halveti halveti



halveti halveti



halveti halveti



halveti halveti
halveti halveti



halveti halveti



halveti halveti



halveti halveti
halveti halveti halveti halveti halveti halveti
28 Nisan 20172 Şaban 1438
Ali Bektaş Yazar Ali Bektaş Ali Bektaş Sensin Ali Bektaş Kendi Gerçeğine Seyir Ali Bektaş Rağmen Ali Bektaş Aşkı Sübhan Ali Bektaş Sensin Ali Bektaş Derdimiz aşk olsun Ali Bektaş Selam olsun hidayete tabi olanlara Halveti Şeyh Mehmet Ali VAHDETİ Hz. Halveti Şeyh Abdulkadir Bilgili (SEBATİ) Hz. Halveti Şeyh İbrahim Gülmez (KANAATİ) Hz.







HZ. İMAM ZEYNEL ABİDİN


Zeynelâbidin Hazretleri, Hazret-i Hüseyin'in küçük oğludur. Ali Asgar adıyla da meşhurdur.

Dedesi Hazreti Ali'nin, Medine'deki şahadetinden iki sene önce 38'de (M. 658) dünyaya gelmiştir. On Hz. Zeynel Abidin seyyidler zincirinin dördüncüsünü teşkil etmektedir.

İmam-ı Mâlik, Ona Zeynelâbidin (kulların ziyneti) isminin verilmesine, ibadetine çok düşkün oluşunun sebep olduğunu söylemiştir. Annesinin ismi Sülâfe'dir. Şah-ı Zenân diye de söylenmiştir. Farsça’da kadınların sultanı mânâsına gelen Şah-ı Zenân, aslında anne tarafından İranlıdır. Annesi, Fars kralı Nûşirevan'ın oğlu Yezdicürd'ûn kızıdır.

Zeynelâbidin'in hayatı derin hüzün içinde geçmiştir. Zira on üç yaşında iken Kerbelâ vak'ası ve onu takibeden fitneler zuhûr etmiş, Kerbelâ'da aziz Pederi şehid edilirken çadırda hasta yatağından kalkamamış, belki de hayatta kalışının sebebi de yerinden kalkamayacak kadar tâkatsiz oluşu olmuştur.

Resûlüllah'ın nesli bütün seyyidlerde olduğu gibi Hazreti Zeynelâbidin'de de fetvanın üstünde bir takvâ hayatı görülmüş, eli altında yüz kadar fakiri beslediği halde bundan da kimsenin haberi bile olmamıştır. Onun "Kendi zamanında Zeynelâbidin'den daha âlimini görmedim! Şüphesiz ki bu ilim, sadece bilgiden ibaret değildir. Onların aldığı mânâda ilim, yaşanan şeydi. Hazret'in ilmi de yaşadığından başkası değildi. Yaşamadığını ilim saymıyordu."

Bundan dolayıdır ki, büyük âlim ve mutasavvıf İbn-i Müseyyeb: "Ben ömrümde ondan daha takvâ sahibi bir âlime rastlamadım" der.

Müsamaha ve affı, bizlere ibret dersi verecek derecede geniş ve şümullüydü. O günlerin fevkalâde rahatsız edici siyasi çekişmeleri yüzünden kendisinin aleyhinde bulunanlar, hattâ bu aleyhtarlığı normal sınırlan aşıracak kadar ileri götürenler de vardı. Bir gün böyle aleyhtarlardan bazı ağır sözler naklettiler kendisine. Söylenenleri dinledikten sonra, "Beni bu adamın yanına götürür müsünüz?" dedi. Alıp gıybetçinin yanına götürdüler. Hitabı şöyle oldu:

Eğer söylediğin hâller bende varsa Allah beni affetsin, günah işlemişim: Yoksa seni affetsin, çünkü iftirada bulunmuşsun! Bu hitaptan sonra kıpkırmızı kesilen adam, uzun zaman vicdan azabı duydu, elem ve keder içinde kaldı. İsnatlarının doğru olmadığına kendi de kanî oldu.

Bir gün mescide giderken yolunun üzerine çıkan biri, yine siyasi sebeplerden dolayı kendisine edeb dışı sözler sarf etmeye başladı, aslı astarı olmayan kusurlar sıraladı.

Hazret-i İmam, adama döndü ve şöyle dedi: "Dur, dur, zahmet çekme!.. Ben, senin bilmediğin kusurlarımı da biliyorum, senin sayamadıkların da var bende... Daha doğrusu, senin saydıkların benim bildiğimden azdır!.."

İmam başkaca hiçbir şey söylemeyip oradan uzaklaşırken adamın mırıldandığı duyuldu: "Vallahi sen gerçekten imamsın. Bu fazileti Resûlullah'ın torunlarından başkası gösteremez!"

Abdest aldığında başka bir âleme gitmiş gibi olur, değişik bir şahsiyete bürünürdü. Renginin sarardığını, dünyasının değiştiğini görenler sordular:

"Her abdestten sonra neden böyle değişiyorsun?" Şöyle cevap verdi:

"Huzuruna çıktığım Zâtı düşünmek, benim dünyamı değiştiriyor, tefekkür âlemimi kaplıyor. Bu âlemle alâkam, o yüzden kesiliyor, değişik ruh haline giriyorum."

 

Hazret-i İmam'ın ihlâs ve takvâsından söz eden Muhammed bin İshak der ki:

 

"Medine'de nice fakirler vardı ki kendilerine bakanın kim olduğunu bilmezlerdi. Hâlbuki onların sıkıntılarına çare bulmayı Zeynelâbidin yüklenmişti. Gece karanlığında muhtaçlara sırtında un çuvalı taşıdığı, cenazesi yıkanırken sırtındaki nasırlaşmalardan anlaşıldı." Elinde imkân bulunduğu takdirde asla esirgemez, mümin kardeşinin derdine mutlaka çare olurdu. Münavi, şahit olduğu bir vak'ayı şöyle, anlatır:

 

 

"Muhammed bin Usâme hastalanmıştı. Ziyaretine gelen Zeynelâbidin, on beş bin dirhem borcunu veremediğinden dolayı ağladığını görünce, onu şöyle teselli etti:


"Sakın üzülme! Seni âhirete kul borcuyla göndermem. O borçların hepsini de ben üzerime alıyorum. Bu andan itibaren hepsi de benim borcumdur. Ey cemaat, şahit olun! Muhammed bin Usâme'nin ne kadar borcu varsa ben vereceğim, benden isteyeceksiniz, Onun kimseye tek kuruş borcu kalmamıştır, bu andan itibaren!" Demek ki, ahirette kul borcuyla gitmek çok tehlikeli ve mahzurludur. İnsan böyle bir borçlanmaya girmemeli, girerse bu borçlardan onu kurtarmalı, huzur-u İlâhî'ye kul hakkı borcuyla göndermemeli... Bir gün hizmetçisini çağırmış, o da neden sonra gelebilmişti. Hazret-i İmam niçin geciktiğini sorunca hizmetçi, "Efendim, sizin af ve müsamahanızı bildiğimden acele etmek zarureti duymadım" demiş, Hazret-i İmam da buna; "Allah'ıma hamd olsun ki hizmetçim de benden emindir. Ben de emin insan olmak isterim. Herkes benden emin olmalı. Korku ve endişe duymamalı" diyerek şükretmiştir. Dördü kız, on dört evlâdı olan Zeynelâbidin, hicri 94'te Medine'de vefat ettiği sırada geride, müminlere örnek olacak zühd ve takvâyla geçen bir hayat bırakmıştı. Bâkî mezarlığında amcası Hazret-i Abbas'ın yanına gömülen Hazret-i Zeynelâbidin on iki imamın dördüncüsüdür. Beşinci imam ise oğlu Muhammed Bâkır'dır. Hazret-i İmam'ın değerli sözlerinden bazıları şöyledir:

"Hayret edilir o kimseye ki, hayatında zararı dokunacak yemeklerden kaçınır da, vefatında zararı dokunacak günahlardan kaçınmaz."


"Zengin adam, Allah'ın taksimine razı olan adamdır."


"Fakire verilen, daha onun eline geçmeden Allah'a ulaşır."


"Allah'tan ümit kesmek, günaha girmekten kötüdür. Allah'tan kork, fakat ümit kesme. Unutma ki Allah affederse kimse Ona niçin affettiğini soramaz."

Bir defasında oğluna:
Helâya gireceğim zaman giyebileceğim bir elbise istiyorum. Sineklerin kirli ayakları ile konup kirlettiği elbise ile dışarıda olmayayım, demişti. Oğlu bu isteğe şu karşılığı verdi:

Babacığım, Resûlüllah'ın böyle yaptığı vâki mi? Helâya girerken ayrı çıkınca ayrı elbise giymiş mi? Zeynelâbidin Hazretleri bu ikaz üzerine:

Resûlüllah'ta böyle bir hâl görülmedi, diyerek arzusundan vazgeçmiştir. Anlaşılıyor ki, Zeynelâbidin gibi İslâm büyükleri arzuları sünnete aykırı düşerse hemen terk ediyorlardı...

 

 



Derleyen
Ali BEKTAŞ
İstanbul, 17 Aralık 2016


SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.
(NİSÂ - 136)  


NAMAZ VAKİTLERİ