halveti halveti halveti halveti
24 Temmuz 201426 Ramazan 1435






HZ. İMAM CAFER-İ SADIK

‘‘Sen İslâmiyet’e çok hizmet ettin, çok büyük de gayret sahibisin ama bilmen lâzım gelen başka şeyler de var’’, dedi. Elini yüzüne sürerek gözlerini kapattı ve sonra tekrar açtı, nazar etti, ondan sonra İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri, koşarak evine gitti. Tahammül edemedi. İmamı Azam Hazretleri ömrünün son iki yılında böylece tasavvufa yönelmiş ve bu dönemi kastederek "iki yıl olmasaydı Nu'man helak olmuştu" dediği rivayet olunur.

Bunun yorumu olarak, mânâ ilimlerinde şöyle deniliyor: Câfer-i Sâdık Hazretleri, İmam-ı Âzam Hazretlerine nazar ederek zaman ve mekânı aşırdı. Yani zamanın öncesine ve sonrasına götürdü geldi. Medine'ye götürdü. Efendimizi vücut olarak seyrettirdi. Artık bunların karşısında bir ilimden bahsetmenin caiz olmayacağı hükmüne varan İmam-ı Âzam Hazretleri de bütün ilmî varlığını inkâr etti derler. Mânâ ilimlerinde böyle yorumlarlar. İmam-ı Âzam Hazretlerinin mezhebi elbette takdiri İlâhî itibariyle bâkîdir. Bu geçirdiği ruhî patlama, ruhî bir değişim beşerî sıfatlar içerisindeki mezhebini ilgilendiren bir hâdise değildir, bunun ötesinde bir hâdisedir.

İnsanların madde ilimlerinin dışında, hakikî ilimlerin, mânâ ilmi olduğunu ve bu ilmin de zaman ve mekânla kayıtlı bulunmadığını ifade eden bir hayat öyküsüdür, İmam-ı Âzam Hazretlerinin öyküsü...

İLMİN SÜR'ATLE İNTİKALİ

Câfer-i Sâdık Hazretlerin, bu hususiyeti, yani bu nazarında meydana gelen hususiyeti, ilim ışığı altında yetiştirdiği talebelerde de başka bir tecelli ederdi. Başka bir hocanın, başka bir öğretmenin altı ayda anlatacağı dersi yarım saatte anlatırdı. Ondan ders alan talebeler kendileriyle beraber derse başlayan bir kimsenin üç senede vardığı bir noktaya rahatlıkla iki günde gelirdi. Sür'ati müthiş bir şeydi. Madde ilimleri açısından bir özelliği bizzat kendi tanımıyla, Hz. Ali'den devralma sırrına sahipti. Hz. Ali’nin o müthiş ilmi, madde ilimlerinin tümünü ihtiva eden sırrı Câfer-i Sâdık Hazretlerinde aşikârlaşmıştı ki, bunun çok meşhur örneği de Horasan'lı Câbir'in İmam-ı Câfer'den aldığı derstir.

Horasanlı Câbir Medine'ye fıkıh tahsili için gelmişti. Annesi varını yoğunu, yirmi yıllık emeğiyle biriktirdiği parasını oğluna yol ve tahsil harçlığı olarak vermişti. Bu verdiği harçlığa karşılık da; "Aman oğlum, mutlaka bir şeyler öğrenerek gel de burada bir meslek sahibi ol" demiştir. İşte Horasanlı Câbir bu niyetle Medine'ye geldiği zaman gayet saf bir yürekle "Buranın en iyi hocası kim? demiş. Demişler ki; "Sen ne okuyacaksın da, en iyi hocayı soruyorsun? Sen bir köylü çocuğusun, sana okuma yazma için çok hoca bulunur." demişler. "Bana anam en iyi hocada oku gel dedi." demiş. Buranın en iyi hocası Câfer-i Sâdık ama ona talebe olabilmek için iki sene sıra beklemen lâzım demişler.. Onun üzerine yüreği çok yanıyor. Anamın bana verdiği para, benim mecâlim sırf sıra beklemekle geçecek. Ancak bu sırayı bekleyecek kadar bir tâkata sahibim diyor. Böyle bir konuşma sırasında Hz. Câfer'de oradan geçiyormuş:

— Sen ne istiyorsun, diyor.

— Efendim, ben Türkistan’dan geldim, burada ders almak istiyorum, öğrenmek istiyorum. İmam Cafer:

— Ne öğrenmek istiyorsun, diye soruyor.

— Efendim bizim oralarda köy hocasına çok ihtiyaç var, ben de fakir bir ailenin çocuğuyum. Beni bir köy hocası olarak yetiştirirseniz ailemin geçimi istikbali kurtulacak, diyor. İmam'da:

— Ben aradığın hocayım, Caferi Sadık'ım. Yarın sabah gel de derse başlayalım.. Horasanlı Câbir büyük bir neşeyle seviniyor, ertesi gün Câfer-i Sâdık'ın huzuruna gidiyor.

Hz. Câfer bir iki gün bunu oyalıyor, neler biliyor, bilmiyor diye. Hz. Câfer, sen namaz kılmasını biliyor musun diye soruyor?.. Evet, biliyorum diyor... Peki, namazda okuduğun dualar yetmiyor mu, imamet için? Cuma namazında bir şeyler okuyorlar... Onlar şart değil, sonra her camide Cuma namazı kılınmaz. Sende sadece vakit namazlarını kıldır, bu kadarı yeter sana, ne dersi istiyorsun?..

Sayfalar:
1 2 3 4





Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş, kendisine tarafımızdan bir ilim öğretmiştik. Mûsâ ona, “Sana öğretilen bilgilerden bana, doğruya iletici bir bilgi öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi.
(Bkz. Kehf, 65-66)
Biz, yalnız öğrenmeyi öğrenelim…