halveti halveti



halveti halveti



halveti halveti



halveti halveti
halveti halveti



halveti halveti



halveti halveti



halveti halveti
halveti halveti halveti halveti halveti halveti
28 Haziran 20174 Sevval 1438
Ali Bektaş Yazar Ali Bektaş Ali Bektaş Sensin Ali Bektaş Kendi Gerçeğine Seyir Ali Bektaş Rağmen Ali Bektaş Aşkı Sübhan Ali Bektaş Sensin Ali Bektaş Derdimiz aşk olsun Ali Bektaş Selam olsun hidayete tabi olanlara Halveti Şeyh Mehmet Ali VAHDETİ Hz. Halveti Şeyh Abdulkadir Bilgili (SEBATİ) Hz. Halveti Şeyh İbrahim Gülmez (KANAATİ) Hz.







HZ. İMAM HASAN (MÜCTEBA)


Hz. İmam Hasan, Hz. Ali ile Hz.Fâtıma’tüz Zehra’nın evliliklerinden dünyaya gelen ilk oğullarıdır. Hz. Muhammed’in sevgili torunu olan Hz. İmam Hasan, Hicret’in 3.yılı Ramazan ayının 15. gününde Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmişlerdir.

Hz. İmam Hasan’ın, 5 kız 11 erkek olmak üzere, 16 evlâtları olmuştur. Hz. İmam Hasan’ın künyeleri; “Ebu Muhammed”, lâkapları “Müctebâ”, “Zeki”, “Sıbt”tır; en meşhur lâkapları ise “Seçilmiş” anlamına gelen “Müctebâ”dır.

Hz. Muhammed, sevgili torunları Hz. İmam Hasan ve Hz. İmam Hüseyin’i pek çok severler ve onlar hakkında; “Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir, ulularıdır”, “Onlar dünyada benim iki demet çiçeğimdir” der ve onlara; “Oğullarım” diye hitap ederlerdi.

Hz. Peygamber; Hz. İmam Hasan ve Hz. İmam Hüseyin hakkında; “Allah’ım” buyurmuşlar; “Ben bu ikisini severim, sen de bunları ve bunları sevenleri sev; bunlar benim ve kızımın oğullarıdır.”

Yine bir hadis-i şeriflerinde de şöyle buyurmuşlardı:

“Onları seven beni sever, beni seven ise Allah’ı sever; Allah’ı seveni Allah cennete koyar; onlara buğzeden bana buğzeder; bana buğzeden Allah’a buğzeder; kendisine buğzedeni ise Allah cehenneme atar.”

Hz. İmam Hasan, göğüslerinden başlarına dek, Hz. Resul-ü Ekrem’e benzerlerdi. Bilhassa yüzleri Cenâb-ı Peygamber’e çok benzerdi. Hz. İmam Hasan, ahlâk bakımından insanlara bir örnekti ve cömertliği de çok fazlaydı. Hz. Muhammed’in bir hadislerinde, Hz. İmam Hasan hakkında: “Bu benim oğlum seyyid’dir. Allah, onun vasıtasıyla Müslümanlardan iki büyük bölüğün arasını uzlaştıracaktır” buyurdukları da zikredilmektedir.

Hz. Ali, Hakk’a kavuştuktan sonra Hz. İmam Hasan, kendilerini gasledip kefenlemişler, namazını kılmışlar, aynı gece sabaha karşı şimdiki türbelerinin bulunduğu yere, Necef (Irak) şehrine yerleştirmişlerdir.

Hz. İmam Hasan, babaları Hz. Ali’yi türbelerine yerleştirdikten sonra zengin, fakir bütün halkı topladı. Taziye şartları yerine getirildikten sonra, Ramazan ayının 21. günü Küfe mescidinde halka buyurdu ki; “Bu gece, öyle bir zât vefat etti ki; Resûlullah’tan başka, ne evvel gelenler içinde onun derecesini aşan vardır; ne sonra gelecekler arasında bulunur. O, Resûlullah’ın mahiyetinde savaşır, canıyla onu korurdu. Cebrail sağında giderdi onun, Mikail solunda. Allah’ın izniyle, gittiği yeri fethetmeden dönmezdi. Meryemoğlu İsa’nın göğe ağdığı, Musa’nın vasîsî Yûşâ’ın vefat ettiği, Muhammed’e Kur’ân’ın indiği gece vefat etti. Altın ve gümüş olarak ancak yedi yüz dirhem bıraktı.”

Söz buraya gelince Hz. İmam Hasan dayanamayıp ağlamaya başladı; halk da ona uydu. Sonra buyurdu ki; “Ey insanlar, beni bilen bilir, bilmeyen bilsin ki benim Ali’nin oğlu Hasan. Benim insanlara müjde verenin, benim insanları korkutanın, benim Muhammed’in oğlu. Benim Allah izniyle insanları Allah’a çağıranın oğlu. Benim o Ehl-i Beytten ki; Allah, her türlü kötülüğü giderdi onlardan; tertemiz etti onları. Benim o «Ehl-i Beyt»ten ki; Cebrail, evimize inerdi bizim; evimizden ağardı göğe. Benim o «Ehl-i Beyt»ten ki; onları sevmeyi her Müslüman'a farz etmiş ve Allah buyurmuştur ki; «De ki; Risâletimin (Peygamberliğimin) tebliği hususunda, akrabamı (Ehl-i Beyt’imi) sevmenizden başka hiçbir ücret istemiyorum. Her kim iyilik kazanmışsa onun mükâfatını arttırırız..»” (Şûrâ 23) ayeti kerimesini okuduktan sonra; “Yapılan güzel ve iyi iş, bizi «Ehl-i Beyt’i» sevmektir.”

Hz. İmam Hasan vaazdan sonra buyurdular ki;

“Peygamberlik tahtının sultanlık vârisi, velilik mülkü hâkiminin yerine geçen benim ki, atam sizi dinine davet etti. Babam da size hidayet saadetini eriştirdi. Bende şimdi sizi onların yoluna davet etmekteyim. Ve gerçek biliniz ki; bana uymak onlara uymaktır, bana karşı koymak onlara karşı koymaktır.”

Söz buraya gelince Abbas oğlu Abdullah ayağa kalktı:


“Ey insanlar” dedi; “Bu şehzade, Allah’ın Resulü’nün oğludur. Bizden, imametine razı olduğunuzun sözünü ve bey’atı kabul ettiğinizin gösterilmesini istiyor. Ne dersiniz?”

Orada bulunanların hepsi bağrıştılar:

“Canla, başla kabul ediyoruz” dediler ve Hz. İmam Hasan’a bey’at ettiler.

Hz.İmâm Hasan’a, kısa zamanda otuz bin mücahit biat etti. Bunları duyan Şam Hâkimi muaviye, sarsıldı. Altmış bin kişilik bir askerle Irak’ı haptetmek için yürüdü. Hz.İmam Hasan’da kırk bin mücahidi ile onu karşılamak üzere Kûfe şehrinden dışarı çıktı. Hz.İmam Hasan, çok vakitte şöyle düşünürdü:

“Ben kendi isteğimle düşmanlığı ortaya koymam. Ve kimse ile dünya saltanatı için kavga etmem.”

Şam’da vali olarak bulunan muâviye ise Basra ve Kûfe’ye birer adam göndermiş, halkı Hz.İmâm Hasan’ın aleyhinde kışkırtmaya başlamıştı. Sonra bu adamlar tutulup öldürüldüler.

Hz. İmam Hasan’ın ordusunda, kendilerine ve “Ehl-i Beyt’e” candan bağlı olanlar pek azdı. Bu topluluğun içerisinde olanlardan; kimisi dünyalık elde etmek için uğraşmadaydı; kimisi şüphe içindeydi, kime kul olacağını bilemiyordu; kimisi yel ne yandan eserse, öte yana eğiliyordu; kimisi de Haricilerin inançlarına kapılmıştı. Çünkü İslâm’ın düştüğü ayrılık, aykırılık, görüşlerin birbirine zıt oluşu, vahdetin kalmayışı, paranın ve servetin hâkimiyeti iman kudretini zayıflatmıştı.

muaviye ise bu ortamda; Hz. İmam Hasan’ın taraftarları arasına nifak sokmak için bir an bile boş durmuyor ve devamlı adamlar göndererek; bu ayrılığı, bu aykırılığı; re’yle, kıyasla daha da derinleştiriyor, daha da genişletiyor ve daha da körüklüyordu. muaviye’nin gönderdiği bu adamlar; vaatle, parayla, tehditle adam avlıyorlar ve belli başlı kişileri Hz. İmam Hasan’dan ayırmaya çalışıyorlardı.

Bu yaşanılan olaylardan sonra Hz. İmam Hasan:

“Ey Iraklılar! Bize yaptıklarınızdan dolayı Allah’tan korkun; biz, sizin hem emiriniziz, hem konuğunuz. Hakkımızda, Allah’ın «Ey “Ehl-i Beyt”, Allah sizden günahı, her türlü fenalıkları ve kötülükleri giderip sizi kemâl üzre tertemiz tathir etmek ve pâk kılmak murad eder.» (Ahzâb 33.âyet) âyet-i kerîmesinde buyurduğu; «Ehl-i Beyt» biziz.” dediğinde mescidde ağlamadık kimse kalmamıştı; fakat ne çâre ki gözyaşı, düşmanı ne mağlup ediyor, ne de yok ediyordu.

Şam Vâlisi muaviye, bu ortamda Hz.İmam Hasan’a uzlaşma teklifinde bulunmuştu. Hz.İmam Hasan’da bunun üzerine adamlarına şöyle hitâb etmişlerdi:

“Biz Şamlılarla, bir şüphe üzerine savaşmadığımız gibi, savaştığımızdan dolayı da bir nedâmet duymamaktayız. Onlarla, esenlikle, sabırla savaştık. Ama şimdi esenlik, düşmanlığa dönüştü; sabır ise telâşa, kargaşaya. Siz Sıffıyn’e giderken dininiz, dünyanızın önündeydi; (Dininize uymuştunuz, dünyanızı ardınıza atmıştınız.) bugün ise öyle bir hâldesiniz ki; dünyanız, dininizin önünde. Duyun, bilin ki; size karşı biz, evvelce nasılsak yine öyleyiz; ama siz, bize karşı eskisi gibi değilsiniz. Duyun, bilin ki; siz, öldürülenlerden iki bölüğün ortasındasınız; Sıffiyn’de öldürülenlere ağlıyorsunuz. Nehrevan’da öldürülenlerin öclerini almak istiyorsunuz. Kalan yenilgiye uğramış, yapa-yalnız, hor-hakir; ağlayan, öc alma sevdasında. muaviye, bizi öyle bir işe çağırıyor ki; onda ne bir yücelme var, ne bir adâlet. Ölümü göze alıyorsanız, teklifini reddedelim; yaşamayı istiyorsanız, kabul edelim; hangisine râzıysanız bildirin.”

Hz.İmam Hasan’ın bu hitabesinden sonra, karşısındaki topluluk her yandan bağrışarak; “yaşamayı, uzlaşmayı” istediklerini bildirdiler. Hz.İmam Hasan, bunun üzerine; “Vallâhi” buyurmuşlardı; “Ben bu işi, muaviye’ye teslim etmezdim; fakat yardımcı bulamadım. Yardımcı bulsaydım, gecemde de onunla savaşırdım, gündüzümde de; sonunda ise Allah, benimle onun arasında hükmederdi.”

Yaşanılan bu olaylardan sonra Hz.İmam Hasan, Kûfe halkından vefa görmeyerek; “Barış, her şeyden hayırlıdır” diyerek, Şam valisi muaviye tarafından, kendisine teklif edilen uzlaşma şartlarını kabul etmiş ve muaviye ile bazı şartlarla antlaşma yapmak zorunda kalmıştı.

Hz.İmam Hasan ile Şam valisi muaviye arasında Hicretin 41.yılında yapılan antlaşma şartları şunlardı:

 

1. Halkın; Allah’ın kitabına, Resûl’ünün sünnetine uygun olarak idare edilmesi.
2. Hz.Ali’den olanlara, hiçbir sûretle kötülükte bulunulmaması.
3. Hz.Ali’ye kötü söz söylenmemesi.
4. Hak sâhiplerine, Cemel ve Sıffiyn savaşlarında şehit olanların evlâtlarına, haraç mallarından pay verilmesi.
5. muaviye’nin, kendisinden sonra, yerine birisini halife yapmaması.


muaviye, uzlaşma yazılıp taraflar ve tanıklar imzaladıktan sonra Nuhayle’ye gitti; orada okuduğu hutbede; “Ben” dedi, “Hasan ile bazı şartlara uyacağımı vaad ederek uzlaştım; ama o şartların hepsi de ayağımın altında; onların hiçbirini yerine getirmeyeceğim” dedi. Ve dediğini de yaptı. muaviye uzlaşma şartlarının hiçbirisine riâyet etmedi. Daha Kûfe’deyken okuduğu hutbede; “Yapı yapıldıktan sonra iskele nasıl yıkılırsa, bende barış şartlarını yıktım” dedi.

muâviye, mescidlerde bile Hz.Ali’ye kötü sözler söyletti. Hatta Medine’de, Mescid-i Nebevî’de (Hz.Peygamber’in mescidinde), ashâbın itirazlarına ve mü’minler anası Ümmü Seleme’nin bizzât meclise gelip; muaviye’nin yüzüne karşı; “Hz.Ali’ye sövenin, Hz.Resûl-ü Ekrem’e sövmüş olacağına, Hz.Resûl-ü Ekrem’e sövenin ise, Allah’a sövmüş bulunacağına” dâir hadîs-i şerifi söylemelerine rağmen, inadında ısrâr etti. Bu kötü âdet de, Emevilerin hüküm sürmüş olduğu 80 yıl boyunca devam etmiş ve Emevilerden Ömer bin Abdül’aziz’in hükümdarlığında son bulmuştur.

Hz.İmam Hasan, muaviye ile barış yaptıktan sonra “Ehl-i Beyt’i” ile Medine’ye geri döndüğü zaman, düşmanlık yapanlar fitnenin tahrik edileceği zannına düşerek, Hz.İmam’ın ortadan kaldırılması için bazı fesâdçıları kışkırttılar ve Hz.İmam’ın Basra’da olan yakınlarından otuz sekiz mü’mini, bir bahane ile öldürtüp türlü suçlar işlediler. Sonunda muaviye, Mervan aracılığı ile Hz.İmam Hasan’ın zevcesi olan Câde’ye bir haber göndererek, Hz.İmam’ı zehirleyip şehit ettiği takdirde, kendisini oğlu yezid’e alacağını ve bin dirhem para vereceğini vaat etti.

Vefasız Câde; bu sözler üzerine Hz.İmam Hasan’a kastetmek için, mervan tarafından gönderilen zehirli balı karıştırarak, o gün Hz.İmam’a sundu. Hz.İmam o zehirli balı yedikten sonra rahatsızlandı ve Hz.Resûlullah’ın türbesine gidip duâ ederek şifâ buldu. Câde, sonra yine bir fırsatını bulup Hz.İmam’a, bu defa da zehirli hurmalar sundu. Hz.İmam Hasan, hiçbir şey düşünmeyip zehirli hurmalardan yemiş ve yine mizâcı bozulmuştu.


Bunun üzerine Hz.İmam Hasan, Câde’ye sordu:

“Ey Câde, bu hurmayla halim değişti. Sebebi ne acaba?”

Câde, türlü özürler dileyerek Hz. İmam’ın şüphesini giderdi. Hz. İmam Hasan, dertlilere şifahane olan Hz. Resûlullah’ın türbesine giderek tekrar şifa buldu. Cade, en sonunda yine bir fırsatını bularak, Sefer ayının 28. Cuma gecesi Hz. İmam Hasan’ın kaldığı eve gizlice giderek; Hz. İmam’ın, su içtiği testinin içine zehirli elmas zerrelerini dökerek su ile karıştırdı. Ve yine evine gizlice geri döndü.

Hz. İmam Hasan, bu testiden içtiği su ile zehirlenip, Hicret’in 49. yılı (Milâdi 669) Safer ayının 28. günü gecesi Medine’de Hakk’a kavuşmuştur. Hz. İmam Hasan, Hakk’a kavuştuklarında 47 yaşlarında idi.

Hz. İmam Hasan Hakk’a kavuşmadan önce, Hz. İmam Hüseyin, kendilerine bu işi kimin yaptığını sormuşlardı. Hz. İmam Hasan:


“Ey sevgili kardeşim. Benim bildiğimi sende bilirsin; fakat onu Allah’a havale ettim” buyurup bir şey söylememişler ve çocukları ile ashabına ibadetten geri kalmamalarını vasiyet etmişlerdir.

Hz. İmam Hasan daha sonra kardeşi Hz. İmam Hüseyin’e vasiyet ederek; imamlık emanetlerini teslim etti ve “Ataları Hz. Resûlullah’ın yanına defnedilmelerini, fakat buna engel olanlar bulunursa, savaşa, kan dökülmesine girişilmemesini, Baki mezarlığına götürülmelerini” buyurmuşlardır.

Hz. İmam Hasan’dan sonra imamet, kardeşi Hz. İmam Hüseyin’e intikal etmiştir.

En doğrusunu Allah bilir.

Vecizelerinin Bir Kısmı

Barış her şeyden hayırlıdır.

Ben kendi isteğimle düşmanlığı ortaya koymam ve kimse ile dünya saltanatı için kavga etmem.

Bizler, hikmet hazinesinin muhafızları ve velilik meydanının şahsuvarlarıyız. Bizce bilinenler sizce bilinmez. Ve bizim idrak ettiğimiz sırlar, sizin idrakınızdan uzaktır.

Ey şeriat hükümlerinin eşiğinde oturanlar, ey ibadet ve gönül temizliği meydanında hazır bulunanlar: Hz. Mustafa’nın o din müjdecisinin oğluyum ben. Allah korkusunu ümmete bildiren Muhammed’in oğlu benim. Peygamberlik tahtının sultanlık varisi, velilik mülkü hâkiminin yerine geçen benim ki, atam sizi dinine davet etti. Babam da size hidayet saadetini eriştirdi. Ben de sizi şimdi onların yoluna davet etmekteyim ve gerçek biliniz ki, bana uymak onlara uymaktır. Bana karşı koymak onlara karşı koymaktır.

 



Derleyen
Ali BEKTAŞ
İstanbul, 01 Ocak 2011


SON EKLENENLER
GÜNÜN AYETİ
Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır.
(İNŞİRÂH - 5 )


NAMAZ VAKİTLERİ