halveti halveti halveti halveti
25 Nisan 201425 Cemaziye'l-Ahir 1435






HZ. İMAM CAFER-İ SADIK

Hz. Hüseyin Efendimizin sevgili ve nazlı yavruları, Zeynel Abidin Hazretlerinin torunudur. Zeynel Âbidin'in oğlu Muhammed Bâkır, onun oğlu da Cafer-i Sâdık'tır. Bu sûretle, Efendimize kıyasen olunca beşinci torun olmuş olur ki, bu niteliği de çok özel bir şeydir.

Ayrıca Câfer-i Sâdık Hazretlerine intibak eden, Efendimizin bir emri vardır. Bu emri çeşitli tarzda başkalarına yakıştırmak isteyenler bile olmuştur. Efendimiz, 75 yıl sonra büyük bir ilim yıldızının geleceğini ifade etmiştir. Bu ifadenin hedefi tanımladığı zat Câfer-i Sâdık Hazretleridir. Ama tabiî Ehl-i Beyt'e ait bir zâtın böylesine yücelmiş olması, o zamanki Emevi telkinatı altında olan ilim çevrelerini, insanları çok rahatsız etmiş ve hatta bu ilim yıldızından kasıt İmam-ı Hanefi'dir denmiştir. Hâlbuki İmam-ı Hanefi Hazretlerinin hakikî mürşidi Câfer-i Sâdık Hazretlerinin kendisidir. Câfer-i Sâdık Hazretlerinin hususiyeti Medine'de yaşamış olmasıdır ve vaazlar söz konusudur. Özel olarak yetiştirdiği talebeler mânâ ilimlerini bütün detaylarıyla öğrenmişlerdir. Camideki vaazlarda da namazın, orucun daha doğrusu dinin gerçeğini öğrenmişlerdir. Ancak, Câfer-i Sâdık Hazretlerinin bulunduğu zaman, o kutsal toprakların içerisinde büyük bir siyasi kargaşa yaşanıyordu. Bir taraftan Emevilerin fesadıyla allak-bullak olmuş İslâm ilimleri, bir taraftan dağılmış İslâm ilimlerini toparlamaya çalışan birçok iyi niyetli Müslüman âlimleri, hâdiseleri çok farklı noktalara koymak durumunda kaldılar. Meselâ hadislerin toplanışı -Gerçi Cafer-i Sâdık Hazretlerinden biraz sonraya rastlar.- olsun, mezheplerin kuruluş sırasında mezheplerin tayin ettiği ölçüler olsun bir türlü istikrar bulamamıştır. Bugün mezhepler daha çok oturmuştur. Aşağı yukarı o mezhepler aynı çağda kurulduğu zaman bir türlü istikrar bulamamıştır. Yani o çağı yaşayan insanlar hangi mezhebe iltihak edeceği hususunda bir mezhep imamının herhangi bir hâdisede gösterdiği istikameti seçmek konusunda çok zorluklar çekmişlerdir. Durulup da bu çağa geldiği için, mezheplere karşı biz kolaylık içindeyiz. İşte bu, gerek mezhep imamlarının ortaya çıkıp İslamiyet’i kurmak için gösterdikleri çaba, gerekse hadislerin toplanışı sırasındaki bir takım tartışmalar, Câfer-i Sâdık Hazretlerinin yaşadığı çağdaki, işte aşağı yukarı hicri 80. veyahut 100'cü yıl arasındaki o çağda Câfer-i Sâdık Hazretlerinin ilminden bütün cemaat istifade edememiştir.

Bu siyasî kargaşada bir evlad-ı Resûl’e gidip, ona teslim olmakta korkanlar olmuştur. Kendilerinin siyasî istikbalinin söneceğinden korkanlar olmuştur. Böyle bir karışık dönemde teşrif etmiştir.

Câfer-i Sâdık Hazretleri hususiyet itibariyle, Zeynel Âbidin'e benzemesi dikkati çekmektedir. Zeynel Âbidin Hazretleri madde ilimlerinde ve özellikle tasavvufta nazar dediğimiz özel canlandırma metoduna sahip bir hikmet taşırdı ve bu yüzden de Zeynel Âbidin Hazretleri çoğu zaman peçe takardı. Yani yüzüne bakılması çok zor bir insandı ve aynı zamanda da hiç bir amaca yönelik olmasa dahi onun gözlerine bakmak çok büyük bir olaydı. Tesadüfen dahi bir insanın onun gözlerine bakıp, kendi içi dünyasındaki, yanlışlıklarla beraber doğrular da yıkılabilirdi. Zeynel Âbidin Hazretleri Kâbe'de saatlerce Kâbe’ye dalıp sekiz saat nazar ettiği, hatta geceleri bulunduğu hânenin damından, nazarına Kâbe’yi alıp sekiz saat nazar ettiği bilinmektedir. Bu nasıl bir ceryan alışverişidir, tahmin bile edemiyoruz. Onun için, Zeynel Âbidin Hazretlerinin bir sözü vardır. Biraz yalnız yaşamayı severdi. Bilhassa Mekke-Medine'ye geldikten sonra, Horasan'da ve Türk illerinde, genç yaşında pek çok talebe yetiştirdi. Mekke ve Medine'ye geldikten sonra yalnız yaşamayı severdi. O zamanda bu siyasilerin pek işine geliyordu.

Câfer-i Sâdık Hazretleri aynen Zeynel Âbidin Hazretlerine benzerdi ama genelde pek peçe takmazdı. Fakat nazarları tasavvur edilmeyecek kadar keskindi ve mânâyı açan kudrete sahipti. Bu nazarın sırrı bizzat bizim Hanefi mezhebinin imamı, İmam-ı Âzam'ın üzerinde tecellî etmiştir. İmam-ı Âzam Hazretleri, Câfer-i Sâdık Hazretlerinin sohbetlerine gitmezdi ama her gördüğü yerde büyük bir saygıyla selâm verir, hatırını sorardı. Yine bir gün ölmeden bir buçuk iki sene evvel, İmam-ı Âzam Hazretleri, yine böyle bir selâm verdi, hatır sordu, o sırada Cafer-i Sâdık Hazretleri:

Sayfalar:
1 2 3 4





(Önce) en yakın akrabanı uyar.
(ŞUARÂ - 214)
Bütün masivalardan arınmak, “ölmezden önce ölmek” Hak’ta ebed olmak; olağanüstü bir azim ve gayret ister.