Kur'an'ı daha iyi anlayabilmek için ilim meclislerine gidip ilmi tahsil etmek isteyen kişiye önce edeb ve güzel ahlak talim ettirilir.

Girdim ilim meclisine eyledim, kıldım taleb
Dediler ilim geride , illa edeb illa edeb.

Talip, Mürşidinden inabe alıp O’na teslim olduktan sonra Mürşidi o ihvanına ilk önce eline , diline, beline sahip olmasını ve "Edep ya Hu" çizgisinden ayrılmamasını öğütler.Kişi, kelam ile bir şey söylemeyebilir lakin hali ile çok şey anlatır. "Elif" gibi dosdoğru, "dal" gibi tenezzüllü ve tevazu sahibi, "be" gibi ben ve bencillikten uzak ve her daim tebessümlü olunmalıdır. Bu hal, kişinin imanının dışa vuruş halidir. İman eden kişi, Rabbinden emin olan kişidir. Rabbinden emin olan kişi, Rabbine bütün kalbiyle teslim olan kişidir. Rabbinize yönelin ve O’na teslim olun, sonra size yardım edilmez.( Zümer,54)

Yönümüzü bizi terbiye eden Rabbimize dönersek O’nun emir ve nehyi bize makbul ve mutlak görünmeye başlar. Artık nefsimizi O’na teslim ederiz ki elsiz, ayaksız ,dilsiz dudaksız, gözsüz, kulaksız, nasılsız-niçinsiz, tartışmasız şekilde yaşamaya başlarız. Başımıza ne gelirse O’nun lutfu ve ihsanı olarak bilip iman ederiz. Bu tecelliler nefsimize ağır gelse bile şikayetçi olmadan Rabbimizden bilip, yine Rabbimize sığınırız.Bu hal de nefs-i Razıyye halidir. Bu hal teslimiyet halidir. Teslimiyet güzel ahlaktır, güzel ahlak ise edeptir.

Edep, kısaca sahip olmak ( eline, diline, beline) demektir.

Edep, Allah’ın yarattıkları içerisinde yalnızca insana verilen bir nimettir. Edep, çok geniş bir kavramdır. İnsan ömrü hayatında edebi takınmakla haya ölçüsünü bilir,haddini bilir ve kendi sınırından öteye geçmez.Bu hal, Allah’ın kulları üzerinde görmeyi murat ettiği bir haldir.

Yukarıda dervişin halini elsiz-ayaksız,dilsiz-dudaksız diye tarif etmiştik.Nitekim Ehlullah' ın "İyiliğe iyilik,kötülüğe kötülük her kişinin işidir, kötülüğe iyilik ise er kişinin işidir." diye buyurur.

Dövenlere elsiz gerek
Sövenlere dilsiz gerek
Derviş gönülsüz gerek (Yunus EMRE)

Bizlerin kimseyi incitmeye hakkımız yok. Bizlerin kimsenin gönlünü kırmaya hakkımız yok. Bizlerin gönlünde Hakk’ın sevgisinden başka duygulara yer yok. Rabbim bizleri incitmeyen ve incinmeyen kullarından eylesin.

Edeb; kendini Hakk’tan ayrı görmemektir.

Edeb; Hakk’tan başka bir şey görmemektir. Bizler hem “la faile illallah” diyeceğiz hem de Allah’ı ve kendimizi ayrı göreceğiz.Bir ihvan için bundan büyük adapsızlık olmaz. "La" derken nefsim adına, enelerim adına yaptığım bütün işleri inkar edip, bu bedendeki failin ancak Rab’bim olduğunu bilip, bimekle kalmayıp iman edip,imanın da ötesinde Rab’bimin sevgisini her şeyden üstün bilip O’na teslim olursak artık bu bedenden kötü bir fiil zahir olmaz.Çünkü Rabbimin kötülüğe karşı rızası yoktur.Rabbim bizlere güzel ahlak elbisesini giydirdiği halde bizler hala kötü fiillerin yansıtıcısı olursak bundan büyük adapsızlık olmaz.

Sana gelen her iyilik Allah’tandır. Sana gelen her fenalık da nefsindendir. (Nisa,79) Bizler son nefesimize kadar "hayrihi ve hayrihi" emribil marufunu uygulamaya gayret edelim.Yapacağımız hayırlarda sınır tanımayalım. Bunları yaparken de kendimize zerre kadar pay çıkarmayalım. Bu pay bizim şerrimiz olur. Şer bir miskal dahi olsa Rabbim onu yine görür. Rabbimizin bizi gayri bir işte görmesi bizim en büyük adapsızlığımız olur.



HAYA

Haya; edeb, güzel terbiye, güzel ahlak, iyi davranış, nezaket ve zerafet demektir. İman edenler arasında kötülüğün, hayasızlığın yayılmasını isteyenler ve sevenler için dünyada da ahirette de elim bir azap vardır. (Nur,19) Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde: “Haya imandandır, imanı olan cennetliktir.” diye buyuruyor. Haya ile iman ikiz kardeştir. Biri giderse diğeri de gider. (Ebu Nuaym)

Değerli dostlar, haya; Allah'a ve Resulullaha gönül verip, Mürşid huzurunda söz veren ihvanın yaşam tarzıdır. Artık o, hoşgörü sahibidir. Hoşgörü demek başkalarının adapsızlıklarına tolerans göstermek değildir. Sıkıntılara tahammül etmek, şımarıklığa, ukalalığa müsamaha göstermek de değildir. Hoş görmek, tasavvufta “Yaradılanı severiz yaradandan ötürü” zevki ile her fiilde fail olanı, her sıfatta mevsuf olanı tefekkür edip temaşa ederek her şeye hoş bakmak, hoşça bakmak, Hakk’a bakmak, Hakk’la bakmak, Hakk’tan bakmaktır. Nitekim Ehlullah 'narın da hoş, nurun da' diyerek bizlere, Fail olanın da, mevsuf olanın da, mevcut olanın da Hakk olduğunu anlatıyorlar.

Haya; gafletinden utanmaktır.

Bizler yaradılış itibari ile beşeriz. Bazen unuturuz, bazen de unutturuluruz. Nefsimizin tuzaklarına kapılıp gayrılar ile vakit geçirebiliriz. Rabbimizi, zikrimizi hatırladığımızda gafletimizden utanıp yüzümüz kızarıyor ve mahcup oluyorsak biz haya sahibiyiz demektir. Gerek cemiyet içinde, gerek kendi hanelerimizde oturup kalkmamıza,konuşup söylediklerimize, hal ve hareketlerimize dikkat ediyorsak biz haya sahibiyiz demektir.

Haya, imanın nizamıdır.

Her dinin bir ahlakı vardır. İslamiyet'in ahlakı da hayadır. (İbni Meace) İslam demek teslim olmak demektir. Rabbine teslim olan zühd ve takva sahibi bir ehli ihvan, ibadetlerini de büyük bir ciddiyet içinde yapar. Bu ciddiyet, kişiyi haya ile olgunlaştırır. Haya kalbe yerleştiğinde nefsin arzu ve istekleri ondan uzaklaşır. Rabbinin nimet ve ihsanlarına şükreder. Bu şükür onu tenezzül ve kanaatkar kılar. Bunu bir menkıbe ile daha güzel tarif edelim.

Gazneli Mahmud’un nedimi olan Ayaz ile sultan salatalık yiyorlardı. Sultan salatalığı soyuyor ve kendi eliyle yarısını Ayaz’a veriyor, yarısını da kendi yiyordu.Salatalığı yiyen sultan onun zehir gibi acı olduğunu görünce karşısında aynı salatalığı tatlı tatlı yiyen Ayaz’a hayretle sordu: “Yediğin salatalık acı neden yüzünü bile buruşturmadan yiyorsun da ağzından atmıyorsun?” Ayaz bu suale: "Aman sultanım, sizin elinizden nice tatlı nimetler yedim. O nimetlerden sonra elinizden yediğim salatalık acı imiş ne çıkar? O el bana yüzlerce tatlı nimet sundu, şimdi bu nimet acı diye yemeyip tükürsem, yaptığım nankörlük olmaz mı ? Hem O el tarafından ikram edilen nimet acı bile olsa bana tatlı geldi." diye cevap verdi.

Ayaz, kendisine nimet ikram eden ve nihayet bir kul olan şahsa karşı nankörlük etmekten çekinip haya duyarsa bizlere hiç kimsenin veremeyeceği lutufları, nimetleri ihsan eden Allah’a karşı nankörlük etmenin karşılığı bilmem ki ne olmalıdır?



RİYA

Riya; dünyevi çıkarlar elde etmek maksadıyla, amellerini gösteriş için yapan,halk iyi adam desin diye dindar gibi görünen ya da ibadetlerini ve hayır işlerini gösteriş için yapanlardır. Allah için değil de halkın iltifatına nail olmak için yapanlara riyakar denir. Allah gizlediğinizi de, açıkladığınızı da bilir. (Nahl 19)

Riya, sevgisizliktir.

Riyanın bir anlamı da münafıklıktır. İki yüzlülüktür. Bunlar işine gelene iman eder, işine gelmeyene iman etmezler.Menfaatleri varsa sana yakın olurlar, menfaatları yoksa sana buuz ederler. Kendilerinden başka hiç kimseye önem vermezler. Kendi başarıları için, kendi menfaatleri için,başkalarının sırtına binip yükselmeyi mübah görürler. Bu gibi riyakar ve münafıkları tanımanın alametleri şunlardır :

1-Konuştuğu zaman yalan söylerler 2- Emanete önem vermezler 3- Söz verdiklerinde verdiği sözde durmazlar. Cenab-ı Resulullah: "İnsanın vücudunda bir et parçası vardır. O iyi ise bütün vücut iyidir, o kötü ise bütün vücut kötüdür. O et parçası kalp’ tir." diye buyuruyor.

Bazen istemesek de şahit oluyoruz. Adam eliyle, diliyle, bedeni ile her türlü gıybet ve çirkinliği yapıyor, sonra da onu ikaz edenlere: “Sen benim kalbime bak,benim kalbim temiz.” diye ukalalıkta bulunuyor. Halbuki dil, kalbin aynasıdır. Kalpte ne varsa dil onun tercümanıdır. Allah böyle kişiler için “Sümme amenu, sümme keferu” der. (Nisa,137) Bu gibilere güvenilmez, dert ve sır söylenilmez. Yapacağın her türlü hayır işlerinde bir bahane ile seni engellemeye çalışırlar. Bu gibi kişiler hakkında Kuran’ı kerim’de Maun suresini çok iyi okuyup, tefekkür etmemiz gerekir.



KİBİR

Kibir; kimseyi beğenmeyip,Hakk’ı kabul etmeyen, kendini başkasından üstün gören kimsenin halidir. Bunlara “mütekebbir” denilir ki , böyle kişiler İblis gibi Huzurullah'tan kovulur. Mütevazi olanı Allah yüceltir. Mütekebbir olanın yüzünü yere sürter.

Allah; meleklerine Adem için secde emrini verdiğinde, bütün melekler secde etmesine rağmen İblis kendisini Hz.Adem ile mukayese edip "Beni ateşten, O’nu topraktan yarattın" diye kibirlenip kendisini üstün gördü.İblisin bu edepsizliği kendisinin huzurdan kovulmasına sebep oldu. Sonra da beni sen azdırdın deyip Allah’a karşı ukalalık etti. Hz.Adem ise yasak ağacın meyvesinden yiyip cennetten çıkarıldığı zaman edebinden, hayasından ve nedametinden gözünün yaşı hiç kurumadı. 'Yarabbi ben nefsime zulmettim' diyerek devamlı Allah’a tövbe istiğfarda bulundu.

Allah indinde en üstününüz, O’ndan en çok korkanınızdır.(Hucurat 13)

Siz, Allah’ın ve O’nun Resulünün önüne geçmeyin. Ey iman edenler, Peygamberin yanında sesinizi fazla yükseltmeyin. (Hucurat, 1-2 )

Kibirli insan; aczini bilmeyen,kendini bilmeyen, herkesi küçük görendir. Bu sıfatları kendisinde var eden kişi, İblis’in dostudur.Allah gizlediğinizi de, açıkladığınızı da bilir. O büyüklük taslayanları sevmez. (Nahl, 23)



UCUB

Ucub; ameline güvenmek, yaptığı ibadetlerle kendini bir şey sanmak, kendini beğen mek, yaptığı hayırların kendisini mutlaka kurtaracağı inancında olmaktır. İbadet etmeyenleri hor görmek ve aşağılamaktır.

Ucub; kibirden daha kötü bir manevi hastalıktır.

İbadetlerinize riya ve ucub karıştırmayın ki amelleriniz boşa gitmesin. (Deylemi)

Bişri Hafi Hazretleri: "Hakk katında en güvendiğim amelim, O’nun Resulünü, Ehlibeytini ve ashabını sevmemdir." Diye buyurmuştur. Bizler, Hakk katında sevgimiz ve dostluğumuzda ki samimiyetimizle Rabbimizi ikna edebilirsek ne mutlu bizlere.

Rabbim bizleri riyadan, münafıklıktan ve ucuba düşmekten muhafaza eylesin. Rabbim bizleri kendi sevdikleri ile birlikte haşreylesin. Rabbim bizlere aşkını ve feyzini ihsan eylesin.

Rabbim bizleri Hz.Osman gibi edeb ve hayalı olanlardan eylesin. Rabbim bizleri ilmi ile amil, edebi ile mamur olanlardan eylesin. Rabbim bizleri korktuklarımızdan beri, umduklarımıza nail eylesin.

Rabbim yar ve yarenimiz olsun.



Enver EFE
05.08.2014 İstanbul







Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin kendisine fısıldadıklarını biliriz ve biz ona şah damarından daha yakınız.
(KAF - 16)
Unutmayalım ki her zaman güzelin daha da güzeli vardır.