halveti halveti

halveti halveti

halveti halveti
halveti halveti

halveti halveti

halveti halveti
halveti halveti halveti halveti halveti
28 Nisan 20159 Recep 1436
Ali Bektaş Yazar Ali Bektaş Ali Bektaş Sensin Ali Bektaş Kendi Gerçeğine Seyir Ali Bektaş Rağmen Ali Bektaş Aşkı Sübhan Ali Bektaş Sensin Ali Bektaş Derdimiz aşk olsun Ali Bektaş Selam olsun hidayete tabi olanlara Halveti Şeyh Mehmet Ali VAHDETİ Hz. Halveti Şeyh Abdulkadir Bilgili (SEBATİ) Hz. Halveti Şeyh İbrahim Gülmez (KANAATİ) Hz.

Ali Bektaş Yazar Ali Bektaş Ali Bektaş Sensin Ali Bektaş Kendi Gerçeğine Seyir Ali Bektaş Rağmen Ali Bektaş Aşkı Sübhan Ali Bektaş Sensin Ali Bektaş Derdimiz aşk olsun Ali Bektaş Selam olsun hidayete tabi olanlara Halveti Şeyh Mehmet Ali VAHDETİ Hz. Halveti Şeyh Abdulkadir Bilgili (SEBATİ) Hz. Halveti Şeyh İbrahim Gülmez (KANAATİ) Hz.






ABDEST


Abdest, Farsça ab (su) ve dest (el) kelimelerinin birleşmesiyle meydana gelir. "El suyu" manasındadır. Abdest; vücudun belli organlarını usulü çerçevesinde yıkamak ve mesh etmekten itibariyle maddi; günahlardan arındırıcı ve sevap kazandırıcı ibadet sayılması itibariyle de manevi bir temizliktir. Ayrıca namaz kılma, Kur'an-ı Kerim’i okuma, Kabe'yi tavaf etme gibi ibadetlerin ifası için ön şart hükmünde bir dini vecibedir.

(Ansiklopedik İslam Lugatı)

Abdest, her ne kadar beden ve azalarımızın temizliği olsa da, işin batınında yani hakikatinde kalbin ve ruhun temizliğidir. Abdest, kişinin hem maddi hem manevi huzurudur. Abdest, gönül rahatlığıdır. Abdestli olan kişi, abdestini unutmadıkça ibadetlerini gönül rahatlığı ile yapar. Abdestin nasıl alınacağı ve nasıl bozulduğu ilmihal kitaplarında yazılıdır. Biz işin maneviyat tarafını tefekkür edip hakikat olan abdesti anlamaya çalışıyoruz.

Namaza durmak Hakk'ın huzurunda olmaksa, Kur’an okumak Hak ile konuşmaksa, Kâbe’yi tavaf etmek Hakk'ın zatını seyretmekse ve bunların bir tamamı abdestsiz olmuyorsa abdestin mana ve önemini çok iyi anlamamız gerekir. Abdest, ibadetin rabıtasıdır. Abdestli olan kişi, her an Rabbini düşünen ve unutmayan kişidir. Abdest bizi kulluğa, bencillikten kurtarıp dostluğa, hamlıktan kurtarıp ahlak-ı Muhammediyye’ye hazırlar.

“… Demek ki bizler ancak Allah ile mutmain olmak üzere programlanmış ve hazırlanmışız. Biz ancak O'nun zikriyle, ancak O'nun dostluğuyla ve ancak O'nun muhataplığı ile mutmain olabilir, tatmin olabiliriz. İnsan o sevgi limanında, o gerçek dosta ulaştıktan sonra o dostun güzelliğini hem tadacak hem yaşayacak hem de paylaşacak. O zaman hayat Hakk'ın hayatı olacak. O zaman teslimiyet Cenab-ı Resulullah’ın temsiliyeti olacak. İnsan o zaman Resullah’ın varisliğini, insan o zaman Allah'ın halifeliğini yeryüzünde yaşamış olacak…” (Aşk-ı Sübhan, s.64)

Bu hallerin bir tamamına ulaşabilmek için, Hak katında kulluğumuzun muteber olabilmesi için, kainata sevgi ile bakabilmemiz için gönül abdestimizi Allah'ın istediği şekilde almamız gerekir.

Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerim’de " Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi ve başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz gusledin. Eğer hasta veya sefer halinde veya ayakyolundan gelmişseniz yahut kadınlara dokunmuşsanız ve su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin, yüzlerinize ve ellerinize ondan sürün. Allah, size güçlük vermeyi istemez, ama sizi tertemiz yapmak ve şükredesiniz diye üzerinize nimetini tamamlamak ister.” diye buyuruyor. (Maide, 6)

Buradan anlıyoruz ki, Allah'ın nimetlerinin bizim üzerimizden açığa çıkması için kulun daim abdestli olması gerekmektedir. Ehlullah, bizlere abdesti tavsiye ederken evden dışarıya abdestsiz adım atmayın, yeryüzünde abdestsiz dolaşmayın diye buyuruyor. “Abdest müminin silahıdır.” (H.Ş.) Her türlü kötülükten onunla korunursunuz. Eğer Hak vaki olur da ölürseniz şehit sayılırsınız diye abdestin önemini anlatıyor.

3 türlü abdest vardır: 1- Teyemmüm abdesti. 2- Normal abdest. 3- Gusül abdesti.

1- Teyemmüm Abdesti: Suyun bulunmadığı yerlerde ibadetlerimizin aksamaması için toprakla alınan bir abdesttir. Sadece bir vakit namaz için geçerli olup suyu gördüğümüz anda bozulur. Bu işin zahiri, yani görünen yönüdür. Bâtıni yönü ise; mademki abdest bizi kulluğa hazırlıyor, bize Rabbimizi hatırlatıyor. Ehil olmayan bir kişinin bize dini telkin etmesi gibidir. Ehil birini (hoca, imam, vs...) görünce bir öncekinin telkinleri geçersiz kalır.

2-Normal Abdest: Vücudumuzun bir bölümünü su ile yıkayarak ve mesh ederek alınan abdesttir. Bu abdest bozulmadığı takdirde bir kaç vakit namaz kılınabilir. Kuran okunabilir, her türlü ibadet yapılabilir. Bâtıni yönü ise hoca ve ya imamın Cehennem ateşinden korunmamız için bazı organlarımızı (el, dil, ayak gibi) kontrol altında tutmamız için bize söylediği vaaz ve tavsiyelerdir. Bu tür abdest anlayışı da bir Mürşid-i Kamil’i görünce bozulur. Çünkü Mürşid-i Kamil bedenimizin yarısına değil tamamına hatta gönül abdestini bize öğretip gönlümüzün temizlenmesi için bizim üzerimizde emek sarf eder.

3- Gusül Abdesti: Gusül abdesti, abdestlerin en güzelidir. Bu abdesti almak için mecburi haller vardır.

Seyyid Yahya-yi Şirvani Hz.leri “Şifa'ül Esrar” adlı eserinde gusülü şöyle tarif eder:

Gusül iki çeşittir: 1- Farz olan gusül, 2- Sünnet olan gusül.

Farz olan gusül, erkek ve kadınlara farz olarak bilinen şeylerdir. Geriye sünnet olan gusül kalır. O da iki bayramda, Cuma'da, husaf ve küsül (güneş ve ay tutulması) zamanında, ihram giyerken, Arafat için doğumdan ve ıskattan sonra, bir kâfirin Müslüman olmasından sonra, meyyitin guslü hacamattan sonra, baygınlıktan ayılınca ve Hac’da Kâbe’ye girmek için alınan gusüldür.

Evvela şeriat gereğince abdest alınmalı, ondan sonra gusül edilmeli. Sonra oradan gidip başka bir yerde ayaklarını yıkamalı ve elbisesini giymelidir. Şeriatta gusül böyle tamam olur.

Marifet ehli ise "Dört azanı, dört türlü suyla yıkamayınca hakikatte gusül tamam olmaz." diye buyurur. Nefsini dört su ile yıkamak; yüzünü hayâ suyu ile, dilini istiğfar suyu ile, bedenini hizmet ve iffet suyu ile, kalbini ise nedamet suyu ile yıkamandır. Ki dost ile karşılıklı ünsiyet ve musahabe için temiz ve salih olasın.” diye buyurur.

Bunlara ilave olarak kişinin seyahate gidiş ve dönüşünde, mürşidinin huzuruna girişinde dahi gusül abdesti alması gerekir. Şöyle ki; 1- Gerek şehirlerarası olsun gerekse kendi afakımızdan (bedenimizden) enfüsümüze (ruhumuza) olsun tefekkürle yapılan her yolculuğa seyahat denir. Rabıta ile yapılan bu seyahatte Rabbimizin bize lütfu, ihsanı ve keremi ile kendi gerçeğimizin ve kendi hakikatimizin arifi olmak, bu seyahatler esnasında bizlerden zuhura çıkan bütün güzelliklerin Rabbimizin lütfu olmasına rağmen gönlümüze doğan tecellilerin bizden açığa çıkması ve Cenab-ı Hakk'ın Rahman ve Rahim sıfatlarının mazharı olmamız itibarı ile tekrar kulluğa dönmek için gusül abdesti almamız şarttır.

2- Bizler, Mürşidimizin huzuruna girerken birer beşeri varlığız. Zaman zaman farkında olmadan enemiz adına ilahlık taslayabiliyoruz. Mürşidin huzuruna varınca bu halimizden sıyrılıp aczimizi anlayarak ve kulluk makamına dönebilmemiz için gusül abdesti almamız gerekir. Nitekim dualarımızda ‘uluhiyyetinden ubudiyyetine erenlerden eyle bizi’ diye dua ediyoruz.

3- Bu hal eşler arasındaki izdivaçta da böyledir. Cenab-ı Hakk’ın Hay esmasının tecellisine mazhar olduğumuz için, Rahman ve Rahim sıfatlarının birbirlerine olan muhabbetleri neticesinde yeni bir hayata başlamasına vesile oluruz. Hâlbuki tek yaratıcı Cenab-ı Hak'tır. Hakk'ın uluhiyyetinden ubudiyyetine yani kulluğumuza dönüp ibadetlerimize devam edebilmemiz için tekrar gusül abdesti almamız gerekir.

Kişi kendini bilmeyecek kadar sarhoşsa, yaptıklarının farkında değilse, kendi hareketlerini kontrol edemiyorsa, zaman mefhumunun (gündüz mü gece mi) farkında değilse, akli bilinci (belirli bir zaman için de olsa) yerinde yoksa bu haller sarhoşluk, delilik ve mecnunluk halidir. Ne yaptığını anlamaya başlarsa ve hareketlerini bilinçli olarak kontrol ederse Hakk'a tekrar kulluk edebilmesi için gusül abdesti alması gerekir.

“… En mukaddes ve en mükerrem olan varlık insanın kendisidir. En kutsanmış belde yine insandır. Bu zahiriyet âlemi içinde ne varsa kişinin kendi gerçeğine yol bulması içindir. Arz üzerinde tespit ettiğimiz, seyrettiğimiz bütün varlıklardan kendi hakikatimizi tespit edeceğiz. Kendi sonsuzluğumuza, kendi gerçeğimize yol bulmak için arz üzerinde var olan bütün mevcudiyetten istifade edeceğiz…” (Kendi gerçeğine seyir, s.31)

Değerli dostlar, zikrimiz, tefekkürümüz, hizmetimiz ve ibadetlerimiz bizi tahmin edemeyeceğimiz kadar alileştiriyorsa ve bunların bir tamamı abdestsiz olmuyorsa abdest anlayışımızı tekrar tekrar gözden geçirmeliyiz. Elimizi haramdan, dilimizi lüzumsuz sözlerden temizlemeliyiz. Bizlerde fani dünya sevgisinin kokusu dahi kalmamalıdır. Yüzümüzü nereye dönersek dönelim, Hakk'ın cemaline döndüğümüzü bilelim. Başımıza ne gelirse O'nun lütfu olduğunu bilelim. Kulağımız O'nun sesinden başka ses duymasın, ayaklarımız bizi Rabbimize götürsün.

Bedenimiz için su ile aldığımız abdest yine su ile bozulur, fakat gönlümüze aldırdığımız abdest iman abdestidir ki ancak kişi kendi imanından şüpheye düştüğü zaman bozulur. Böyle bir durumda tekrar tövbe istiğfar ile nedametle gönül abdesti tazelenir.

Değerli dostlar, ibadetlerimiz bizi başkalaştırmıyorsa, ibadetlerimiz bizi huşu ile rahatlatmıyorsa, ibadetlerimiz bize zevk vermiyorsa bizler hem zikrimizi hem abdestimizi hem de abdest aldığımız suyu tekrar gözden geçirelim.



Enver EFE
İstanbul, 18.11.2012





Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.
(NİSÂ - 136)  
Zahit, sevabıyla cennete giremezken arif günahıyla cennete girer.