halveti halveti



halveti halveti



halveti halveti



halveti halveti
halveti halveti



halveti halveti



halveti halveti



halveti halveti
halveti halveti halveti halveti halveti halveti
28 Nisan 20172 Şaban 1438
Ali Bektaş Yazar Ali Bektaş Ali Bektaş Sensin Ali Bektaş Kendi Gerçeğine Seyir Ali Bektaş Rağmen Ali Bektaş Aşkı Sübhan Ali Bektaş Sensin Ali Bektaş Derdimiz aşk olsun Ali Bektaş Selam olsun hidayete tabi olanlara Halveti Şeyh Mehmet Ali VAHDETİ Hz. Halveti Şeyh Abdulkadir Bilgili (SEBATİ) Hz. Halveti Şeyh İbrahim Gülmez (KANAATİ) Hz.







HZ. İMAM MUHAMMED CEVAD (TAKİ)


On iki imamın dokuzuncusu, tanınmış büyük velilerden. Künyesi, Ebu Câfer, ismi Muhammed Cevâd bin Ali bin Musa-i Kâzım bin Câfer-i Sâdık bin Muhammed Bâkır bin Zeynelâbidîn bin Hüseyin bin Ali bin Ebu Tâlib'dir. Takî lakâbı ile meşhurdur. 810 (H. 195) tarihinde, Receb ayının onunda Medine'de doğdu. 835 (H.220) yılında Zilhicce ayının altısında Bağdat'ta vefat etti. Kabri, dedesi Musa-i Kâzım hazretlerinin kabrinin arkasındadır.

Muhammed Cevâd hazretleri, Resûlullah Efendimizin torunu olup, Hazret-i Ali ile hazret-i Fâtıma'nın (r.a.) evlatlarındandır. Hazret-i Hüseyin'in torunlarından olduğu için "Seyyid"dir. Muhammed Cevâd daha küçük yaşta, büyük ve derin bir âlim olmuştur. İmamlığı on altı sene iki ay on dört gündür. Halife Me'mûn, kızı Ümmü Fadl'ı Muhammed Cevâd ile evlendirmiş, Medine'ye göndermiştir. Her yıl halife Me'mûn, Muhammed Cevâd'a on bin dirhem gönderirdi. Ali Nakî ve Musa isminde iki oğlu, Fâtıma ve Emmâme isminde iki de kızı vardı. Muhammed Cevâd'ın menkıbeleri ve kerâmetleri çoktur.

Şöyle anlatılır: Bir gün halife Me'mûn ava çıkarken, çocukların oynadığı sokaktan geçti. O esnada, bütün çocuklar sokaktan kaçtı. Muhammed Cevâd da orada çocukların yanında duruyordu. Yalnız o olduğu yerden ayrılmadı. Bunun üzerine halife Me'mûn ona yaklaşarak: "Ey çocuk! Bütün çocuklar kaçtığı halde, sen neden kaçmadın?" diye sorunca, İmam-ı Takî: "Ey Emîr-ül-Müminin, yol dar değil ki kenara çekilip genişleteyim. Suçum yok ki senden korkup kaçayım. Senin suçsuz kişileri incitmeyeceğine inanıyorum." diye cevap verdi. Bu güzel yüzün ve tatlı sözlerin sshibi olan çocuk halifenin hoşuna gitti. Ona: "Sen kimin oğlusun?" diye sorunca, "İmam-ı Ali Rıza'nın oğluyum." cevabını verdi. Halife, İmam-ı Ali Rıza'yı rahmetle andı. Muhammed Cevâd o sırada dokuz yaşındaydı.

Halife, bir müddet gittikten sonra, av kuşu olan doğanı bir gölün yanında serbest bıraktı. Doğan bir süre sonra, pençesinde yarı canlı bir balıkla geri döndü. Halife bu duruma şaşırdı. Av dönüşü, yine aynı yoldan döndüler. İmam-ı Takî'nin bulunduğu yere gelen halife: "Ey Muhammed! Benim av kuşumun bugün ne avladığını biliyor musun?" diye sordu. İmam-ı Takî, "Evet, ey halife, Allahü Teâlâ suda küçük bir balık yarattı, halifenin av kuşu da bunu avladı ki Resûlullah'ın sülâlesinin kerâmetleri meydana çıksın." diye cevap verdi. Me'mûn hayret içinde Muhammed Cevâd'ın yüzüne baktı ve: "Sen gerçekten İmam-ı Ali Rıza'nın oğlusun." dedi. Henüz çocuk yaştaki Takî'ye ihsân ve ikrâmda bulunarak, yanına aldı.

Daha sonra Me'mûn, kızı Ümmü Fadl'ı Muhammed Cevâd'a nikâh etti ve onları Medine'ye gönderdi. Muhammed Cevâd ve hanımı, akşam vakti Kûfe'ye vardılar. Muhammed Cevâd bir mescide girdi. Caminin avlusunda bulunan ve meyve vermemiş olan bir sidre ağacının dibinde abdest aldı. Namaz kıldıktan sonra ağacın yanına geldiler. Ağaç taze meyve vermişti. Meyve çok tatlı ve çekirdeği yoktu. Cami cemaati o meyvelerden bereketlenmek için yediler.

Ümmü Fadl, bir gün babası halife Me'mûn'a bir mektup yazarak, İmam-ıTakî'nin kendisinin üzerine başka bir hanım almak istediğini şikâyet etti. Halife Me'mûn cevap yazarak: "Seni İmam-ı Takî'ye verirken, Cenâb-ı Hakk'ın ona helâl ettiğini haram etmedim. Bundan sonra bana bu konuda şikâyet mektubu yazma." dedi.

Bir zât anlatır: "Bir gün arkadaşımla sefere çıkmak için İmam-ıTakî Hazretlerine veda etmeye gittik. İmam-ıTakî bize yarın gitmemizi buyurdu. Arkadaşım benim eşyalarım gitti, diyerek yola çıktı. Gece konakladığı yere sel geldi. Onu alıp götürdü." Başka bir zât ise şöyle anlatır: Bir gün İmam-ı Takî'nin huzuruna vardım. Falan sâliha Hanım size dua ediyor, kendisine kefen yapılması için bir elbisenizi istiyor, dedim. Bana; "O sâliha hanımın, elbiseye ihtiyacı kalmamıştır." buyurdu. Ben bu sözün mânâsını anlayamamıştım. Daha sonra duydum ki, o sâliha hanım vefat edeli on üç veya on dört gün olmuş."

İmâm-ı Takî, halife Me'mûn vefat edince: "Bizim kurtuluşumuz otuz ay sonradır." buyurdu. Halife Me'mûn'un vefatından otuz ay sonra zevcesinin amcası Halife Mu'tasım ile görüşmek için Bağdat'a gittiği sırada vefat etti.

İmâm-ı Takî Hazretleri buyurdu ki:


"Zulüm yapan, zâlime yardım eden ve bu zulme râzı olan, bu zulme ortaktır. Zâlimin adâletle geçen günü, kendisine, mazlumun zulüm gördüğü günden daha ağır gelir."

"Câhiller çoğaldığı için, âlimler garib oldu."

"İhtiyaç sahiplerine iyilik ve yardım yapanlar bu iyiliğe ihtiyaç sahiplerinden daha çok muhtaçtırlar. Çünkü iyilikleri sebebiyle sevaba ve övgüye kavuşurlar. Her kim iyilik yaparsa başta kendine iyilik yapmış olur."

"Kim Allah ü Teâlâ’ya güvenir ve sığınırsa, insanlar kendisine muhtaÇ olur. Allah ü Teâlâ’dan korkup, haramlardan sakınan kimseyi Allahü Teâlâ insanlara sevdirir."

"Dilde güzellik, tatlılık ve akılda olgunluk olmalıdır."

"İffetli olmak fakirliğin, şükür belânın, tevazuu üstünlüğün, fesâhat sözün, hıfz rivâyetin, tevazuu ilmin, edep ve mâlâyânîyi terk etmek verânın, güler yüzlülük de kanâatin zîneti, süsüdür."

"İnsanın şerefi ve mertliği kimseyi hoşlanmadığı bir şeyle karşılamaması; ahlâkının güzelliği başkasına eziyet veren şeyi terk etmesi; cömertliği, üzerinde hakkı olan kimselere iyilik etmesi, insaflı olması; hak ortaya çıktığı zaman hakkı kabul etmesidir."

"Üç şey vardır ki, kimde bulunursa Allah ü Teâlâ ondan râzı olur. Çok istiğfâr etmek, yumuşaklık ve sadâkat çokluğu."

"Üç şey kimde bulunursa, pişman olmaz. Bunlar acele etmemek, meşveret ve tevekküldür."

"Eğer cahiller susup, konuşmasalardı, insanlar arasında ihtilâf olmazdı."

"Kim arkadaşına kimsenin olmadığı yerde yalnız başına nasihat ederse, onu süslemiş olur. Kim de arkadaşına alenî, halk arasında nasihat ederse, onu lekelemiş olur."

"İnsanın günahlarla mânen ölmesi, gerçekten ölmesinden daha büyük bir ölümdür. Hayatının bereketli kısa bir hayat olması bereketsiz uzun hayattan daha hayırlıdır."

"Kim Allahü Teâlâ’ya bağlanıp, tevekkül ederse, Allah ü Teâlâ onu her türlü kötülükten ve düşmandan korur."

"Dindarlık şeref, ilim hazine, çok konuşmamak nur, aynı zamanda zühdün ve verânın en yükseğidir."

"Dini bid'attan daha çok yıkan ve insanı tamahkârlıktan daha çok bozan bir şey yoktur."

İmam-ı Takî hazretlerinin rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sallallahü aleyhi ve selem) buyurdular ki: "İstihare eden kaybetmedi, istişare eden pişman olmadı."

BENİ TAKİP ET


Ebû Hâlid adında bir zât şöyle anlatır: Irak'tayken, Şam'da bir kişinin Peygamberlik davası ettiği için zincirlere bağlanarak hapse atıldığını duydum. Delice konuşuyor ve acayib bir hikâye anlatıyor dediler. Merak ederek, o tutuklunun yanına gittim. Aklı yerinde idi. Başına gelenleri şöyle anlattı: Ben Şam'da Hazret-i Hüseyin'in başının bulunduğu söylenilen camide devamlı ibadet ederdim. Bir gece ibadet ederken, aniden mübarek yüzlü bir şahıs karşıma çıktı. Bana: "Kalk beni takip et." dedi. Az bir süre yürüdükten sonra kendimi Kûfe camiinde gördüm. Bana "Bu camiyi tanıyor musun?" diye sorunca, "Evet, Kûfe camisidir." dedim. Doğrudur dedikten sonra iki rekât namaz kıldık. Sonra o zât çıktı. Ben onu takip ettim. Kısa süre sonra kendimi Peygamber Efendimizin Medine'deki mescidinde buldum. Peygamber Efendimize selam verdikten sonra, orada da iki rekât namaz kıldık. Sonra o zât çıktı. Ben onu takip ettim. Kısa bir süre sonra kendimi Kâbe'nin yanında gördüm. Kâbe'yi tavaf ettikten sonra o zât yine bana; "Beni takip et" dedi. Bir müddet sonra o zât kayboldu. Baktım ki Şam'daki camideyim. Bu hâle hayret ettim. Bir sene bunun tesirinden kurtulamadım. Bir sene sonra yine aynı gece, o zâtı mescidde yanımda gördüm. Bir sene önce yaptığımız gibi yaptık. Benden ayrılacağı sırada kendisine: "Sana bu kuvvet ve kudreti veren Rabbin hakkı için siz kimsiniz?" diye sorduğumda: "Ben Muhammed Cevâd bin Ali Rızâ bin Musa Kâzım bin Cafer Sâdık'ım!" dedi ve ayrıldı. Sonra ben bu durumu anlattım. Şam'ın valisi olan Muhammed bin Abdülmelik duymuş, beni çağırdı. Bana bu hadiseyi sordu. Ben de başından sonuna kadar anlattım. Sen deli olmuşsun diye beni buraya, ellerimi ve ayaklarımı bağlayarak hapsetti.

Ben bu anlattığı durumu valiye bir mektup ile bildirdim. Mektubun arkasına vali şunu yazmıştı: "Bir gecede o şahsı, Şam'dan Kûfe'ye, Kûfe'den Medine'ye, Medine'den Mekke'ye ve oradan Şam'a götüren kimse, onu bizim zindandan kurtarsın." Ben bunu okuyunca çok üzüldüm. Durumu o zâta bildirmek için hapishaneye gittiğimde, valinin adamları ve bekçiler telâş içindeydiler. Sebebini sordum. Bana: "Zincirlerle bağlı olan deli, bu gece hapishanenin hiçbir kapısı açılmadan, hiçbir duvarı delinmeden kaçmış gitmiş. Kimin tarafından kurtarıldığı da bilinmiyor." dediler. Bunu duyunca Allah ü Teâlâ’ya hamd ü senalar ettim. Ve onu oradan, Muhammed Cevâd'ın kurtardığına inandım."


1) El-A'lâm; c.6, s.271
2) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; (49. Baskı) s.1117
3) Nûr-ül-Ebsâr; s.160
4) Vefeyât-ül-A'yân; c.4, s.175
5) Eshâb-ı Kirâm; (6. Baskı) s.362
6) Şezerât-üz-Zeheb; c.2, s.48
7) RehberAnsiklopedisi; c.12, s.290, c.13, s.211
8) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; c.3, s.281



Derleyen
Ali BEKTAŞ
İstanbul, 01 Ocak 2012


SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.
(NİSÂ - 136)  


NAMAZ VAKİTLERİ