halveti halveti halveti halveti
25 Ekim 20141 Muharrem 1436






HALVETİLİĞİN TARİHİ GELİŞİMİ


Halvetin tarihi konusunda, bir çok mutasavvıfın kabul ettiği olay, Hz. Peygamber'in, bi'setten önce Hıra Mağarası'ndaki ibadeti ve yaşantısıdır. Bilindiği gibi Hz. Peygamber, vahye hazırlanış devresinde tam bir halvet hali yaşamaktaydı.

Hz. Peygamber'in Hira'daki uygulamasını esas alarak, mutasavvıflar halveti, sünnet olarak kabul ederler. Aslında mutasavvıfları, halvet konusunda etkileyen ve fıkıh kitaplarında bir ibadet biçimi olarak ele alınmış bir diğer uygulama da, İtikaf meselesidir. "Mescit hükümünde özel bir mekanda ibadet niyeti ile bir müddet bulunmak" şeklinde tarif edilen itikaf, Hz. Peygamber'in Medine döneminde hayatının sonuna kadar yapmaya devam ettiği, sünnet-i müekkede kabul edilen bir uygulamadır.

İslam tasavvufundaki halvet ve uzlet, bir süluk metodu olup, zaman açısından sınırlıdır. Özellikle de, kırk gün olduğu için "çile" kelimesiyle karşılanmıştır. Hıristiyanlıktaki ruhbaniyete gelince, Allah'a ulaşmak için hayattan ve insanlardan tamamen kopmaktır. Bu nedenle İslam tasavvufundaki halvet anlayışının ruhbanlık anlayışı ile hiç bir alakası yoktur.

Halvet, bir tarikata ad olarak ortaya çıkmadan önce, diğer bir çok mutasavvıf tarafından uygulana gelmiştir. Bilindiği gibi İmam-ı Gazali, hakikati arama süreci sonunda tasavvufta karar kılmış ve içine düştüğü entellektüel krizden, halvetle kurtulmuştur. İmam-ı Gazali, yaklaşık on yıl insanlardan ayrı halvet hali yaşadığını ve o yalnızlıklar esnasında kendisine çok şeylerin malum olduğunu belirtir.

Yaklaşık aynı dönemde, Mevlana Celaleddin Rumi de, başlangıçta halvete girmiş ve bir çok erbain çıkarmış, Şems-i Tebrizi ile karşılaştıktan sonra halveti terk edip, celveti tercih etmiş, halkın arasına karışmıştır. Halvetiliğin bir uzantısı olan Bayramiye Tarikatında da, bu tarikatın esasını teşkil eden halvetin önemini koruduğunu ve Hacı Bayram Veli tarafından bizzat uygulanmıştır.

Tasavvuf tarihinde, en yaygın ve etkin tarikatlardan Nakşibendiyye Tarikatında ilk dönemlerde görülmemekle birlikte, Mevlana Halid Bağdadi'den sonra, Halidiyye kolunda da halvet uygulanmıştır.

Mutasavvıf olan Niyazi-i Mısri tarikat isimlerini birer izafet olarak görür. Niyazi-i Mısri, bu konuda, "her kim izafetleri düşünerek, dar beşeriyyet yurdundan, Allah'ın geniş arzına hicret ederse ona ya nebi, ya rasül, ya veli denir. Fakat; henüz oraya kavuşmayan, yolda bulunan kimseye ya Halveti, ya Celveti, ya Kadiri, ya Mevlevi, ya Nakşibendi denilir. Yollar mahlukatın nefesleri sayısınca çoktur. Ehl-i tarik birbirine tercih edilemez." diye buyurmaktadır. Bu manada iştihat kapısı da kıyamete kadar açıktır. Zira bütün nehirlerin, derelerin ve akarsuların denize aktığı gibi bütün tarikatlarin gayret ve yönelişleri Hakk'a ulaşmak içindir.

Her ne kadar Halveti Tarikatı'nın kurucusu Ömer Halveti olsa da Halveti Tarikatı'nın genişleyip yayılmasını sağlayan Pir-i Sani Seyyid Yahya Şirvani 'dir. Çünkü Halvetilikte ilk defa halifeler yetiştirip, başka memleketlere göndermiştir. Yahya Şirvani etrafında on bin kadar mürid toplayıp onları yetiştirerek tarikatın yayılmasında, öncü olmuştur. Halveti Tarikatı'nın kollara ayrılması Yahya Şirvani'den sonra başlamıştır. Halveti silsilesinde ehlibeytin ve özünde "ehlibeyt" sevgisinin olması, tarikatın en önemli özelliklerindendir.



Sayfalar:
1 2




Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları ancak hakka ve hikmete uygun olarak yarattık. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Sen şimdi güzel bir şekilde hoşgörü ile muamele et.
(Hicr, 85)
Allah’ın tercih edeceği, arif olan dostlardır.